Ana Sayfa1 Film 1 YönetmenMateryal dünyaya sırt dönüş: Sean Penn ile “Into the Wild” üzerine

Materyal dünyaya sırt dönüş: Sean Penn ile “Into the Wild” üzerine

HABER MERKEZİ – Sean Penn, yönettiği “Into the Wild” filmiyle tüm birikimini geride bırakarak medeni addedilen topluma sırtını dönen 22 yaşındaki Christopher McCandless’ın Alaska’da sonlanacak yolculuğunu taşır beyazperdeye. Senaryo yazım sürecinde hiçbir duygusuna ihanet etmeden hakikate sadık kaldığını belirten Penn’e göre McCandless’ın hikayesini evrensel hale getiren her birimizin içinde bulunan o yolculuk tutkusu.


Çeviri-Derleme: Tolga Er


Yönetmen Sean Penn’in “Into the Wild” filmi, medeni kabul edilen bir toplumdaki şiddet ve öfkeyi arkasında bırakarak hayatını olması gerektiği şekilde yaşamak için yollara ve doğanın peşine düşen bir gencin yolculuğunu konu edinir.

Jon Krakauer’in Christopher McCandless adlı bir gencin yaşadıklarının izini sürerek kaleme aldığı aynı isimli kitaptan uyarlanan filmde, McCandless’ın yol boyunca kurduğu bağlara ve nihai seyahatine hazırlanışına tanıklık ederiz.

Bilgi ve felsefeyle işlediği entellektüel birikimini artırmaya çalışırken bir yandan da fiziksel olarak hazırlanan McCandless’ın asıl hedefi Alaska’ya ulaşmaktır ve burası onun son destinasyonu olacaktır.

Daha önce yazar Jon Krakauer’in, daha sonra kendine Alexander Supertramp ismini veren McCandless’ın yazdığı günlüğün izini sürerek ve insanlarla görüşerek kaleme aldığı biyografi, Penn’in dokunuşu ve güçlü oyunculuklarla farklı bir deneyime dönüşür.

Burada Sean Penn McCandless’ın hem biyografi yazarıdır hem de seyahat arkadaşı. Bu süreç içerisinde McCandless’ın hem kendini keşfini hem de iki yıl süren yolculuğunu yansıtır izleyiciye.

Kısacası materyal dünyaya sırtını dönerek maceraya atılan bir gezginin hikayesidir “Into the Wild”.

Dünyanın dört bir yanından birçok gezgin bugün bile McCandless’ın anısına hayatını kaybettiği noktaya her yıl gezi düzenliyor.

Sean Penn

Bu hikayenin filme dönüştürülmesiyle ilgili ailenin ilk baştaki isteksizliği senaryoyu yazarken aklınızda yer etti mi? Kimi olayların fazla karanlık olabileceğini düşünerek geri adım attığınız bazı şeyler oldu mu? Yoksa doğru olduğunu hissettiklerinizin peşine mi düştünüz?

Hakkında yazdığım insanları tanıyorum ve onları seviyorum. Haklarında yazdığım her şey doğru. Tanımak ve sevmek, burada ele alınan karaktere saygı duyabilmek adına onların insani duygularını hissetmeye istekli olmaktır. Ki burada sözünü ettiğimiz kişi, tanışmış olmayı dilediğim gerçek biri. Yazmaya istekli olabilmek ve bu karakter için en iyisini ortaya koyabilmek için kendime nefret etme, iğrenme ve geri kalan gerekli her bir duyguyu hissetmeye izin vermek zorundaydım. Buna her şey dahil; sevgi ve kafa karışıklığı da keza. Kısacası o sırada her ne hissettiysem; hissettiklerimi sıralamıyorum şu an. Fakat yazmak ne nazik bir girişimdir ne de dikkatli. Benim bildiğim şey şuydu; hikayeyi anlatırken onların benim hakkımda yapacağı ithamla ilgilenmemeliydim. Oğullarının tercihleri hakkında bilgi sahibi olmam için gerekecek hakikatlerden kaçınmayı istemiyordum. Fakat onlarla kurduğum bağa sadakat gösterdiğim konusunda kendime çok güveniyorum ve bundan kesinlikle eminim. Aynı zamanda bunu, benim için hikayede önemli olanı temel alarak gerçekleştirdim.

Yola koyulduğunuz dönemden aklınızda kalan bir an var mı? Aydınlanma yaşadığınız an oldu mu? 

Asıl soru şu: “Yaşamak istiyor musun -bundan kastım hayatta kalmak değil-, hayatını yaşarken yaşadığını hissetmek istiyor musun?” Biliyorsun, bizden önce dahi burada olan, bizden sonra da burada olacak olan ve gidilecek yerler var. Kendisini doğaya bağlı hissederek bunun önemine varan kişi oraya gidip şunu demiyorsan sadece aptal olduğunu düşünüyordur: “Bu hayat denen şey konusunda bana ne verebilirsin, çünkü senin varlığın karşısında yalnızca bir sivilce olabiliyorum! Ve yüzünün ortasında kırmızı bir leke olduğum sürece beni nasıl hissettirebilirsin?” Ve doğal dünya böyle bir yer; bu denli uç noktaya uzanacak şekilde ilerleyen bir insanı anlamak için yola koyulduğumu göz önüne alırsak, soruya vereceğim yanıt kesinlikle evet olacaktır.

Filminizi yolculuk için bir çağrı olarak görüyor musunuz? Özellikle genç nesiller için? Yolculuğun gerekli bir geçiş dönemi olduğunu düşünüyor musunuz?

Evet, bana kalırsa gerekli. Tedbirsizliği tavsiye etmeyeceğim, ama benim dediğim de yine ona yakın bir şey. Kendinizi denemek ve temkinli davranarak geçiş döneminin yaşanması gerekli, çünkü gelişmiş batı ülkelerinde konfor bağımlısı hale geldik. Her gün Facebook’ta zaman geçirerek 80 yıla kadar yaşayabilirsiniz fakat 80 yılın tamamı boyunca ölü olursunuz, veya dışarı çıkar, belki hayatını riske atar ve gerçekten yaşarsınız. Benim çocuklarım var, onların tedbirsiz davranmasını istemiyorum ve ama yine de buna tamamım. Çocuklara dışarı çıkma ve bunu gerçekleştirme konusunda cesaret vereceğimizi umuyorum.

Christopher McCandless ölümünün ardından efsane haline geldi. Filminizin bu efsane üzerinde mi yoksa bu kişinin insanlığı ve cesareti temelinde mi şekillendiğini düşünüyorsunuz?

Açıkçası ben efsane karşıtıyımdır. Onların işe yaradığını düşünmüyorum. O yüzden bunun kesinlikle benim niyetim olmadığını söyleyebilirim. Peki, buna katkıda bulunmuş muyumdur? Tabii. Her ilaç yanlış kullanılabilir. Fakat burada efsane olmaktan ziyade bağlarla kurduğu bir büyüsü, masumiyeti ve harika bir cesareti var. Bu aynı zamanda hepimizin paylaştığı ortak zaman dilinde kim olduğumuzla ilgili bir efsane. Bunu berbat etsem veya onunla bağ kurabilecek veya kuramayacak şekilde bir şeyler yapsam dahi hikayenin kendisine yanıt verenin sadece ben olmayacağının bilincindeydim. Bunu evrensel bir hale getiren her birimizin içinde bulunan o yolculuk tutkusu.

Alaska Chris’in hayatının tepe noktası olmasaydı şu anda sizce ne yapıyor olurdu?

Benim düşünceme, hayalperest görüşüme göre Jon Krakauer ne yapıyorsa onu yapıyor olurdu; yazıyor, daha fazla geziyor ve gezileri hakkında yazıyor olurdu, fakat bunun ötesinde hiçbir fikrim yok.



Into the Wild (2007)

Yönetmen: Sean Penn

Oyuncular: Emile Hirsch, Vince Vaughn, Catherine Keener

Tür: Biyografi, Dram, Macera

Puanlamalar: IMDB: 8.1, Metascore: 73, Rotten Tomatoes: 82


Indie London’daki röportajın bir bölümü Türkçeleştirilmiştir.
Previous post
Hasankeyf Küresel Eylem Günü'ne çağrı
Next post
Bayram tatilinin ilk günü: Trafik kazalarında 12 kişi öldü, 83 yaralı var