Ana SayfaYazarlarElend AydınYetimin hakkı ve babalar – Elend Aydın

Yetimin hakkı ve babalar – Elend Aydın


Elend Aydın


“Bu adam benim babam” şarksını sevgili Ahmet Kaya ile can-ı gönülden söylemiş, uzaklardaki ya da yakınlardaki babamıza duyduğumuz güzel sevgiyi hissetmişizdir çoğu zaman. Ama mesela Sartre’ın (“Sözcükler”, J. Paul Sartre, Can Yayınları) “İyi baba yoktur ve bu bir kuraldır; ama bu kusur yüzünden erkekler değil, çürümüş babalık bağları suçlanmalıdır… Yaşamış olsaydı, babam, boylu boyunca üzerime çökecek ve ezecekti beni” diyen cümleleriyle karşılaşıldığında babamızın portreleri arz-ı endam eder mi?

“Devlet baba” denen gayrı meşru, kayyım ve despot “baba”dan ne kadar tiksinip kurtulmak istiyorsak, şanslılardan olarak, sevilesi babamızla nerelerde, nasıl kucaklaşırız? İlkinden (Devlet baba) şiddetle “yetim kalmak” isterken; babamızın olmazsa olmaz bilgeliğini, sınırsız hayallerini her koşul altında savunduğu güneşli düşlerini düşünürken ve zamanı, bu güzel zamanı durdurmak isteriz.

Babamı hep bir yolcu olarak (ki bunu Kürtçedeki şu muhteşem deyimle de taçlandırır hep: Fi kerengê ra gotine rê ya te bi ku va ye? Gotiye; “ba dizane”. Yani; Kengere ‘yolun nereye’ diye sormuşlar, “Rüzgar bilir” demiş) algıladım, tanıdım ve sevdim. Aynı zamanda eşsiz bir okur olarak, çocukluğumun güzel karelerinde onu (babamı) yüzüne örttüğü kitabıyla uyurken görürüm hala.

12 Eylül cuntasının 5 bini bulan KHK’lılarından olan babamın bu konudaki yılmaz mücadelesini de hatırlamamak olmaz. Keza müziğe olan sevgisi, Cigerxwin’in o uzun ve muhteşem şiirlerini ezbere okuyuşu yine amatör bir tarihçi ve araştırmacı oluşu ve sohbetlerinin doyumsuz ve ışıklarla dolu olan, duygu ve bilinç çiçeklenmesi niteliğindeki güzelliği de gurur ve feyiz vericidir. Her yaştan, kesimden insanla arkadaş olup diyalog geliştirebilmesi ise bulunmaz entelektüel duruşunun göstergelerindendir. Bu anlamda babam; arkadaşım, dostum, öğretmenim (ki edebiyat öğretmenidir), hayallerimin ve gerçeklerimin, geçmiş ve geleceğimin “yolcusu” ve yoldaşıdır. Her sohbette paylaştığı anekdot ve dizeleri ise imrenerek dinlememek olmaz bu balık hafızalı zamanlarda.

İşte bu yüzden “devlet baba”yı değil ama babamızı severiz. Devlet babadan radikal ve ebedi bir yetim kalmayı dişimiz-tırnağımızla koparırken; babamızın yürek çarpıntısının ta kendisi olarak hep bizimle kalmasını, asla yetim kalmamayı dileriz ki, sözün gelişi öyle olsa da “devlet baba”dan kurtulmak asla “yetim kalmak” değil, çaldıklarını geri almak manasında “yetimlikten” kurtulmaktır. Zira devletten yetim bile kalınmaz.

Şimdi, defter arasında kurumuş şu pembe sarmaşığın hüzünlü sessizliğiyle yazarken kulaklarımda klasik ve modern bilgeliğin timsali babamın yinelediği şu harika Celadet Bedirxan dizesi var: “Bileydim ayrılık var / öperdim gözlerinden.” Öpülememiş ve bir daha öpülemeyecek olan gözlerin hüznü müdür şu kırık akşam vaktinde kuru sarmaşığı böylesine dağıtan?

Peki devlet denen hayırsız, despot ve talancı oluşuma “baba” diyenler, kendilerinde insanlığın bilincinde de en büyük çarpıtmalardan birine imza attıklarını anlamışlar mıdır? Hiç değilse benim şahsımda “devlet” ile “baba” kavramları, asla yan yana gelmeyen ya da devleti sevenler varsa, boğazlarına kadar batmalarını dilerim; “devlet baba”ya “devlet”e (ister bahçeli ister bahçesiz fark etmez, değil mi?) o Jitemî karanlığa! Ama babalar ama babam, ışıldayan gözleriyle şiirler okusun, kitaplar ve insanlar keşfetsin, yürek ve bilincin kendilerini tutuştursun.

Babama ve baba olabilenlere sevgiyle!