Ana SayfaKültür-SanatÖlüm siyasetine hafızayla meydan okumak – Bekir Avcı

Ölüm siyasetine hafızayla meydan okumak – Bekir Avcı

HAFIZA MERKEZİ – Zorla kaybedip bedeni mezarsız bırakmadan, onu öldürüp mezara gömdürmeyen bir siyaset anlayışının yani ölüm siyasetinin hakim olduğu bu zamanlarda düzenlenen “Aşikâr Sır” sergisi, devletin hafıza-kırımına meydan okuyor. Anıl Olcan, Asya Leman, Hacer Foggo, Mert Kaya ve Hafıza Merkezi’nin çalışmalarının sergilendiği sergi 21 Mayıs’a dek Karşı Sanat’ın yeni yerinde.


Bekir Avcı


Bir vesikalık yani portre fotoğraf, selfie’den farklı olarak bize fotoğraflanan kişinin varlığına tanık olan bir ikinci kişi olduğunu söyler. Yani biri onu gözleriyle görmüştür. Kendinin (belki de artık burada olmayan) kendine tanıklığı değil, bir başkasının ötekine tanıklığı vardır. Basit gibi görünse de bu tanıklık esasında varlığa dair bir şey söyler.

1990’larda zorla kaybedilenler örneğinde görüldüğü üzere devlet, varlıklarını dahi tartışılır kılmaya çalışarak kayıpları kayıp olmaktan çıkarmakta, onlar sanki hiç yokmuş gibi davranmaktadır. Bu nedenle kaybedilenlerin kaybedildiğini söylemek devletin ontoloji oyununa çentik atmak demektir. Cumartesi Anneleri’nin yaptığı belki de tam olarak budur; dile getirmek ve devletin oyununu bozmak. Lakin bu yüzden annelere Galatasaray Meydanı yasaklanmıştır.

Portre fotoğrafta bakış karşıya yönelir, bakana mıhlanır ve bakışlar çarpışır. Vesikalığı kucağında taşıyan bir Cumartesi Annesi de çocuğunun bakışını kendi bakışıyla bütünleştirerek bu bakışı dışarıya (devlete) yöneltir artık. İşte burada tanıklık katmanlaşır, bakış çoğalır. Bu ise sıradan bir bakış değildir, varlığını ispatlayan ve hesap soran bir bakıştır. Kaybedilenin kucakta tutulan vesikalığı artık burada olmayanı buraya, şimdiye getirir.

Hakikat Adalet Hafıza Merkezi’nin Karşı Sanat’la beraber hazırladığı “Aşikâr Sır” sergisinde yer alan işler, faili yüzleşmeye çağıran bu tanıklığı irdeliyor.

Örneğin Anıl Olcan’ın kaybedilenlerin vesikalık temsillerini mermer taşlara bastığı yerleştirmeleri iki şey yapıyor. Zorla kaybedilenlerin bir zamanlar burada olduğunu söylüyor. Onların varlığını tartışılır kılmaya çalışan devlete, vesikalıklarla cevap veriyor. Vesikalık temsillerin mermer taşlara basılmış olması ise kayıplara bu dünyada sembolik bir mezar, yani bir yer ve beden ayırıyor. Sergi metnini kaleme alan Yıldırım Türker’in sözleriyle “nisyana direnen taşlar” Olcan’ınkiler, “Hatırlıyoruz, biliyoruz, hesabını soracağız diyen taşlar.”[1]

Asya Leman’ın bu taşları kaybedilenlerin İstanbul’da anıldıkları yerlerde gösteren videosu ile Mert Kaya’nın Hafıza Merkezi’nin zorla kaybedilenlerin yakınlarıyla yaptığı görüşmelerden Cumartesi Anneleri eylemlerine dair görüşlerin derlendiği, Galatasaray ve toplanılan diğer meydanların hafızasına dair videosu, Hacer Foggo’nun 90’larda zorla kaybedilenlerin mücadele sürecine ayna tutan belge niteliğindeki kontak baskıları ise Olcan’ın işlerini tamamlıyor.

Hafıza-kırıma karşı

Bugün zorla kaybedip bedeni mezarsız bırakmadan, onu öldürüp mezara gömdürmeyen, toprağa verilse dahi mezardan çıkaran bir siyaset anlayışı hakim. İktidarın ölüm siyaseti bu, ancak bunla sınırlı değil, çok yönlü, çok boyutlu. Kanun Hükmünde Kararnameler ile ihraç edilenlerin ölüme terk edilişi dahi bu siyasetin bir parçası.[2]

Adnan Çelik iktidarın bu can-kırım siyasetine hafıza-kırımın eşlik ettiğine dikkat çekiyor.[3] Galatasaray Meydanı’nda çocuklarının kemiklerini arayan ailelere meydanı yasaklamak, onları yerlerde sürükleyerek gözaltına almak bu kırımın bir ayağı. Cenazeleri gömdürmemek ya da ailelerden kaçırmak da bir başka ayağı. Peki, iktidarın bu ölüm siyasetinin karşısına nasıl dikilmeli?

Nihayetinde hafızanın hedef alındığı bu siyasetin karşısına hafıza-direnişini koymak gerek. Belki o zaman ölüler toprağa kavuşacak, kayıplar bulunacak, bir yaşam siyasetine ulaşmak mümkün olacaktır.

“Aşikâr Sır” sergisi de esasen bunu yapıyor. Aslında bir sergiden fazlası. Beyoğlu’ndaki Aznavur Pasajı’nda bulunan Karşı Sanat’ın mekanı, bugün devletçe abluka altında tutulan Galatasaray Meydanı’na tam karşıdan bakan yerinde, hafıza-kırıma meydan okuyor, yok edilmeye çalışılan hafıza-rejimini diri tutmaya çalışıyor.

Bu nedenle 21 Mayıs’a dek sürecek serginin mekanının bir hafıza ve yüzleşme mekanı olduğunu söylemek doğru olacaktır.

Sergiyi şu adresinde ziyaret edebilirsiniz: Karşı Sanat, Aznavur Pasajı, Beyoğlu-İstanbul


[1] Yıldırım Türker, “Nisyana Direnen Taşlar

[2] KHK ile ihraç edildiği için pasaportuna el koyulan Prof. Dr. Haluk Savaş bu nedenle kanser tedavisi için yurt dışına gidemiyor. Savaş gibi binlerce kişi var. KHK mağduru olduğunu ve yaşam hakkının elinden alındığını söyleyen kanser hastası Ramazan Çınkır’ın durumu da farksız. Çınkır 6 ayı aşkın zamandır ilaçlarına ulaşamıyor. KHK ile ihraç edilip farklı işlerde çalışmak zorunda kalan ve iş cinayetlerinde yaşamını yitirenler de var. Prof. Savaş’ın sözleri durumu özetler nitelikte: “KHK’lılar vatandaşlık haklarından mahrum bırakılıyor. Seyahat hürriyetleri yok, mesleki ehliyetleri ellerinden alınıyor. Bunlar İkinci Dünya Savaşı döneminde bizzat Yahudilere yapılan uygulamalardır. Bunun Hitler dönemi Almanya’sından ne farkı var?”

[3] Adnan Çelik’in “Can-kırımdan hafıza-kırıma: Sur’da yeni-den rejim inşası” ile “Devletin zillet makamında Kürt ölüleri” başlıklı yazılarına bakılabilir.