Ana SayfaManşetGergerlioğlu: AKP, uçurumdan MHP ile yuvarlanacak – Özlem Ergun

Gergerlioğlu: AKP, uçurumdan MHP ile yuvarlanacak – Özlem Ergun

HABER MERKEZİ – Geçtiğimiz ay biri Halfeti’den diğeri Ankara’dan gelen iki haber ile ‘sistematik işkence’ yıllar sonra bir kez daha gündemimize girdi. Türkiye’de ‘hak ve yaşam’ ihlallerinin her türlüsü, her alanda çeşitli düzeylerde yaşanırken bu iki olayı farklı kılan neydi? “Bu uygulamalar tamamen yeni bir kulvarın açıldığını söylüyor” diyen HDP Kocaeli Milletvekili, TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu üyesi Doktor Ömer Faruk Gergerlioğlu ile konuştuk.


Söyleşi: Özlem Ergun


Halfeti’de 18 Mayıs’ta polisler ve PKK’liler arasında çıkan çatışmada bir polis hayatını kaybetmiş, olayın ardından Urfa’nın Halfeti ilçesi, Dergili (Dêrto) mahallesinde düzenlenen operasyonla üçü çocuk olmak üzere en az 54 kişi gözaltına alınmıştı.

Gözaltıların hemen ardından haber ajanslarına düşen bir ‘fotoğraf’, elleri ters kelepçelenmiş yüzükoyun yere yatırılmış insanların maruz kaldığı ‘işkenceyi’ görüntülüyordu.

Fotoğraf, Halfeti Jandarma Bozova Yaylak Jandarma Komutanlığı bahçesinde çekilmiş ve kendisini ‘özel harekat polisi’ olarak tanıtan bir kişi tarafından sosyal medyada paylaşılmıştı. ‘İşkencenin boyutlarını’ ise işkenceye maruz kalanların anlatımlarından ve Urfa Barosu’nun hazırladığı rapordan öğrendik.

Bir başka işkence haberi, Halfeti’deki bu olaydan 8 gün sonra 27 Mayıs’ta başkent Ankara’dan geliyordu. Bu kez olay mahalli kentin göbeği, Ankara Emniyeti’ydi.

‘Sınav yolsuzluğu’ iddialarıyla Dışişleri Bakanlığı eski personeline düzenlenen ve 249 kişi hakkında yakalama kararı çıkarılan operasyonda 78 kişi gözaltına alınmıştı. Yine işkenceye maruz kalanların ‘anlatımları’ ve bu kez Ankara Barosu’nun raporu ‘işkencenin boyutlarını’ bir kez de burada gözler önüne seriyordu.

Yaygın olarak 12 Eylül 1980 ile birlikte toplumsal muhalefeti ‘baskılamak, yok etmek’ üzere bir ‘devlet politikası’ olarak hayata geçirilen ve takip eden 90’lı yıllar boyunca da siyasi iktidarlar tarafından dolaşımda tutulan ‘sistematik işkence’ geri mi geldi?

‘Hak ve yaşam ihlallerinin’ her türlüsünün her alanda ve tüm zamanlarda çeşitli düzeylerde yaşandığı Türkiye’de “Zaten hiç gitmemişti ki” demek mümkün ve doğru elbet.

Ancak ‘demokratikleşme’ iddiasıyla iktidara gelmiş ve iktidarda olduğu 17 yılın önemli bir kısmını “İşkenceye sıfır tolerans” söylemleri ile geçirmiş iktidar cephesinde şimdi ne olmakta ki, 90’ların karanlık yıllarının geri geldiğini düşündüren bir siyasi iklimin içine düştük.

Topluma özellikle izlettirilen ‘sistematik işkence’ ile ‘beka propagandası’ ve AKP’nin MHP ile yapmak zorunda kaldığı ‘ittifak’ ne anlama geliyor? Bundan sonra ne olacak?

HDP Kocaeli Milletvekili, TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu üyesi Doktor Ömer Faruk Gergerlioğlu ile konuştuk.

“Biz bunu yapıyoruz, kimseden de çekinmiyoruz” deniliyor

Öteden beri gözaltında ve cezaevlerinde çeşitli düzeylerde ‘hak ihlallerinin’ yaşandığını biliyoruz ancak Halfeti’deki işkenceyi bu tip ihlallerden farklı kılan nedir? ‘Sistematik işkence’ geri mi geldi?  

Halfeti, son zamanlarda rastladığımız en vahim olaylardan. Gayet net bir tablo var ortada. Bir çatışma sonrası sivil halk gözaltına alındı. Yaşları 13 ile 75 yaş arasında değişen kişilerdi bunlar ve içlerinde 13-15 ve 17 yaşlarında üç çocuk vardı ve 4 gün boyunca gözaltında tutuldular. Diğerlerinin gözaltı süresi de uzatıldı. Bozok Yaylak Jandarma karakolunda darp edilerek gözaltına alınan insanlar ters kelepçe ile saatlerce yüzükoyun yatırıldılar. Üstüne bir de fotoğraf çekiliyor. “Biz bunu yapıyoruz, kimseden de çekinmiyoruz” denilmek istenen bir fotoğraftı bu. O fotoğraftan sonra gözaltında çok daha ‘vahim’ şeylerin olacağı belli idi. Ve öyle de oldu. “Sistematik işkence yapılmıştır” diyebiliriz elbet. Halfeti olayında Urfa Barosu bir de rapor yayınladı. İnsanların cinsel organlarına elektrik bile verildiği belgelendi. Farklı kişiler hep aynı şeyi söylüyordu. Halfeti olayı çocukların da işkence içine dahil edilmesi ile önceki yılların görüntülerini ortaya koyması açısından son derece vahim bir tablo. Bu tip insanlık dışı uygulamaların ‘Kürt sorunu’ denen gerçekliği büyütmekten başka bir işe yaramayacağını kamu görevlileri anlamıyor, anlamak istemiyor.

Yöneticiler öylesine ifadelerde bulunup, öyle uygulamalara imza atıyorlar ki buradan vazife çıkaran kamu görevlileri inanılmaz ‘hukuksuzluklar’ yapabiliyor. Bu tip uygulamalar kamuoyuna yansıdığında ise ‘sümen altı’ ediliyor.

Bu uygulamalar yeni bir kulvarın açıldığının işareti

‘Sistematik işkence’ siyasi iktidarın bilgisi ve onayı dışında gerçekleşebilir mi? Halfeti’de uygulanan sistematik işkence ‘siyaseten’ ne anlama geliyor?

İktidar kendince ‘yeni bir perspektif’ çizdi. Şimdi yeni bir Türkiye ve yeni bir ‘beka’ var.  Bu ‘beka’ uğruna ‘demokrasi, hukuk, anayasa’ tamamen rafa kalmış durumda. OHAL, zaten bu fiiller için uygun zemini oluşturdu. Resmi olarak güya iki yıl sürdü ama şu an OHAL’in ‘kalıcılaşmasını’ izliyoruz. Türkiye’nin çok önemli sorunları var. Bunları konuşmak yerine şiddet ve baskı mekanizmalarını devreye soktular. Ben bunun Erdoğan’ın ‘kişisel’ kararından çok genel bir ‘devlet kararı’ olduğunu düşünüyorum. Bu tavır, sorunları elinin tersiyle iterek devletin o bildiğimiz genetik yapısına ‘geri dönme’ halidir. ‘Otoriter’ bir yapı tercihi ile devam eden oldukça sert bir durum. ‘Beka’ dedikleri oldukça ‘ağır’ ve ‘öfkeli’ bir kelime aslında. Beka devletin ‘hışmını/azamatini’ gösteren bir kelime ve özelikle kullanılıyorlar. Eskiden olduğu gibi ‘ulu devlet’ şimdi de karar verdi ve “Bu da böyle olacak” diyor. Bu uygulamalar tamamen yeni bir kulvarın açıldığı ve tahmin edemeyeceğimiz uygulamaların geleceğinin de işaretlerini veriyor. Çünkü alanen ‘işkence’ yapılıyor, ‘sistematik’ olarak yapılıyor ve kesinlikle hesap sorulmuyor, hesap verilmiyor.

12 Eylül’le benzer zamanlardayız

İşkencenin yakın zamanda gündeme geldiği bir başka yer ise Ankara Emniyeti…

Halfeti sonuçta bir Kürt ilçesi. Denilebilir ki, “O bölgelerde işkence hep oluyor” ama 8 gün sonra da Ankara Emniyeti’nde işkence vardı. Ankara Barosu da bu işkenceyi belgeledi. 2010 yılında girilen İçişleri Bakanlığı ‘personel sınavında usulsüzlük’ yapıldığı iddiası ile insanlar ağır ithamlarla sorgulandı. Olayın bir de şöyle bir yönü var. Bu personel Ahmet Davutoğlu zamanında alınmıştı. Şimdi bu bir ‘FETÖ’ operasyonu mu? Davutoğlu’na ‘Sen ‘FETÖ’cüsün’ deme operasyonu mu? Aslında o döneme gidip incelediğiniz zaman bir devlet organizasyonu olduğunu görüyorsunuz. Aslında devlet sınav yönetmeliğini değiştiriyor ve bir takım kişilere kolaylık sağlıyor ve bazıları sınavı kazanıyor. Sen o zaman bunları kendin yapmışsın zaten, şimdi ise bir günah keçisi bulmuş. ‘Sen şunun adamı mısın?’ sorgulamasıyla yine çok ağır işkence yapıldı insanlara. Beni mesela dört ülkenin büyükelçileri ziyaret etti. İnsan hakları kuruluşları keza… “Eski meslektaşlarımıza ne yapılıyor, bu durum nedir?” diye sordular.  Bütün bunlar Türkiye’de işkencenin ne kadar keyfi ve pervasızca yapılabildiğini gösteriyor. 12 Eylül’le benzer zamanlardayız açıkçası.

Yargı reformu bir ‘makyaj’

Halfeti’de ve Ankara’da işkence görüntülerinin basına yansıdığı günlerde Cumhurbaşkanı Erdoğan dizi ‘hak ve özgürlük’ vaadini ‘yargı reformu’ adı altında vaaz ediyordu. Bu tabloyu, AKP iktidarının son dönem politikaları açısından nasıl okumalıyız?

Siyasi iktidar her alandan çok ‘ağır eleştiriler’ alıyor. Hak ihlallerini kapsayan olayları ‘dosya dosya’ yayınlıyoruz. Türkiye, insani ve hukuku gelişim endekslerinde sürekli gerilen ve artık ‘dibe vurmuş’ bir ülke. Bu, özellikle son yıllarda oldu. Avrupa Birliği (AB) ilerleme raporları sürekli kötü geliyor, her geçen yıl daha da ciddi gerilemeler söz konusu. Bunların üstünün örtülemez hale gelmesiyle artık bir ‘makyaj’ yapmaları gerekiyordu ve bir de altından kalkılamayacak ‘teknik hususlar’ vardı. AB ile ilişkilerde oralara bir mesaj vermek gerekiyordu. Bir de tabi cezaevleri, adliyeler dolmuş taşmış durumda. Çünkü en ufak muhalefet edene ‘terörist’ damgasını vurup, hayatını karartıyorsunuz.  Biri bir bankaya para yatırmış, atmışsınız içeri. İki yıl cezaya çarptırdığınız doktoru ömür boyu mesleğini yapamayacak hale getirmişsiniz vs. Böyle bir tablo oluşturmuşsunuz, cezaevleri tıka basa dolu. Şimdi ister istemez bir ‘makyaj’ yapmak zorunda.

Bir tarafta MHP ile ittifak kurmuş ve ‘beka’ söylemi ile işsiz, geleceksiz, yoksul kitleleri sandık etrafında konsolide etmeye çalışan bir AKP… Diğer tarafta toplumun nerdeyse kalan yarısını oluşturanların seslendirdiği ‘demokratikleşme’ ihtiyacı… AKP’nin bundan sonraki politikaları ne yöne evrilecek?

AKP, yolunu belirlemiş durumda. Çözüm süreci bittiğinde biz bunu ‘buzdolabına koyduk’ lafları etmişlerdi. Şimdi görünen o ki buzdolabı filan yok, çözüm süreci tamamen ‘çöpe atılmış’ durumda. Çözüm sürecinin bitirilmesi ve MHP ile birliktelikler hepsi aynı anlayışı yansıtıyor. Dünün çok öfkeli Bahçelisi, bugün neden ‘Erdoğan’ın emrine amade’ bir şekilde duruyor. Önemli bir konsensus var burada. ‘Beka’ kavramına yönelik ‘ortak hareket niyeti’ var. Şimdi de, ‘yeter ki Türkçü, milliyetçi, otoriter devlet anlayışı devam etsin’ zihniyetiyle bu ortaklık uzun süre devam ettirilecekmiş görünüyor.

İktidar tarafından ‘Beka’ denilerek yaygınlaştırılan ‘düşmanlaştırma, ayrıştırma, terörizme etme’ politikalarının AKP tabanında hala bir karşılığı var mı? AKP tabanının bugün AKP’den beklentisi nedir? Siyasi iktidar, geldiği yer itibarıyla tabanın beklentilerini karşılayabilecek durumda mı?

Bu iktidar ‘oy kaybı’ yaşamasına rağmen halen MHP ile birlikte maalesef yüzde 50 oy alabiliyor. AKP, propagandasından öte devlet aygıtları kullanılarak ‘devlet propagandası’ yapılıyor. ‘Beka’ denilerek, basın yayın organları da kullanılarak ‘milliyetçi-muhafazakar’ taban motive edilmeye çalışılıyor. AKP tabanının bir kısmı ‘yozlaşma ve bozulma var’ diye rahatsız. Ülkemizde yıllardır dinle Türkçülük çorba edilerek ‘din’ gibi sunuldu. Ekonomik açıdan değerlendirilse, şu anda AKP’nin ancak yüzde 5- 10 oy alması beklenirdi. Çünkü ekonomi vahim… İşsizlik yüzde 30’ları bulmuş, esnaf şikayetçi, yatırımlar durmuş durumda. AKP; bu ağır ekonomik tabloda varlığını MHP ile ittifakla sürdürebiliyor. Şu anda ‘Goebbels’ vari bir propaganda ile ‘ülke elden gidiyor’ propagandası yapıyorlar. Adam açlığını/susuzluğunu unutuyor ‘ülke elden gidecek’ diye. Ancak bu durum da artık bir yere kadar gider. ‘Fakirlik/açlık’ arttıkça ekonomik tablonun karanlığı derinleştikçe insanlar “yeter artık” diyebilir. Ancak hayal kırıklığımız şu; bu halk çok daha öncesinde bunu demeli, bu propagandaya kanmamalıydı. Ama Erdoğan, kendisi için ‘alternatif’ oluşmasına izin vermeyecek bir iktidar anlayışına sahip.  İktidara gelebilecekleri ya hemen ‘bertaraf’ ediyor, ya da ‘bünyesine alarak’ yok ediyor. Yol yapmakla, han-hamam yapmakla, göz boyamakla da bir yere kadar. Valiler, kaymakamlar AKP il başkanı gibi AKP militanı gibi çalışıyor. Ekonomideki bu ‘yıkımı’ göstermemek için çok güçlü propaganda yürütecekler.

Uzun zamandır ‘AKP’nin yönetememe krizinden bahsediliyor. AKP’nin yönetemediği tam olarak nedir? Daha ne kadar yönetemeyecek?

Oradaki ana problem Erdoğan. Kendisine sürekli bir ‘günah keçisi’ arıyor, buluyor da. Seçimden önce İstanbul-Ankara belediye başkanlarını bulmuştu, daha önce de birlikte saf tuttuğu arkadaşlarını ekarte etmişti. Şimdi de böyle yapacak, bundan sonra da. Ana sorun Erdoğan’ın ‘otoriter/tekçi’ tavrı. Kendisi, bunun bir ‘sorun’ olduğunun farkında değil.

Bu ‘tekçi’ yapının parti içinde de rahatsızlıklara yol açtığını duyuyoruz ancak sonra da hayal kırıklığına uğruyoruz. Mesela Bülent Arınç, bu tip şeyleri en üst perdeden eleştirdi ama sonra da gitti ‘Yüksek İstişare Kurulu Başkanı’ oldu. Numan Kurtulmuş ne diyordu, ‘Harun geldin, karun gidiyorsun.’ Bunlar çok önemli ve ağır eleştirilerdi ve maalesef Kurtulmuş’ta AKP’ye başkan yardımcısı oldu.

Davutoğlu ise bu halka ‘yeni bir ufuk, yeni bir umut’ sunamaz. Dün gerektiği zaman eleştirmeyen birisi bugün ne yapabilir. Eski bir takım küskünler var, gözü açılan, muhalefet eden var ama maalesef itirazlar yeterli değil. Erdoğan usta bir siyasetçi, rakiplerini nasıl ‘ekarte’ edeceğini, yeni sorunlarla nasıl baş edeceğini çok iyi organize edebilen biri.

Çöküş ‘makyaj’la maskeleniyor ama AKP uçurumdan MHP ile yuvarlanacak

Önümüzde ‘yerel yönetim’ seçimi olmaktan çıkarak ikinci kez ‘iktidara evet mi hayır mı?’ referandumuna dönüşmüş bir İstanbul seçimi var. Ve Erdoğan iktidarı için ‘iyimser tahminler’ yapılmıyor. Siz bu seçim tablosunu nasıl yorumluyorsunuz?

Erdoğan seçimleri kazansa bile ‘düşüş dönemine’ girmiştir. Önü alınamaz bir çöküş, 3-4 yıldır ‘makyaj’ yapılarak ‘maskelenmeye’ çalışılıyor. Erdoğan’ın en iyi yaptığı işlerden biri bu ‘maskeleme’ zaten. Şu anda MHP ile işbirliği yaparak ‘düşüşünü gizlemeye’ çalışıyor ama uçurumdan aşağı MHP ile birlikte yuvarlanacak açıkçası. Evet, oy-moy alıyor ama partinin de içi boşalıyor bu arada. Şişerken içi çürüyen, dışı büyüyen bir ‘balon’ var ortada. Bu gidişat, bu kafayla ‘suyun akışına ters bir yönde’ gitmeye çalışıyor.  Ülke açısından hiç iyi bir kader beklemiyor bizleri. Önemli karışıklıklar olabilir. Erdoğan, “Ben iktidardan ayrılmayacağım” diyor. Oysaki, demokrasilerde iktidarların devamlılığı ‘halkın iradesine’ sunulur. Ancak bu, Erdoğan’ın zihninde böyle değil. Erdoğan hala kendine yeni hedefler koyup, ‘dört nala’ oralara gitmeye çalışmakta. Etrafındakilerde demiyor ki, “Sen ne yapıyorsun?”  Realite ile bağdaşan bir durum değil ama bu ‘hamleleriyle’ oylarını düşürmüyor.

31 Mart öncesi çılgınca koştu, günde 8 miting yaptığı oldu. Bu insani bir şey mi Allah aşkına. Erdoğan ‘proaktif’ bir politikacı ama bütün bu koşturması kendi çıkarı ve kendi hakimiyeti için. Bu arada dini kullanıyor, medyayı kullanıyor.

23 Haziran’a kadar olan geri çekilme, ‘mevzi’ bir geri çekilme. 23 Haziran için yeni bir ‘taktik’ oluşturdular. Erdoğan 23 Haziran’dan sonra eski tutumuna, sahalarda bolca göründüğü günlere geri dönecek.