Ana SayfaGüncelSeçimin tablosu – Abdulmelik Ş. Bekir

Seçimin tablosu – Abdulmelik Ş. Bekir


Abdulmelik Ş. Bekir


Türkiye tarihinin en ilginç seçimlerinden biri olarak kayıtlara geçecek olan yenilenen İstanbul seçimleri çarpıcı neticelerle sonuçlandı. Herkes ve her kesim için önemli dersler içeriyor. İlgili tarafların nasıl bir muhasebe yapacağı, nasıl sonuçlar çıkaracağını bugünden itibaren her birlikte göreceğiz. Seçmenin şu an itibarıyla taraflar açısından verdiği mesajlar çok net. Bunun önümüzde, ağırlıklı olarak iç ama kısmen de dış politikaya yansımaları olacaktır. Seçim sonuçlarının şekillenmesine etki eden faktörler, açığa çıkan istatistiki verilerin sosyolojik, politik ve ekonomik etki analizleri önümüzdeki dönemde detaylı yapılacaktır. Ortaya koyduğu sosyolojik ve özellikle politik tabloyu ise şimdiden değerlendirebiliriz.

Erdoğan açısından tablo

İlk olarak iktidarın ve aynı manaya gelmek üzere Erdoğan açısından tabloya bakalım. Tek kelimeyle ifade etmek gerekirse tam bir hezimet. Erdoğan’ın birkaç ay içinde aldığı ikinci yenilgi. İşin püf noktası yenilginin trajik bir şekilde derinleşmesi. Bu artık Erdoğan için bir kriz halidir. Yüzde on civarındaki farkın öyle sağından solundan tutularak yumuşatılacak, hiçbir şey olmamış gibi devam edilecek bir yanı ve imkanı yoktur. Erdoğan’ın baş aşağı giden sürecinin hızlanmasıdır ancak döneminin bittiği şeklinde okumak için bundan sonra yol haritasına bakmak gerekir. Daha önce defaatle vurguladığımız gibi aslında Erdoğan’ın hikayesi, söylemi ve politik ömrü çoktan dolmuştur. Sadece 15 Temmuz Darbe Girişimi bunu Başkanlık sistemi üzerinden uzatmasına olanak tanıdı.

Böyle okusun ya da okumasın seçim tablosunun Erdoğan’ın önüne koyduğu neticeleri sıralayacak olursak;

  • Sorunun en ağırı sistemle ilgili. Her sorunun sihirli çözüm çubuğu olarak gösterilen Başkanlık sisteminin ekonomik, siyasal ve sosyal sorunları kriz haline getirdiği halklar tarafından görülmüş ve reddedilmiştir. Başkanlık sistemi önümüzdeki dönemin önemli tartışma konularındandır.
  • Başkanlık sistemiyle mecburi kalınan ittifaklar seçim denklemini tamamıyla değiştirmiştir. Çok az oyu olan partilerin bile sonuçlara tesir düzeyini artırmıştır. Tek adam rejimi için kullanılmak istenen sistem bumerang misali dönüp Erdoğan’ı vurmuştur.
  • Milliyetçi, hatta gayet de ırkçı, ötekileştirici, kutuplaştırıcı, kibirli savaş dili kısa vadede Erdoğan’a kazandırmış olsa da orta vadede kaybettirmiştir.
  • Ortadoğu coğrafyasında birçok ülkede olduğu gibi Erdoğan ve AKP pratiğinde de siyasal İslamcılığın demokrasiyle bağdaşmadığı büyük acılar pahasına kanıtlanmış ve çöküşe geçmiştir.
  • Zulümle abat olunmaz misali devletin tüm olanaklarını muhalefeti boğmak için kullanmak, medyayı tek tipleştirerek toplumun tüm nefes borularını kesmek, yargıyı siyasallaştırarak muhalefeti yok etmek için kullanmanın bir sonunun olduğu yüzde onluk farkla teyit olmuştur.
  • İç ve dış politikada sıkletini aşan dünya lideri, ‘oyun kurucu’ gibi gerçeklikle bağı olmayan hamasi söylemlerin bayraklaştırılması, dininin yozlaştırılacak raddede istismar edilerek günlük siyasete malzeme edilmesi, yaptığı her kötülüğü başkasına mal etme hinliği halklar tarafından görülmüştür.
  • Kürt meselesini inkar ve savaş politikalarıyla bastırma politikasının er ya da geç sahibinin çözülmesiyle neticelendiği bilmem kaçıncı defa Erdoğan örneğinde kanıtlanmıştır. Kürtleri demografik gücü itibarıyla artık dikkate alınmadan siyasi denklemin kurulamayacağı kesinleşmiştir.
  • Erdoğan ya kendisini Başkanlık sistemine taşıyan ancak bugünkü tabloya ebelik eden politikaların ortaklığı olan Cumhur İttifakıyla devam ederek mevcut gidişatı hızlandıracak ya da politika değişimine gidecek. Ki bu da ittifakın gözden geçirilmesi ve yeni kriz anlamına gelir.
  • Gül ve Davutoğlu tarafından kurulma ihtimali artan yeni partilerle AKP’nin iç erimesi ise Erdoğan’ın önündeki diğer önemli bir kriz. Bu alanda yaşanacak gelişmeler yeni bir seçimi Türkiye’nin gündemine sokması kaçınılmazdır.
  • Sonuçlar iç politikada olduğu gibi dış politikada da Erdoğan’ın aleyhine neticelenmiş ve pozisyonunu zayıflatmıştır. Türkiye’nin Erdoğan’dan ibaret olmadığı ve farklı seçeneklerin olması farklı politik yaklaşımları besleyecektir.
  • Vurgulanması gereken diğer bir konu bu seçim sonuçlarıyla Erdoğan’ın kişisel karizması, güvenirliliği ve inandırıcılığının ciddi bir erozyon yaşadığıdır. Bu aynı zamanda çokça bahsedilen ‘dava lideri’ meselesinin de sosyolojik ve kültürel bir gerçekliğe dönüşmeden sonuçlandığının göstergesi.
  • Erdoğan’ın yüz yüze kaldığı birçok sorun ve kriz daha sıralanabilir ancak totalde Erdoğan’ın kendi eliyle yarattığı bir enkazla karşı karşıya. Bu badireyi atlatabilmesi çok zor. 6 Mayıs’a kadar Erdoğan kendi başına rota değiştirerek baş aşağı gidişi yavaşlatabilir ya da durdurabilirdi ancak şu an sadece kendi başına bunu yapma yetisine sahip değil. Yine de yol haritasına bakmakta fayda var.
  • Erdoğan’ın önünde içeride ekonomik ve siyasi bir kriz, Kürt meselesi gibi tarihsel sorun; dışarıda Suriye, Irak, Doğu Akdeniz, ABD-Rusya arasında tercih yapma sorunlarıyla karşı karşıyadır. Üstelik tüm bu sorunların infilak etmesi süresi tamamlanmak üzeredir.
  • Erdoğan’ın önündeki seçenekler ise Kürtlerle içeride ve dışarıda yeni bir dönem, Türkiye ittifakıyla ortaya karışık bir politika, yeni bir seçimle “ya hero ya mero”, Cumhur İttifakı ile nereye kadar gittiyse.

CHP açısından tablo

İkinci olarak CHP yönünde bakılacaksa; tablo CHP ve Kılıçdaroğlu açısından kuşkusuz bir başarıdır. CHP’nin geleceği açısından önemli bir şanstır. Sonuçları ne kadar isabetli değerlendirip ne gibi sonuçlar çıkaracağı daha önemlidir. Sonuçlar CHP’nin ideolojik, politik değişim ve dönüşümün sonucu mu yoksa Başkanlık sistemini oluşturduğu şartlar, Erdoğan politikalarının yarattığı atmosfer ve konjonktürel gelişmelerin sonucu mu? Bu soru baz alınarak CHP açısından açığa çıkan somut gerçeklikleri vurgularsak;

  • CHP’nin söyleminde bir değişiklik olduğu aşikar. Kılıçdaroğlu’nun bunda olumlu payı var. Parti kurullarından benzer bir eğilim var. Bunun politikalarına ne kadar yansıyacağı hala belirsiz. Şu çok açık ki CHP’nin kemik oyu dışında alınan oylar partinin ideolojik kimliğine ve politikalarına verilen destek olarak değerlendirilmemelidir. Hatta HDP başta olmak üzere önemli bir kısmı buna rağmen taktik olarak verilmiştir.
  • CHP bu başarının uzun ömürlü olmasını istiyorsa dayandığı resmi ideolojinin Kürt meselesi başta olmak üzere farklılıkları dışlayan, inkar eden politikalarını ciddi anlamda değiştirmelidir. Bu dönüşüme cesaret edip etmeyeceği ya da cesaret etse bile başarıp başarmayacağını göreceğiz. Ancak bu şansın değerlendirilmemesi, farklı kesimlerin taktiksel ortaklığının demokrasi ve değerlere dayalı bir stratejiye dönüşmezse vebali CHP’nin boynuna olacaktır.
  • Belki de zorunlu bir ortaklığın neticesi olarak açığa çıkan umut, sinerji ve olanakların demokrasinin gelişimi için kullanma şansını iyi kullanması CHP açısından yeni bir dönemin başlangıcı olabilir.
  • Türkiye İttifakı gibi AKP iktidarının mevcut politikalarının devamı sayılacak girişimlere yaklaşımı CHP açısından bir sınav sayılacaktır. Kendisine destek veren tüm kesimlerin haklarını kullanması, milliyetçi, dışlayıcı ve güvenlikçi dile yenik düşmemesi zorunlu ortaklığı değerlere dayalı gönüllü ortaklığa evirme şansını arttırır.
  • CHP’nin yapması gereken değişim dönüşümün turnusol kağıdı Kürt meselesinde olacağı bilinen bir husus. AKP gibi ortağının hassasiyetlerine esir düşmemesi durumunda Kürt meselesinde cesaret edeceği değişim demokrasinin önünü açacaktır. Bu da CHP’nin karşı karşıya kaldığı sınavdır. Aksi taktirde tekrar 25 bandına dönmesi hem kendisi açısından hem de Türkiye açısından yazık olacaktır.

HDP açısından tablo

Bu seçimlerin en çok tartışılan ve seçimin sonuçlarına etki eden diğer bir aktörü kuşkusuz HDP oldu. HDP de bir yönüyle CHP’ye benzer Başkanlık sistemi ve Erdoğan politikalarının yarattığı koşulların sağladığı bir avantajı kullandı. Somut bir kazanımı olmasa da kendisinin yokluğu üzerine kurulan bir denklemin belirleyicisi oldu. Bu denklemin nasıl ki CHP için ne kadar süreceği belirsizse HDP için de her zaman bu düzeyde belirleyici bir aktör haline gelmesi belirsizdir. Bu bağlamda bakıldığında;

  • Stratejik oy kullanarak Türkiye siyasetinde kader belirleyici bir rol oynadı. Erdoğan’ın pozisyon ve politikalarını ciddi anlamda zayıflattı ve tek adam rejimini gerileterek demokrasiye alan açtı.
  • İdeolojik olarak bağdaşmadığı bir partiye oy vererek demokrasi mücadelesine verdiği önemi gösterdi. Bu fedakarlığını toplumun farklı kesimlerine iyi anlatması durumunda kitlesini genişletmesi ve güçlenme şansını yakalamıştır.
  • Bu sürecin politik avantajları kadar muhtemel ideolojik dezavantajlarını iyi değerlendirmesi gerekir. Kitlesinin iki defa başka bir partinin logosuna mühür basmasının yansımalarını değerlendirmeli ve gerekli tedbirleri bugünden itibaren almalıdır. Kemik kitlesinde olmazsa bile geniş kitlesinde CHP ile bir hemhallık geliştirebileceği ihtimalini iyi analiz etmelidir. Bu aynı zamanda bir ideolojik silikleşmeyi de ifade edebilir.
  • Öcalan’ın seçime birkaç gün kala işaret ettiği ve çok tartışılan tarafsızlık pozisyonunun tam olarak bugün iyi değerlendirmesi gerekir. Öcalan asıl olarak bu ideolojik silikleşmenin yaratabileceği tehlikeye işaret etti.
  • Güncel zorunlulukların gereği olarak gelişen ortaklıkların uzun vadede HDP’nin üçüncü yol ya da diğer anlamıyla Demokrasi İttifakını çevreleyen hedeflerini muğlaklaştıran bir eritme sürecine dönüşme ya da dönüştürülme tehlikesini görmelidir.
  • HDP bu süreci şimdiye kadar politik etkileri ve konjonktürel nedenlerle kitlesine anlatmaya çalıştı. Bundan sonra şayet bu durumu ideolojik duruşu bağlamında anlatmazsa ve bunun örgütlemesini geliştirmezse demokrasi uğruna yaptığı fedakarlıktan fayda sağlamak yerine CHP’ye mühür basan bir kısım kitlesini yitirerek denklem değiştiren mevcut başarısı olumsuza dönüşecektir.
  • Seçim koşullarında taktik olarak yumuşak yaklaşılan CHP’nin resmi ideolojiye dayanan ulusalcı yaklaşımına karşı politik tavrını keskinleştirmelidir. Elbette CHP tabanıyla demokratik bir cephe geliştirme yaklaşımını gözeterek.
  • AKP’nin yaşadığı yenilgiyi nasıl muhasebe edeceği ve nasıl bir yaklaşım geliştireceği beklenmeli ve buna göre seçim sürecinde sürdürülen politik üslup ve yaklaşımın dengelenmesinde fayda olabilir. Bu aynı zamanda HDP’nin çözüm odaklı Demokrasi İttifakı olmasının da gereğidir.
  • Politikanın bir kan davası olmadığı gerçeği gözetilerek AKP iktidarı ile Kürt sorunu başta olmak üzere ülkenin kronik meselelerinin demokrasi içinde çözüm opsiyonunu yabana atmamalıdır. Çoklu seçenekleri geliştirecek politikalar üretebilmelidir.
  • HDP açısından hassa olunması gereken diğer bir husus Öcalan ve HDP’yi karşı karşıya getirmek isteyen, buradan gedikler açmayı planlayan çabalara duyarlı olmalıdır. Bu tartışma üzerinden HDP’yi iç çelişki ve çekişmelere çekecek, izlediği siyasetin yarattığı etki, açığa çıkardığı fırsatları değerlendirmek yerine sinerjisini içe çevirecek politikalara dikkat etmelidir.
  • Öcalan’ın istemesi durumunda İstanbul seçimlerini gayet boykot edilebileceğini ve kesinlikle bugünkü sonucun ortaya çıkmayacağını anlatabilmelidir. Kürtler sandığa gitmiş ve İmamoğlu lehine oy kullanmışsa bunun Öcalan istediği için olduğu görülmelidir.
  • Öcalan’a yönelik ‘Kürtler dinlemedi’ yönlü propagandalar HDP’ye karşı bilinçli bir politikadır. Oysa Öcalan isteseydi Kürtlerin çoğunluğu önerisi doğrultusunda kullanırdı ve seçim sonuçları da ciddi anlamda belirlenirdi.

İyi Parti ve MHP açısından tablo

İyi Parti ve MHP aynı taban ve ideolojik kültürden geldikleri için farklı ittifaklarda olsalar da Türkiye’nin sorunlarını çözmeye dönük politika sahibi olmaları imkansıza yakındır. Bu konuda İyi Parti’den daha kapsayıcı ve demokratik bir yaklaşım geliştirme ihtimali hüsranla sonuçlandı. Katı milliyetçilik ideolojilerinden dolayı dönüşüm yapma şansları olmadığından demokratikleşmeleri de imkan dahilinde değildir. Pozisyonları daha ziyade ittifak ettikleri kesimleri ideolojik ilkelerine yaklaştırmaktır. Bu anlamıyla siyaseti çözümsüzlüğe sürükleyen bir konumdadırlar.

AKP-MHP pratiğinde görüldüğü üzere bu partilerin milliyetçi hassasiyet ve siyasetlerine esir düşmek, çaresizlik, çözüm ve başarısızlıkla eş değerdir. Zaten değişim yaşamadan ikisinin aynı anda var olması bir anomalidir ve zannımca orta vadede birisi ortadan kalkacaktır.

Saadet Partisi ve kurulacak yeni partiler açısından tablo

Saadet Partisi de siyasal İslamcılığın serencamı üzerinden bu seçimden çıkarması gereken mesajlar vardır elbette. Buna parti kurma ihtimali olan Abdullah Gül ve Ahmet Davutoğlu’nu da eklemek gerekir. Bu bağlamda;

  • Öncelikle AKP pratiğinde açığa çıkan manevi değerleri maddiyat uğruna istismar etme, dinin siyaset üzerinden aşırı derecede araçsallaştırılması, ümmet-milliyet denklemini, kültürel İslam’ın özünden boşaltılmasını analiz etmelidir.
  • Belki bir seçim sonucu ve AKP üzerinden siyasal İslamcılığın değerlendirmesini SP ve diğer muhafazakarlardan beklemek haksızlık olabilir ancak Afganistan’da İran’a, Arap ülkelerinden Afrika’ya kadar siyasal İslamcılığın krizi analiz edilmeden bu ideolojik mahiyet üzerinde yürüyen partilerin sağlam bir temel atmaları imkansızdır.
  • SP’nin politikalarında ısrarlı olması, AKP’nin politikaları karşısında net tavır alması elbette oldukça önemlidir. Bu anlamıyla AKP’nin gerilemesine karşı önemli bir avantaj sağlamıştır. Kanaatimce AKP’nin içindeki çözülme hızlandıkça kemik muhafazakar kesimlerin adresi olabilir.
  • Diğer kesimlere açılması ve oy alması için maalesef AKP pratiğiyle insanların zihinlerine nakşolan siyasal İslamcılığın olumsuz yansımalarını giderme de haksız olarak üzerlerinde bir yük olarak kalmıştır.
  • Kısa vadede olmasa da SP’nin rakibi artık Gül ve Davutoğlu’nun kurma ihtimali olan partilerdir. Bu kesimlerle ortaklaşma düzeyi muhafazakar seçmenin AKP’de kalarak çok fazla dağılmadan blok geçişini sağlama ihtimali var.
  • Elbette her ne kadar AKP iktidarı kriz yaşasa ve aşma koşulları oldukça zor olsa da, yol haritasıyla yakından ilişkilidir. AKP toparlanma yoluna girerse bu cenahtaki rekabet de kızışacaktır.

Sonuç olarak Türkiye’de yeni bir siyasal atmosfer başlamış, yeni fırsatlar ve olanaklar ortaya çıkmıştır. Kartlar yeniden karılacak, denklemler yeniden kurulacaktır. Umarız halkların lehine seçenekler galebe çalar.