Ana SayfaCezaevleriTahliye edilen Ayşe Düzkan cezaevi sürecini anlattı

Tahliye edilen Ayşe Düzkan cezaevi sürecini anlattı

HABER MERKEZİ – Yaklaşık dört ay cezaevinde kalan ve 12 Haziran’da tahliye edilen gazeteci, yazar Ayşe Düzkan, çıplak arama dayatmasından basın özgürlüğüne, açlık grevlerinden cezaevlerindeki koşullara dair yaşadığı süreci anlattı.

Kapatılan Özgür Gündem gazetesinin “Nöbetçi Genel Yayın Yönetmenliği” kampanyasına katıldığı gerekçesiyle 29 Ocak 2019’da tutuklanan gazeteci, yazar Ayşe Düzkan, 12 Haziran’da cezaevinden çıkmıştı.

Yaklaşık dört ay cezaevinde kalan Düzkan, yaşadığı süreci Mezopotamya Ajansı’ndan Yasin Kobulan’a anlattı.

“Yük olmak istemedim”

Düzkan, cezaevine ilk girdiği sırada cezaevi müdürünün kendisine “cezanızın üçte biri olan altı ay yattıktan sonra açık cezaevine gönderirim” dediğini aktararak “bağımsız koğuşu” olarak adlandırılan koğuşa konulmak istendiğini kendisinin de bunu kabul etmediğini söyledi.

“Daha sonra beni siyasi koğuşa göndermek istedi. Ben de açlık grevi olduğu için onlara yük olmak istemedim. Bir de yalnızlığı seven bir insanım. Hücrede kalmak istediğimi belirttim, müdür de bunu kabul etti. Ama herkese verdikleri televizyon ve buzdolabını bana vermediler. Herkes toplu spora çıkarken beni tek başına çıkarıyorlardı.”

Çıplak arama dayatılmış

Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi’nde üç ay kaldıktan sonra Çifteler Kadın Açık Cezaevi’ne sevk edildiğini söyleyen Düzkan, cezaevine gittiği sırada kendisine çıplak arama dayatıldığını ve kapalı cezaevine geri gönderilmekle tehdit edildiğini söyledi.

Açık cezaevinde çocuklu kadınların koğuşunda kaldığını ve koğuşun çok küçük olduğunu söyleyen Düzkan, “Açık cezaevi, kapalı cezaevinden daha zor koşulları olan bir yer. Ama şu avantaj var; istediğiniz zaman dışarıyı arıyorsunuz, bahçesi var. Ama uygulamalar çok daha sert” dedi.

Cezaevindeki baskının sadece siyasilerle ilgili bir meseleymiş gibi bir algının var olduğunu ifade eden Düzkan, “Değil, aslında adli tutuklular, sistemin suçtan başka yaşam alanı tanımadığı insanlara fiziksel şiddet çok olağan uygulanıyor. Fiziki şiddete maruz kalanlarla konuştum” dedi.

“Bir gün herkes cezaevini tadacak moduna geldik”

Basın özgürlüğüne yönelik baskının sürekli olduğunu ve son yıllarda bunun daha da arttığını dile getiren Düzkan, baskının muhalif basını aşmış durumda olduğunu belirterek, “Basın özgürlüğü noktasında, darbe dönemini dışında tutarak, en kötü dönem olduğunu söyleyebilirim” diye konuştu.

Cezaevlerinin doluluk oranında Türkiye’nin zirvede olduğunu belirten Düzkan, “Cezaevleri doldu taşıyor. İki kişi bir yatakta yatıyor. Ortak alana yatak atılmış. Tuttuğunu atıyor cezaevine. Ama öyle bir durum var ki; yargılayıp, cezaevine atanlar da cezaevine giriyor. Hakimler, savcılar atılıyor cezaevine. Bir gün herkes cezaevini tadacak moduna geldik” dedi.

“Leyla Güven’in öngörüsünü anmak gerekiyor”

26 Mayıs’ta sonlandırılan açlık grevlerine dair düşüncelerini de paylaşan Düzkan açlık grevinde olan tutuklulardan çok zor haber alabildiğini söyledi:

“Her koğuşun önünde bir ankesörlü telefon vardı. Biz hücredekiler çıkıp, telefon hakkımızı o telefonlarda kullanıyorduk. Açlık grevinin olduğu iki koğuş var. Onların önündeki hep kilitliydi. En azından bana hiç açmadılar. Oradan arama yapmak istediğimizde ‘orası bozuk. Siz oraya gidemezsiniz’ diyorlardı. İçeriye dair bilgileri genelde dışarıdan alabiliyorduk. Ama Mart itibariyle Yeni Yaşam gazetesi verilmez oldu bize. ‘Cezaevleri haberleşiyor’ diye.
“Mart’tan sonra gazete hiç gelmiyordu. Ağırlaştırılmış müebbetlikler vardı bizim kaldığımız hücrelerde. İki kişi kalıyordu genelde. Bunlar cinayet suçundan gelenlerdi. Eşini öldürmek zorunda kalmış arkadaşlardı genelde. Onlar tecridin ne olduğunu çok iyi biliyordu. Genelde de AKP seçmeni bunlar. Tecridin ne olduğunu biliyorlardı. Dışarıdayken, insanlar o eyleme ilişkin çok umutsuzdu, ‘hiç sonuç alır mı?’ diyorlardı. Sonuç aldı. Leyla Güven’in öngörüsünü anmak gerekiyor. Eylem sonlandırıldığında sadece siyasilerde değil, tümünde aynı heyecan vardı.”

“Suç işleme hakkımız elimizden alınamaz”

Devletin hep ‘eğitimli insanlar ceza işlemez’ diye düşündüğünü, suçu sanki eğitim almamışların işleyeceği bir şeymiş gibi gösterildiğini söyleyen Düzkan, “Biz de buna kapılıyoruz. Bizim de siyasal suç işleme hakkımız var. Biraz mürekkep yaladık diye suç işleme hakkımız elimizden alınamaz. Solcu halkçıdır. İnsanların derdi bizim derdimiz” diye konuştu.

Ne olmuştu?

18 Ocak 2018’de Nöbetçi Genel Yayın Yönetmenliği nedeniyle yargılanan Ayşe Düzkan ve Ragıp Duran ile gazete yazarları Mehmet Ali Çelebi, Hüseyin Bektaş, Özgür Gündem eski Eş Genel Yayın Yönetmeni Hüseyin Aykol’a toplam 9 yıl 9 ay ceza verilmişti.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararında hapis cezalarına gerekçe olarak “örgüt propagandası yapmak” suçlaması gösterilmişti.

Hüseyin Aykol’a verdiği iki yıllık cezayı “eylemi basın yolu ile işlediği” ve “zincirleme gerçekleştirdiği” iddiasıyla arttırım yapılarak 3 yıl 9 aya, Hüseyin Bektaş, Mehmet Ali Çelebi, Ayşe Düzkan ve Ragıp Duran’a ise 1’er yıl verilen ceza “eylemini basın yolu ile işlendiği” gerekçesiyle arttırılarak 1 yıl 6’şar ay hapis cezasına çevrilmişti.

İstinaf mahkemesi, 29 Kasım 2018’de “Hukuka aykırılık yok” diyerek cezaları onamıştı.

Kendisine tebligat yapılmayan Düzkan, bir buçuk yıllık hapis cezasının onanması nedeniyle İstanbul Adliyesi’nde İnfaz Savcılığı’na teslim olmuştu.

Ayşe Düzkan, açık cezaevine sevk edilme talebinin kabul edilmesi üzerine 23 Mayıs’ta Bakırköy Cezaevi’nden çıkarak Eskişehir Açık Cezaevi’ne geçmişti.

Düzkan, 12 Haziran günü Eskişehir Açık Cezaevi’nden tahliye edilmişti.

Previous post
Demirtaş'tan 23 Haziran çağrısı
Next post
REMSES'e göre ‘AKP seçmeninin katılımı düşecek’