Ana SayfaYazarlarİbrahim Aslan23 Haziran sonrası yeni dönem ve HDP – İbrahim Aslan

23 Haziran sonrası yeni dönem ve HDP – İbrahim Aslan


İbrahim Aslan


Türkiye, AKP’yi 17 yıl boyunca iktidara taşıyan 2000’li yıllardan daha ağır bir süreç yaşıyor. O dönemin kriz koşullarında iktidara gelen AKP, IMF ve Dünya Bankası’nın Türkiye’ye çıkardığı reçeteyi harfi harfine uygulayarak, 17 yılda ülkeyi şimdi içerisinde bulunduğumuz koşullara getirdi.

Yolsuzlukla mücadele edeceğini söyledi, yoksullar kat be kat artmış durumda. Yoksunlukla mücadele edeceğini söyledi, yoksunluk ülkenin elitleri dışında tüm insanlarımız tarafından iliklerine kadar yaşanıyor. Yoksullukla mücadele edeceğini söyledi, AKP’nin iktidara geldiği kriz koşullarında insanlar protesto haklarını kullanıyordu, yazar kasayı başbakana fırlatabiliyorlardı şimdi ise kendilerini yakıyorlar.

Ancak bu acı durum mevcut iktidarın ve onun güdümündeki tekleştirilmiş medyanın umurunda dahi değil.

AKP-MHP iktidarının yenilgiyi hazmedemeyip her türlü hukuksuzlukla yenilediği 23 Haziran’da gerçekleştirilen İstanbul seçimleri, son yıllarda emareleri görülmeye başlayan AKP iktidarının dönüşü olmayan bir yola yani orta vadede Türkiye siyasetinden silineceğinin işaretlerini veriyor. AKP’yi 17 yıl boyunca iktidara taşıyan kriz koşulları, bu kez AKP’yi götürecek.

Türkiye Cumhuriyeti’nin 100 yıllık sorunlara çözüm olmayan ‘tekçilik’ hattına sarılan Erdoğan ve partisi AKP de adım adım Fikret Başkaya hocamızın deyimiyle siyaset sahnesinden Asıl Devlet Partisi’nin de ayak oyunlarıyla süpürüleceğe benziyor. Asıl Devlet Partisi’nin 17 yıllık icraatlerinin sorumlusunun da kim olduğu açıktır. Arif olana tarif yapmak doğru olmaz!

Ekrem İmamoğlu ve CHP

23 Haziran’da ise, 31 Mart’ta aldığı düşük farkla seçim galibiyetine rağmen tekrarlanan seçim ile AKP’yi tabi ki HDP seçmenlerinin olmazsa olmaz desteğiyle adeta sandığa gömen Ekrem İmamoğlu figürü ile karşı karşıyayız. Özellikle 31 Mart seçimlerinin ardından İstanbul seçimlerinin sadece büyükşehir belediye başkanlığı üzerinden tekrarlanması, iktidar bloğu olan AKP-MHP’nin bu süreçte sürekli hata yapması, mağdurun yanında saf tutan insanlarımızın(!) gayretiyle Ekrem İmamoğlu’nu, Recep Tayyip Erdoğan’ın balkon konuşmaları formatında bir lider olarak vizyona getirmiştir.

AKP-MHP bloğunun tüm hukuksuz uygulamalarının yanı sıra Ekrem İmanoğlu için yaşananlara baktığımızda çizilen tablo üzerinde oldukça düşünülmesi gereken bir gerçeklik karşımızda duruyor. Sistemin yarattığı ve halka sunduğu figürlerde mahsumiyet aramak, bizim işimiz olmamalıdır. Bu işin gerisine, yaratılan siyasi figürlerin zamanla nasıl halkı peşinde sürüklediklerine ve sonuçta nasıl bir sonla sahnelerden çekildiğine sadece cumhuriyet tarihini inceleyerek, yapacağımız değerlendirme yeterli gelir.

Yüzüğüyle siyaset sahnesine sürülen Erdoğan’ın, şu anda spot lambaları altındaki ekonomik ve siyasi portresi hepimizin karşısındadır. Fazla da uzağa gitmeye gerek yok kanısındayım.

Yine patronlar kulübü TÜSİAD’ın Ekrem İmamoğlu için ‘Yeni dönemde iş dünyası da üzerine düşen sorumluluğu yerine getirecektir’ açıklamasında bulunması, İmamoğlu’nun asıl kimlerin temsilci olduğunu da açık bir şekilde ortaya koymaktadır.

İmamoğlu’nu 23 Haziran seçimlerinden sonra herkesin daha yakından takip etmesi gerekiyor. Öyle gözüküyor ki, Türkiye Cumhuriyeti siyaset arenasının hem uluslararası sermaye hem de Türkiye burjuvazisinin desteklediği yeni ekran yüzüdür İmamoğlu.

23 Haziran sonrası HDP ne yapacak?

HDP’nin 31 Mart seçimleri için belirlediği “Kürdistan’da kazanma Türkiye’de kaybettirme” stratejisi, Kürt illerinde  bazı haklı nedenleri olmakla birlikte tam olarak bir sonuç alamasa da Batı’da ise istenilen sonucu ortaya çıkarmıştır. Sistem partilerinin blokları içerisindeki dengeleri iyi hesaplayan HDP, okun sivri ucunu iktidar bloğu AKP-MHP’ye çevirerek onlara ciddi anlamda kaybettirmiştir.

Gerek 31 Mart seçimlerinde gerek ise İstanbul’da ortaya çıkan 23 Haziran tablosunda, eğer AKP-MHP iktidarı karşıtlarının alkışlaması gereken bir parti varsa o parti HDP’dir. Türkiye’de bugün ortaya çıkan ve önümüzdeki dönemi de belirleyecek olan siyasi atmosfer, HDP tarafından ortaya çıkarılmıştır. Sistem partilerin tüm zorlamalarına rağmen, Kürt illerinde bir bütünen AKP-MHP ya da CHP-İYİ Parti’nin, HDP’ye karşı ortak hareket etmelerine rağmen HDP, AKP’nin 17 yıllık iktidarının sona yaklaşmasının asıl itici gücü olmuştur.

Durum bu şekilde iken, 23 Haziran sonrası HDP’yi bekleyen tehlikeler de oldukça büyüktür. Uzun süredir birçok gündem ile aynı anda mücadele eden, her türlü baskıya rağmen ayakta duran HDP, aynı zamanda örgütlenme konferanslarıyla 7 yıllık sürecini bir eleştiri özeleştiri süzgecinden de geçirmektedir.

PKK lideri Abdullah Öcalan’ın da ‘sistem partilerine angaje olmayın, tarafsız durun, üçüncü çizgi olma misyonunuzu koruyun’ uyarısı, HDP açısından öyle gözüküyor ki hayati önemdedir. Öcalan’ın projesi olan HDP, elbette ki bu uyarıları dikkate alacaktır. Ancak bizim de sistem partisi değil ama sistem içi mücadele yürüten ve Türkiye’de yeni süreci başlatan kilit parti HDP’ye şu önerilerimiz olabilir:

  • Sistem partileri içerisindeki dengeler ya da bloklara göre yeri geldiğinde politika yapan HDP, ideolojik hattını önemle vurgulamalı. Her hangi bir sistem partisine angaje olma pozisyonuna düşmemeli, ideolojik silikleşmenin önüne geçmelidir.
  • Sistem içi mücadele aynı zamanda birçok sistem hastalığının da partiye sirayet etmesi demektir. Bu hastalıklardan kurtulmanın yolu partinin iktidar olgusunu parti içerisinde nasıl ele aldığı ve iktidarı nasıl dağıttığı ile ilgilidir. Örgütlenme konferansları süreciyle kendisini eleştiri-özeleştiri masasına yatıran HDP’nin tam da bu hastalıklardan kurtulacağı süreçtir.
  • Kurulduğu günden bu yana ülkedeki ezilen halklar, inançlar ve kimlikler adına hareket eden HDP’nin sınıfsal alandaki örgütlülüğü zayıftır. Bu alanda yaratılacak örgütlülük, HDP’nin ideolojik hattının da daha belirginleşmesi ifade edecektir.
  • Kürt illerinde alınan belediyeler üzerinden tüm Türkiye’ye sunulacak bir belediye modeli ortaya konmalıdır. HDP’nin belediye eşbaşkanlarının halkla ilişkilerinden yapılan işlere kadar oluşturacağı model, parlamentoda yürütülen üst düzey siyasetten çok daha önemlidir. Asıl odaklanılması gereken yer yerel yönetimler, ideolojinin yaşam bulacağı bu alanlar olmalıdır.
  • HDP, sistemin insanlarımıza sürekli sunduğu ‘lider’ figürünün değil kolektif çalışma tarzının partisi olmak zorundadır. Asıl kahramanın halk olduğu tarihsel deneyiminden hareketle, halk gibi yaşamak ve halk ile birlikte yönetmek HDP’nin çalışma gerçeği olmalıdır.