Ana SayfaKültür-Sanatİyinin yalnızlığı – Bekir Avcı

İyinin yalnızlığı – Bekir Avcı


Bekir Avcı


Boşluğa bakıyor Lazzaro, Ay’la konuşuyor, herkesin imdadına yetişip, habire koşturuyor. Mutlu bir insan o. Mutluluğunun kaynağı ise iyiliği, başkalarını mutlu eden iyiliği. Ama kendinde iyi o. Tanrı için değil misal. Yüzüne ve bedenine de yansıyor bu; bakışı, sesi, yürüyüşü ve eylemi mutlak bir uyum içinde. Tüm varlığı iyilik için, bütün varoluşu iyiliğe ait.

Alice Rohrwacher’in masalsı filmi “Mutlu Lazzaro”ya adını da veren Lazzaro karakteri, doğru tabirle ‘mucizesiz bir aziz’. Lazzaro’nun mutlak ve çıkarsız iyiliği karşısına dünyamızın olağan kötülüğünü koyuyor yönetmen. Feodalizmden kapitalizme uzanan bir sistem eleştirisi sunan film, sistemin ürettiği kötüden ziyade sistem-dışı bir iyinin portresini sunuyor. Film her ne kadar iyilik ya da kötülüğün efendi-köle, sömüren-sömürülen, yöneten-yönetilen ilişkisi içerisinde şekillendiğini, bu düalizmlerden kopuk olmadığını söylese de, bunun ardına ve ötesine bakmaya da zorluyor bizi. Yani öncesiz ve sonrasız kendinde iyiliğe.

Kötülükten ziyade iyiliği sorgulamaya meyilliyizdir. Öyle ya “Bunca kötülük neden?” demeden önce “Bu safça iyilik niye?” diye buyururuz. İyiliğe aldığımız bu cephe ile zamanla kötüyü düşünmeyi terk eder, iyide kusurlar bulmaya başlar, iyinin saf, cahil ya da aptal olduğu görüşünü savunurken buluruz kendimizi.

Mutlak iyiliğin fena olduğuna dair bu düşünce insanı kötünün dünyasından yaşama bakmaya zorlar. Yani kötüden hareketle iyiye gitmeye çabalarız. Bu bizi bir çıkmaza sürükler. Kötülüğün yollarında dolanırken yolumuzu kaybediveririz.

Peki, insansı etik ve ahlakımızın başlangıç noktası sayılabilecek iyi-kötü düalizmindeki çıkış ve varış adresimizi değiştirirsek ne olur? Yani iyiden iyiye gitmeye kalkışırsak?

Etrafımızı sarmış kötülüğü kanıksamış bizler filmi izlerken Lazzaro’nun iyiliği karşısında üzülür ve hatta ona kızarız. Çünkü onun bu denli iyi oluşu esasen ‘kötü’dür. O da en azından diğerleri kadar kötü olmalıdır! Öyle midir? Saf iyilik karşı-devrimci midir?

Kötünün dünyasından Lazzaro’ya ulaşma çabamız Lazzaro’nun iyiliğini kötülemeye dek varır. Ama o yine de iyiliğinden ödün vermez, kötüyle kötü olmaz. Bizden farklı olarak saflığını muhafaza eder. Onun iyiliğine hiçbir kötülük etki etmezken, onun iyiliği tüm çevresini etkiler, herkesi büyüler aslında. Ancak bu büyü sürekli olarak bozulur.

Nihayetinde molar düzeyde iyi olan bizler (anti-kapitalistler, işçiler, yoksullar, kimsesizler) içimizdeki kötüyü dinler ve Lazzaro’nun mutlak iyiliğini cezalandırırız. Onu iyiliğiyle baş başa bırakırız. Yani iyiden iyiye gitmeye teşebbüs dahi etmeyiz çünkü bunun sonunun kötü olacağını düşünürüz. Yönetmen de bu kötümserliği tutar, nitekim filmde iyilik de cezalandırılır.

Lazzaro’nun mutluluğu ile iyiliğinin biraradalığı bize, yaşamdaki yüce amacımız olan mutluluğa nasıl erişebileceğimiz sorusunun cevabını verir aslında: iyi olarak. Lakin cevap bu olsa da mutlak iyiliğin yani mutluluğun bir cezası olduğu tezi de tutulur. Böylece iyiden iyiye giden bir hat çizmek bir kez daha imkansız kılınır.

Hikayesi gerçekçilikten büyülü gerçekçiliğe akan “Mutlu Lazzaro”da kötülük gerçekliğin, iyilik ise büyülü gerçekliğin bir parçasıdır sanki. Yani kötü gerçek olandır, iyi ise düşsel. Öyle midir? Saf iyilik bu kadar mı uzaktır dünyamızdan?

Previous post
Adana'da bir kişi borçları yüzünden intihar etti
Next post
Erdoğan ve Bahçeli’den YSK kararı yorumu