Ana SayfaGüncelTekçi eğitime karşı tarihe düşülen bir dipnot: “Her Mal Dibistanek”

Tekçi eğitime karşı tarihe düşülen bir dipnot: “Her Mal Dibistanek”

HABER MERKEZİ – Yasaklı bir dil, mühürlenen bir okul, evlerini okula çeviren aileler ve burada anadilinde eğitim gören çocuklar… Diyarbakır’da Kürtçe eğitim veren Ferzad Kemanger isimli ilkokulun kayyum tarafından kapatılmasıyla yasaklı bir dili tekrar güçlendirmeye çalışan insanların projesiydi “Her Ev Bir Okul”. Şimdiyse Ardin Diren’in yönetmenliğinde bu hikaye Kürtçe ismi “Her Mal Dibistanek” ile beyazperdeye taşındı. İlk gösterimini 12 Mayıs Pazar günü 7. FilmAmed Belgesel Film Festivali’nde yapacak olan ‘tarihe bir dipnot’ niteliğindeki filmin yönetmeni Diren’in Yeni Yaşam gazetesindeki röportajını paylaşıyoruz.


Röportaj: Neğşirvan Güner


“Her Ev Bir Okul” projesini belgesele dönüştürme hikayeniz ne?

Uzun yıllardan sonra Kürdistan’da yerel yönetimlerin güçlenmesiyle beraber ilk defa tamamı Kürtçe eğitim veren bir okul açıldı. Daha doğrusu o dönemde Kürdistan’ın birçok ilinde bu tarz deneyimler oldu. Bu deneyimin biz Kürtlere eğitimin nasıl olabileceğine ve asimilasyon politikalarının nasıl deşifre edebileceğine dair bir yol gösterebileceğine olan inancımla biraz bu hikayeyi anlatmak istedim. İlk defa bir okul açılmıştı. Ve o okul her yıl daha da büyüyüp genişliyordu. Bu okulların bu coğrafyada yarattığı farkındalık gözle görülür hale geldi ve Kürtçe eğitimin nasıl verilebileceği iktidara gösterildi. Resmi ideoloji tarafından çoğu kez “Kürtçe serbest olsa bile eğitim dili olamaz, bu yeterlilikte değil” düşüncesi dillendirildi. Ama bunun yalan olduğu bu deneyimlerle somuta kavuştu.

Tabii ki mevcut iktidar ve sömürgeci zihniyet bundan hiç hoşnut olmadı ve bu okulları kapatmak için hemen kolları sıvadı. Birçok ilde açılan bu okulları tek tek kapattı. Ferzad Kemanger okulu da bu okullardan bir tanesiydi. Diyarbakır’da birçok öğrenciye Kürtçe eğitim veriyordu. Ama kayyumlar atandıktan sonra ne yazık ki kapandı. Ve oraya giden öğrenciler tekrar Türk okullarına gitmek zorunda kaldı. Ama bunu reddeden ve evlerde bu eğitimi sürdüren bir kitle de vardı. Her evi bir okula dönüştürme fikri çok orijinal bir şey bana göre ve bu orijinal fikrin bugün yaşam buluyor olması çok sevindirici. Bu sistemi Kürtlerin yaşadığı her yerde geliştirmek ve büyütmek lazım bana göre. Dayatılan resmi eğitim anlayışına karşı geliştirilen sivil itiaatsizlik eylemi aslında. Tekçi eğitim sistemini bir nevi protesto anlamını da taşır. Çok değerli bir tutum olarak görüyorum bunu. Bu durum gözümüzün önünde yaşanıyordu ve her gün bu görüntülere tanık oluyorduk. Bunun görülmesi lazım. Anlatılması ve unutulmaması gerekir. Biraz bu misyonla bu gerçekliği belgelemek ve tarihe bir dipnot bırakmak istedik. Belki bu belgeselin olması için öncülük ettim ama bunu birçok arkadaşla beraber yaptık. Bu belgeselin yapım sürecinde birçok arkadaşın emeği var.

Yönetmen Ardin Diren

Okula da adını veren Ferzad Kemanger’in hikayesinden yola çıktığınızı söylediniz, Ferzad Kemanger kim?

Rojhelatlı yüreği güzel bir insan. Çocukluk düşlerine ihanet etmeyen bir öğretmen. Tarih içerisinde Kürtlere karşı geliştirilen asimilasyon politikalarını çok iyi analiz etmiş bir aktivist aynı zamanda. Burada birçok çalışma yürütür ve deyim yerindeyse kendini çocuklara adar. Çok yönlü bir insan; resimle de uğraşır ama asıl mesleği öğretmenlik. Köy köy dolaşıp çocukların düşlerine ortak olur ve onlara eğitim verir. Rojhelat bölgesinde öğretmenlik yaptığı sırada İran rejimi tarafından tutuklanır ve idama mahkum edilir. 4-5 yıl cezaevinde kalır ve bu süreçte müthiş okumalar yapar.

Anlatılanlara göre cezaevinde de bu düşüncelerinden vazgeçmemiş ve birçok faaliyet yürütmüştür. Ardında bıraktığı yazıların edebi derinliği çok yüksek ve felsefik altyapısı da bir o kadar güçlü. 2006’da dört arkadaşıyla beraber tutuklanan Ferzad Kemanger yürütülen uluslararası kampanyalara rağmen İran rejimi tarafından 2010 yılında asılırlar. Ferzad’ın hikayesi de biraz böyle ve Diyarbakır’da onun anısına yakışır bir şekilde okula ismi veriliyor. Bir anlamıyla “Her Ev Bir Okul” Kemanger’in yaşam mücadelesiyle de çok örtüşüyor. Bu çocuklar ve aileler gücünü Kemanger’in felsefesinden alıyor ve böyle bir şeye karar veriyorlar.

Çekimler sırasında çocuklarla nasıl bir iletişim içerisinde oldunuz? Neler hissetiniz?

Çocuklarla bir çalışma içerisinde olmak gerçekten zor. Hele bu bir belgesel veya sinema filmiyse iş daha da zorlaşıyor. İlk etapta bir süre onlarla kaldım ev ev dolaştım ve gözlemlerimiz oldu. Aslında bir yönüyle de birçoğunu tanıyorduk. Öğretmenlerin birkaçı bizim arkadaşlarımızdı. Yine birçok öğrenci için de durum buydu. Buna rağmen yine de hemen kamerayı doğrultup onların hikayesini kurgulamak ya da bir şeyleri anlatmalarını beklemek pek ahlaki olmazdı zaten. Onun için kamerayı doğrultmadan önce onlarla bir göz göze gelmek, temas kurmak gerekirdi. O samimiyeti yakalamak lazımdı. Onların da beni kabullenmesi gerekirdi.

Çok doğal bir süreç oldu aslında, çok da zorlanmadım. Bu coğrafyada yaşıyorum ve onların dilini konuşuyordum. Yabancılık hissi yoktu. Ortak paydalarımız çoktu, onun için onlarla birlikte dayanışmalarına ve direnişlerine dahil oldum. Gün geçtikçe de bu çocukların özgüvenlerine ve düşünsel perspektiflerine hayran kaldım. Kürdistan’da hiç Türk okullarına gitmeyen çok içten çocuklar. Bir avuç da olsa asimile edilemeyecek çocukların olduğunu bilmek görmek ve onları tanımak müthiş bir his. Kendi adıma bunu çok derinden hissettim ve bu meseleye dair inancımı tazeledim diyebilirim.

Çocukların Ferzad Kemanger Kürtçe Okulu’nun kapatılmasına tepkileri nasıldı?

Buna belgeselde geçen bir diyalogla cevap olayım durum anlaşılsın. Bir yerde okulu kimin ve niye kapattığını sorduğumda verilen cevap şöyleydi, “Polisler bizi kıskandı ve okulumuzu kapattılar” oldu. Çocuk hafızasında okulun önüne gelen TOMA ve akrep araçları yerleşmiş bir kere ve bu çıkmıyor. Okulun mühürlendiği zamanlar (bu okul birkaç defa mühürlendi ve halk o mührü kaç kere kırdı) sürekli bir arbede vardı ve kapatılmaya karşı çıkan kitleye saldırılar oluyordu.

Böyle bir okula bu durumu reva görmek gerçekten de bu yüzyılda büyük bir ayıp. Onun için çocuk bu pencereden bakıyor. Gerçekten de onları kıskandılar. Çünkü okulları tam da anlattıkları gibi renga renk bir okuldu ve kıskanmamak elde değildi. Bunu bir yana bırakacak olursak, bu okulda okuyan çocukların bilinç düzeyleri gerçekten de çok yüksek. Okulu kimin kapattığını ve ne için böyle bir şeyi yaptıklarını çok iyi biliyorlar. Bu tarihi, bu zamanı, içinde bulundukları durumu çok iyi okuyorlar. İster istemez de bir refleks sahibi oluyorlar. Ama bana göre en önemlisi de okullarını özlüyorlar ve bir an önce dönmek istiyorlar. Okulu kapatanlara bunu söylüyorlar.

Anadil, Diyarbakır, çocukluğun ve Ferzad Kemanger… Bunlar sende nasıl duygular ifade ediyor?

Yanılmıyorsam (Milan) Kundera’nın bir sözüydü, “İktidar sizi nerenizden yaralıyorsa, orası sizin kimliğiniz olur.” Onun için bugünkü anlamıyla dilimiz bir nevi kimliğimiz oluveriyor. Ve bu kimlik için verilen bir mücadele var. Şüphesiz biz Kürtlerin tarihte yara aldığı birçok şey var. Ama dil kadar trajik olanı yoktur bana göre. İnkar ve imha siyasetinin yıllardır Kürtler üzerinden nasıl yürütüldüğü bilinmektedir. Cumhuriyetle beraber Kürdistan’da geliştirilen savaş ve asimilasyon politikaları bugün de canlılığını korumaktadır. Tüm bunların tanığı ve sanığı da Diyarbakır şehri olmuştur diyebilirim. Her Kürdün çocukluğunda veya yetişme evrelerinde anadil ile ilgili bir hikayesi bulunur az çok. Benim de var tabi. Yıllarca devlet tarafında bir zamanlar asimilasyonun gerçekleşebilmesi için bu coğrafyada açılan yatılı bölge okullarında okudum. Dayakla, zorla bize Türkçe öğretildi. Bu durumu kendim birçok kere yaşadım.

Bu tahribatları o zaman kestiremiyorsun, tarihsel ya da sosyolojik bir çıkarımda bulunamıyorsun. Bunu yıllar geçtikten sonra anlayabiliyorsun. Biraz da üniversite yıllarında Kürt özgürlük hareketi sayesinde yaptığım tarihsel okumalarla bu gerçekliği kavradım. Ve artık bundan nasıl kurtulurum ve bununla nasıl hesaplaşırımın peşine düşüyorsun. İşte Kürtçe okuma ve yazmayı öğrendim. Bir daha da bırakmadım, bırakamadım. Zira arınmak uzun sürüyor. Ama inat etmek lazım ve zorlamak lazım. Böyle bir çalışmayla tabi biraz da çocukluğumuzla da yüzleşiyoruz ve bu neslin böyle bir okul sayesinde kendini var etmesi içimizde ukte kalan şeylerin gerçekleştiriliyor olması çok önemli ve gerekli bir şey. En çok da Ferzad’ın düşlerinin bugün bu şekilde böylesi anlamlı bir okulla vücut buluyor olması insana daha da umut veriyor. Ferzad gibi bir kalbin, düşüncenin ve inanç timsalinin açtığı bu yol çok değerli ve bütün Kürtlerin bu yolu izlemesi gerekir düşüncesindeyim.

Çekimler sırasında çocuklarla yaşadığın ya da unutamadığın duygulu anlar oldu mu?

Beni en çok duygulandıran şey şu oldu; belgeseli çekerken dolmuşla çocukların evlerine gidiyorduk. Ve bazı çocukların evinin yolu Ferzad Kemanger okulunun yanından geçiyordu. Arada her ne kadar binalar olsa da ara sokaklardan hep birlikte Ferzad Kemanger okulunu görmeye çalışıyorlardı. Yanından geçerken de büyük bir coşku duyuyorlardı. Birkaç defa buna tanık oldum ve bu durum beni duygulandırdı. Bir diğer şey de okulun şu an bulunduğu durumun görüntülerini de çektim. Onlar da belgesel de var. Sözde kütüphane yapılmış ama bomboş ve hiçkimse gitmiyor. Daha önce renk cümbüşüne bürünen okula bir boya çekmişler sıralar, masalar, kitaplar ve daha birçok şey üst üste yığılı halde duruyorlar. Bir yandan evlere giden çocuklar bir yandan da burada boş duran bu okulun olmasını çok garipsedim ve gereksiz buldum. Açıkçası bu durum çok zoruma da gitti. Bu dile, bu çocuklara, bu coğrafyaya reva görülen bu olmamalı. Böyle kör ve düşmanca bir zihniyetin bu coğrafyadan bir an önce gitmesi için “Her Ev Bir Okul” fikrinin bir daha önemine vardım.

Geçtiğimiz günlerde Tokyo Üniversitesinde Kürtçe’nin seçmeli ders olarak okutulmaya başlandığı basına yansıdı. Daha sonra öğrendik ki Türkiye Dışişleri Bakanlığı bu haberlerden sonra derslerin kaldırılması talebinde bulunmuş. Siz neler düşündünüz bu haberi görünce, şaşırdınız mı?

Zaman zaman bu tarz haberler basına yansıyor; doğrudur ama durum öyle bir hal almış ki artık normal olan bir habere bile seviniyoruz ve hayretler içerisinde kalıyoruz. Oysa ki çok doğal bir şey böyle bir yerde Kürtçe’nin seçmeli ders olarak okutulması. Bu haberi gördüm tabii. Olumlu ve güzel bir durum olması gereken bir durum aslında. Ama Türkiye devletinin hemen derslerin kaldırılması talebi beni hiç şaşırtmadı. Çünkü, Kürde ve diline tahammül edemiyor, bu çok açık. Ne yazık ki bu devleti az çok tanıyoruz. Bu kararları da niçin verdiğini biliyoruz. Daha önce de bu tarz yaklaşımları gördük ve okuduk. Bundan bir an önce vazgeçmesi lazım ve evrensel hukuk normları çerçevesinde Kürtlere ve dillerine bakabilmesi gerekir. Türkiye’nin karnesi bu tarz kararlarla günbegün kötü notlarla doluyor. Umarım Kürtçe diline karşı bu korku bir an önce son bulur ve bu tarz yaklaşımlar sergilenmez. Bu yaklaşımlarını çok üzücü ve gereksiz buluyorum. Bir devlet için çok büyük bir ayıp.

Belgeseliniz ne zaman gösterime giriyor?

Belgeselimiz, 12 Mayıs Pazar günü saat 19:00 da Diyarbakır’da gösterilecek. Bu yıl yapılacak olan 7. FilmAmed Belgesel Film Festivali kapsamında gösterilecek. Aynı zamanda belgeselin galası olacak bu gösterim. Öğretmenler, öğrenciler ve ailelerle beraber izleyeceğiz. Bu çalışmanın Mayıs ayına denk gelmesi başka bir önem arz ediyor. Biliyorsunuz her yıl 15 Mayıs’ta Kürt Dili Bayramı da kutlanıyor ve aynı zamanda Ferzad Kemanger ve arkadaşlarının ölüm yıldönümü. Bu anlam vesilesiyle belgeseli özellikle bu tarihe denk getirdik.

Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Böyle bir belgeseli yapmamızın amacı salt bir belge ve arşiv oluşturmak değil. Bu belgesel aracılığıyla biraz da Kürt dilinin içinde bulunduğu durumu tartışmak ve gündeme getirmek istiyoruz. Nasıl bir eğitim modeli oluşturmak gerekiyor tartışmasını da açmak gerekiyor. Asıl amacımız biraz da bu bunu gündemde tutup konuşabilmek ve bir çözüm yolu bulmak. Dile karşı geliştirilen bu saldırıların önüne geçebilmek ve alternatif çözümler geliştirebilmek. Umarım bu belgesel buna vesile olur, Kürtçe eğitim meselesine bir katkı sunar ve “Her Ev Bir Okul”a dönüşür.


Kaynak: Yeni Yaşam