Ana SayfaManşetKimin ‘pençe’si, kime ‘pençe’? – Reha Önal

Kimin ‘pençe’si, kime ‘pençe’? – Reha Önal


Reha Önal


İran, Irak ve Türkiye sınırlarının kesiştiği yer olan Hakurke’ye ve sınır hattına doğru yapılan ve adına “Pençe Harekatı” adı verilen askeri operasyonun zamanlamasını manidar bulanlardanım.

Öyle ya Kürt halkının demokrasi ve özgürlük mücadelesine sürekli şüpheyle yaklaşan ve Kürt meselesine dair her gelişmenin zamanlamasını “manidar” bulan beyaz okumalara inat, gerçek siyahiliğin ve sınıfsallığın, egemenin-devletin attığı adımların zamanlamasının izini sürmek olduğunu fazlasıyla tecrübe etmiş toprakların çocuklarıyız nihayetinde.

Sayısını hatırlama gereği bile duymadan her iktidar sıkışmışlığının, krizinin yaşandığı dönemlerde Kürt’e vurmanın, sövmenin bir iktidar devşirme alanı olduğuna fazlasıyla şahitlik ettik. Ama ne hikmetse Kürt meselesinin bir iktidar yönetim tekniği olarak araçsallaştırma çabalarını görmeyen, görmek istemeyen, en naif deyimiyle çekingen, en çıplak söylemiyle beyazlar dünyası, ‘Cumhuriyet Ötekileri’nin yaşadığı her acının, en az politika sahipleri kadar müsebbibidir. Evet;

  • “Tam da İstanbul seçimi sürecinde sınırlarımızın ötesine yapılan askeri harekatın zamanlaması manidar değil mi?”
  • “Bu askeri operasyonun amacı milliyetçiliği kabartarak rakibi İmamoğlu’nu bu milliyetçilik yarışında sınıfta bırakmak ve seçimi kazanmak olabilir mi?”
  • “Neden hemen hemen her seçim sürecinde ‘teröristlere’ göz açtırmıyoruz?”

Çoğaltılabilecek bu vasat soruları sormaktan bile imtina eden ve hinliği iktidarda aramayan bir muhalefet, demokrat olabilir mi? İşte kadim sorunumuz bu: Devlet havuzunda ıslanan muhalefetin, kuru kalan esmerlere sinirlenmesi! Bu kadar kötülüğün atfedildiği iktidarla (AKP), söz konusu Kürtler olduğunda kendisini eşitlemekten geri durmayan beyaz hovardalığı!

Sadece bize münhasır bir özellik olmadığını bildiğimiz bu beyaz illet defedilmediği sürece kadim sorunlarımızın çözümsüz kalması kaçınılmaz oluyor elbette.

O “pençe” kimin?

Kürt meselesi küresel kapitalizmin sömürgeci politikaları sonucu (Sykes-Picot’tan beri) oluşturulan bir sorun olması itibariyle, bu soruna çözüm üretmeyen her akıl, özünde kapitalizmin yerel taşeronluğuna soyunmuş oluyor.

Dörde bölünmüş devletlerin (İran, Irak, Suriye ve Türkiye) zayıf karnı ve her kaşıdığında kapitalizme siyasal ve ekonomik bağımlılığının arttığı bu sorunu çözmek, ilgili devletlerin de bağımsızlığına gidecek yegane yol. Bunun için de olmazsa olmaz olan ise yeryüzü hegemonlarından farklı bir yol yürümek zaruriyeti. Velhasıl kelam yürüdüğünüz yol kadar yakın, yürüdüğünüz yol kadar uzaksınız.

‘Pençe’nin kime ait olduğunu gösterecek güncel örneklere gelirsek; Irak’ta Kürtler referandum kararı aldığında AKP iktidarı ABD ile aynı saflarda yer aldı. İlkinin aktif ikincisinin pasif tutum alması saflarını değiştirmez. Afrin’e dönük operasyonda Rusya’nın kayıtsızlığı ve ABD’nin umursamazlığıyla Türkiye’nin aktifliği arasında sonuçlar itibariyle bir fark yok. Afrin’in işgalinin Kürtlerde yarattığı kırılma en çok da Kürt-Türk ilişkilerini vurdu. Vurulan bu ilişkiler, halklar olarak bizlere değil finans-kapitale yaradı. Başka bir örnek; sizi uluslararası bir kuşatmaya aldığını söylediğiniz -arada stratejik ortak olarak tarifleyerek ilişkinin gerçeğini itiraf etseniz de- ABD, PKK’nin lider kadrosundan üç kişinin başına ödül koyarken, sizlerin sınırın ötesinde “terör kazıyıcılığına” soyunmanız arasında hangi aşılmaz mesafeler var?

Doğal olarak Kürt sorununun çözümsüzlüğünde oynanan bu ortaklık, sadece günümüz iktidarını değil bir bütün olarak devleti “milli ve yerli” olmaktan çıkarıyor. Kürt sorununun demokratik ve evrensel değerlerde çözümünü sağlayan ya da deneyenler milli ve yerli olacaktır. Millilik ve yerlilik ise bu bağlamda finans-kapitalden kopuş iradesidir.

Netice itibariyle askeri, siyasal, kültürel ve zihniyet kalıpları itibariyle çözümü her öteleyen, çıkmaza sokan aktiflikler, nesnel olarak küresel haydutluğun ‘pençe’si oluyor. El bizim görünebilir, evlatlar bizim olabilir ancak perdenin arkasındaki el kesinlikle bize ait değil! Olsa olsa finans-kapitalin pençesi olur…

“Pençe” kime atılıyor?

Her çözümsüzlük ‘pençe’si, ekonomik ve kültürel olarak Türkiye halklarına kaybettirirken, ulusal ve uluslararası ölçekte iktidar elitlerine kazandırıyor. Kürtlerin kendi sorunlarının çözümünü dayatan gelişimleri, Kürt sorununu uluslararası bir sorun haline getirirken, bölgesel bir denge durumunu da zorunlu kılıyor.

Rojava üzerinden oluşan uluslararası denge pozisyonu, varlığını Kürt sorununun çözümsüzlüğüne borçlu ulus-devletçi iktidarların kalıplarını zorluyor. Klasik yöntemlerle soruna yaklaşımın terk edilmek zorunda olduğu bu dönemde Kürt Hareketi’nin varlığını Güney’de siyasal rakip gören (Barzani hareketi) anlayışla, kendi iktidar bekasına tehdit gören (AKP iktidarı) anlayışın ortaklığı da zamanın ruhunu ıskalamakla mücbir.

Oysa ki klasik isyan döneminin özeleştirisini veren ve “yerel demokrasi perspektifiyle” demokratik siyaset çözümünü öneren Öcalan’ın son açıklamalarına cevaben verilen “Pençe Harekatı”, klasik bastırma yöntemi olarak Türkçü iktidarların aşılmak zorunda olduğu bir zaman aralığına işaret ediyor. Aradan geçen acılı kırk yılın sonunda aşılamayan bu çözümsüzlük politikalarının bugünkü temsilcilerinin ‘pençe’si dışarıda görünse de asıl ‘pençe’ içeriye, Kürdüyle, Türküyle, Çerkeziyle, Lazıyla hülasa hepimize atılıyor. Einstein’ın “Aynı şeyleri tekrar tekrar yapıp farklı sonuçlar beklemek” olarak tariflediği delilik hali, “Kürt Deliliği” olarak karşımızda.

Bu deliliği aşmanın birinci dersi şu: “Aynı gemideyiz, batan Titanic gibi geminin filikaları bir avuç zengini kurtaracak. Biz baldırı çıplaklar aynı sonu paylaşacağız; rengimiz ne olursa olsun!”


Öcalan’ın mesajları nasıl okunmalı? – Reha Önal