Ana SayfaKültür-SanatKieslowski’ye atıfla “Yüzlerle Konuşmak”

Kieslowski’ye atıfla “Yüzlerle Konuşmak”

HABER MERKEZİ – Dokumentarist 12. İstanbul Belgesel Günleri kapsamında izleyiciyle buluşan “Yüzlerle Konuşmak- Kieslowski’ye Atıf” filminde Artıkişler Video Kolektifi, Balıkesir Ayvalık’ta yaşayan insanlara kameralarını çeviriyor. Polanyalı yönetmen Krzysztof Kieslowski’nin 1980 yılında Varşova kentinde insanlara yönelttiği “Sen kimsin?” ve “Ne istiyorsun?” sorularının cevaplarını 2018 yılında Ayvalık’ta arıyor kolektif üyeleri. Yeni Yaşam’dan Neğşirvan Güner kolektif üyelerinden Ömer Şamlı, Kudbettin Cebe ve Alper Şen ile film üzerine konuştu. Bu söyleşiyi paylaşıyoruz.


Söyleşi: Neğşirvan Güner


Documentarist 12. İstanbul Belgesel Günleri kapsamında gösterilen “Yüzlerle Konuşmak – Kieslowki’ye Atıf” filminizi hangi fikir etrafında ele aldınız?

Ömer Şamlı: Ekim 2018’de bir hafta sonu sabahı Kieslowski’nin 1980 yılında çektiği “Yüzlerle Konuşmak” belgeseli, internette Türkçe altyazılı bir şekilde karşımıza çıktı. Belgeseli izledik ve epey bir etkilendik. Biz de görüntüyle yıllardır içli dışlı olduğumuz için, neden ayağımızın bastığı topraklarda bu belgeseli tekrar, Kieslowski’yi anarak çekmeyelim diye düşündük ve kendimizi yaklaşık 3-4 hafta sokaklara vurduk. Somut bir şekilde cevaplamak gerekirse: İki sorunun cevabı yaşadığımız yerde nasıl cevaplanıyordu, bunun peşindeydik. 21. yüzyılın ikinci destesinin sonuna gelirken “Sen kimsin?” ve “Ne istiyorsun?” soruları video aracılığı ile nasıl bir yansıma yaratacaktı ve biz bunu kaydedenler olarak nasıl yansıtacaktık? Öte yandan Kieslowski’nin çektiği 38 yıllık görüntülerin yansımasının bizde nasıl bir iz bıraktığının peşine düşmek ve 2018 Türkiyesi’nin cevaplarının ileride, 38 yıl sonra izleyecek olanda da iz bırakacağının tahayyülüyle bu belgesel fikrini ele aldığımızı söyleyebiliriz.

Alper Şen: Bir filmin ya da eserin yeniden üretimi o eseri izleyiciye anımsatarak ve karşılaştırarak yeniden tartışmaya açabiliyor. 1980’de Polonya’da Kieslowski’nin takip ettiği yöntem, aynı zamanda Ulus Baker’in “Duygular Sosyolojisi” olarak tarif ettiği haliyle insanların duygularını anlatabildiği araçların ve yöntemlerin sosyal bilimlerin kurtuluşu olarak yorumlamasına benziyor. Filmdeki iki soru da bireyi kendisi ile baş başa bırakan sorular olduğu için izleyici de kendi cevaplarını film boyunca konuşan yüzlerle beraber veriyor. Ömer’in ve Kutbettin’in “Duyguların bir diyaloğa dönüşme imkanı var mıdır?” sorusu “Yüzlerle Konuşmak” filminin ortaya çıkış nedeni olarak da görülebilir.

Filminizde insanlara yönelttiğiniz soruları size yöneltsem, kameranızı kendinize çevirseniz neler söylersiniz? Siz kimsiniz? Ve ne istiyorsunuz?

Ömer Şamlı: Ben kimim? “Bilmiyorum” diye başlardım herhalde. Tabii bu soruyu şu anda evirip çevirip cevaplayabilirim, çekim sırasında karşımızdakine pek bu evirme çevirme şansını vermedik. Yazı yazarken oluşan görselde her zaman bir ‘geri al’, yani silgi kullanma seçeneği var, ancak kameraya cevaplar bu şekilde yansımıyor, montajda yansıtma imkanı oluyor. Mimiklerin, kilon, bakışın, kırışıkların ve heyecanın… hepsi bir cevap veriyor. Kamera o kadar güçlü ki, kayıt süreci 1 atış hakkı tanıyor karşındakine, kamera her bana döndüğünde farklı cevaplayacağımı düşündüğüm ve şu an buraya yazdığım bir cevap bu sanırım. Ben, “ben kimim?” sorusunun cevabını arayan bir belgeselciyim.

Kutbettin Cebe: Film iki soruyu düşündürtüyor; “Sen kimsin ve ne istiyorsun?”. Bu iki temel soruyu tabi ki cevaplamak zordu, keza filmde de bu soruların kolay cevaplanmadığını görüyorsunuz. Kieslowski bir röportajında bu sorulara kendisinin de cevap veremediğini söylüyor. Bununla birlikte Kieslowski insanın kendisini tanıması gerektiğinden bütün yazılarında dem vuruyor. “Kendi yaşantınızın büyük bir kritiğini yapın aksi takdirde hayatı doğru okuyamazsınız” diyor. Ben de bu iki soruyu uzun uzadıya sordum kendime. Ancak kendime verdiğim cevapların çok bulanık olduğunu gördüm. Flu bir cevaplar silsilesi. Zihin ve bütün duyular afallıyor bu sorular karşısında. Çünkü modern dünya size ne olduğunuzu öğrenmeye dair hiç fırsat vermemiş ki. Bir taraftan kimlik mücadelesi veriyorsunuz, bir yandan sınıfsal olarak ayakta kalma mücadelesi veriyorsunuz, bunlar yetmiyormuş gibi modern dünyanın bütün bunalımları ile karşı karşıya kalıyorsunuz. Katmer katmer acının altındaki öze ulaşmak gerçekten çok zor.

Alper Şen: Filmdeki cevapların tamamında da bir anlamda Ömer’in ve Kutbettin’in konuşan yüzler aracılığı ile bu sorulara cevap verdiğini düşünüyorum. Bu sorulara cevap veren bireylerle empati kurduğumuzda geçmişe ya da geleceğe gitmek mümkün. Bununla birlikte bu soruya verilen cevaplarda da aslında hayattaki en soyut varlığın kendimiz olduğunu ve ne kadar betimlense de yine eksik kalan bireyin, olanca gizemiyle tarif edilmeye çalışıldığını hissediyoruz her cevaplama çabasında.

“Yüzlerle Konuşmak”, 1980

Krzysztof Kieslowski atıf ettiğiniz filmde yönetmen 1980’de Polonya’daki insanlara kamerasını çeviriyor. Artıkişler Kolektifi de 2018 yılında Balıkesir’de tekrar bu soruların cevaplarını arıyor. İki kent arasında nasıl bir bağ kurdunuz? Ya da bir bağ mı arıyorsunuz?

Alper Şen: İki kent arasında kurabileceğimiz en sağlam bağ, ikisinin de dünyada oluşu galiba. Kieslowski filmi başka bir şehirde çekmiş olsa yine benzer bir etkilenme söz konusu olurdu. Kutbettin ve Ömer, Kieslowski’yle ve 1980’de bu sorulara cevap vermiş insanlarla kurdukları duygu akışını bugün yaşadıkları Ayvalık sokaklarında arıyorlar. Bu arayış kent-taşra-kimlik-cinsiyet-yaş-din-sınıf gibi katmanların arasında gezinirken, iki filmde de bireyler vermeye çalıştıkları cevaplarda bir varoluş kaygısının ortaklığını bize gösteriyor. Belirsiz bir gerçeği tanımlama çabası içerisinde anlam yitimini hissetmek, iki filmde de bireylerin türlü nedenlerle baskı altında kaldıkları yaşam koşullarından kaynaklanıyor.

Sorduğunuz bu iki soruyu Ulus Baker’in “Sanat ve Arzu”, “ Arzu ve İstek” kavramları üzerinden nasıl yorumlarsınız?

Alper Şen: Ulus Baker arzuyu yaşamın temel unsuru, elemanı gibi ve özü olarak yorumluyor. Filmde konuşan yüzlerin kendilerini ve ne istediklerini tanımlama çabası, varlığa anlam katan özün arzu olduğunu da bize bir anlamda gösteriyor. Bireyde varoluşun anlamını aramaya iten soru, yani “ne istiyorsun?” sorusu arzunun kendisi ise, filmde bireyler kendilerini, geleceğe ya da geçmişe dair gerçekleşen/gerçekleşmeyen arzularıyla tanımlıyorlar. Yaşama arzusu da varoluş sorusuna anlam üretirken ortaya çıkıyor. Belgeselde verilen cevapların birbirini tamamlayarak zıtlaşması ise Baker’in “anlamak” eylemine atfettiği, kanaatlerin göreceli bir yansıması olduğu düşüncesi ile örtüşüyor. Bu nedenle hayatın anlamını kendi varoluşları üzerinden tarif etmeye çalışan bireyler ise bir anlamı değil hayatın duygusunu bize yansıtıyor.

Aynı zamanda “Roza-İki Nehrin Ülkesi” belgeselinizden dolayı “terör örgütü propagandası” yapmakla suçlanıyorsunuz. Belgelemek ve tanık olmak nasıl bir “suç” teşkil ediyor?

Kutbettin Cebe: Devlet için alerjik iki kelimeden bahsediyorsunuz; belgelemek ve tanık olmak. Rojava Devrimi ile ilgili bir belgesel çektik ve yıllar sonra birileri çıkıp dedi ki “Neden bu belgeseli çektiniz, çekecek o kadar şey varken neden Rojava?” Neden Rojava olduğunun cevabını herkes pekâlâ biliyor. Belgelemek ve özellikle kamu adına belgelemek bu işin birincil kısmı. İnsanlığı heyecanlandıran bir devrim yaşanıyor ve siz bunu belgeliyorsunuz. Bundan doğal ne olabilir ki? Devlet, hayatımızı, aşkımızı, kimliğimizi, rengimizi belgelemek yetkisini kendisinde görüyor. Bu yetkileri kim verdi acaba ona. “Dolaylı rıza”dan bıktık! Belgesel kamu adına zamanın tanıklığını yerine getiriyor. Bunu yerine getirmeye devam edecek.

Documentarist kapsamında gerçekleştirilen “Sansürle Mücadele” formunda neler konuşuldu. Sansürle mücadele nasıl bir yol izlenecek bundan sonra?

Alper Şen: Forumda özellikle bugünlerde sansürün ve baskının sıradanlaşabildiği bir ortamda neler yapılabileceği ve dayanışmayı nasıl çoğaltacağımız üzerine konuşuldu. Görüntülerine ve kayıtlarına el konulan belgeselcilerin ve gazetecilerin kayıtlarının öncelikle hepimizin kolektif hafızasının bir parçası olduğunu ve sansürün de bu kolektif hafızanın oluşmasını engellemek amacı taşıdığı dile getirildi. Bu nedenle sansürle mücadelenin yöntemlerinden ilkinin sansürü sıradanlaştırmamak ve sansürün bireysel arşivleri değil, kolektif hafızayı hedef aldığını vurgulayarak bir farkındalık oluşturmak olduğunu söyleyebiliriz.

Artıkişler Video Kolektifi’nin yeni projeleri var mı?

Ömer Şamlı: Bir önceki soruya bağlantılı olarak, hali hazırda belgeselci arkadaşımız Oktay İnce’nin yaklaşık 13 haftadır verdiği mücadeleyi paylaşmak isterim. Belki bir proje değil, ama Artıkişler’in de bir parçası olduğu bir hak arama eylemselliği. Bu hem kayıt altına aldığımız, hem de görünür kılmayı hedeflediğimiz bir nokta. Oktay İnce’nin 20 senelik arşivine, sabaha karşı bir gün hukuksuzca el konuldu. Gerekçe ise bir sosyal medya paylaşımı. Yani arkadaşımızın sinema, belgesel, video-eylem/video-sanat görüntüleri ve yazıları ile hiç bir alakası olmayan bir gerekçe. Bu gerekçeyi meşru bir zemine oturtsak bile Oktay İnce’nin arşivinin şu anda kendi elinde olması, emniyetin sadece kopyalama işlemine hakkı olduğunun farkındayız. Bu bir çok arkadaşımızın başına gelen, artık baskısını her anımızda hissettiğimiz, belgesel yapmanın imkansız hale geldiği şartları protesto etmeyi bir eylemsellik hali olarak önümüze koyuyoruz.

Bunun dışında Artık işler Video Kolektifi video imajı ile düşünmeyi ve konuşmayı amaçlayan, göç ve dayanışma ağlarından toplumsal belleğin görsel izlerine dek uzanan bir görsel hat üzerinden “Geride Kalanlar” ya da “Atık Sözlüğü” gibi farklı medyumlarda ilerleyen ama birbiri ile diyalog halinde çalışmalar yürütmekte. Şunu da, sizin bu nazik söyleşi teklifiniz aracılığıyla, belirtmek gerekir ki: Artıkişler ‘kolektif’ kelimesinin içe dönük olma ihtimalini ısrarla kırmaya çalışan, dışa dönük, büyümek yerine yayılmak gayesini taşıyan bir oluşum. Bir fikrin düşünme ve uygulama halinde de ortaklaşmayı hedef alıyoruz. O yüzden her türlü “birliktelik” adına, görsel düşünebileceğimiz özgür platformlar ve iletişimler en büyük kazancımız oluyor. Bu röportaj vesilesi ile, başka başka birliktelikler için, iletişim bilgilerimizi de röportajın sonuna eklemek isterim: [email protected]


Kaynak: Yeni Yaşam
Previous post
"Rüyet": Kalp gözü ile bakmak – Demet Parlar
Next post
Mansur Yavaş: Belediyenin malları TOKİ'ye devredilmiş