Ana SayfaKültür-SanatHangisini kaybetmek istemezdiniz: Gözlerinizi mi yoksa hayal gücünüzü mü?

Hangisini kaybetmek istemezdiniz: Gözlerinizi mi yoksa hayal gücünüzü mü?


Kenan Tekeş


Yusuf Aren ve Hatice’ye, hoş geldiniz.

Eğer Tanrı’nın bizlere bahşettiği bir şey varsa o da hayal gücüdür. Hiçbir otoritenin hiçbir sistemin asla kontrol edemeyeceği yegâne gücümüzdür, hayal gücü.

Hayal gücü sayesinde, bir süreliğine de olsa, istediğimiz an alıp başımızı gidebiliriz şu içinde durmadan debelenip durduğumuz yaşamdan.

Bir gün, yaşayan duyarlı insanlardan biri Abbas Kiyarüstemi’ye “gözlerin ya da hayal gücünü kaybedecek olsaydın hangisini seçerdin?” diye sorar.

Kiyarüstemi “gözlerim bende kalsın” diye yanıt verir. Fakat daha sonra körlüğün katlanabilir bir şey, hayal gücünün ise insanın en harikulade yeteneklerinden biri olduğunu anladığını söyleyen Kiyarüstemi, “hayal gücümü kaybetmek istemezdim” der ve ekler:

“Görme, işitme, tatma ve dokunma yetilerimizin kıymetini biliriz, ancak hayal edemeseydik yaşamımız nasıl olurdu? Bir şeylerin değerini yitirmeyene kadar anlamayabiliyoruz.”

Sahi, hayal edemeseydik yaşamımız nasıl olurdu? Buna yanıt verebilmek için gerçekten ama gerçekten hayal gücümüzü yitirmiş olmamız gerekiyor.

Kırk yaşında gözleri görmeyen bir adam. Bir gün ameliyat oldu ve yeniden görmeye başladı: Yüzleri, renkleri, manzaraları… Çok sevindi buna. Fakat sonra her şey değişmeye başladı. Dünya onun hayal ettiğinden çok zavallıydı. Ortalıkta ne kadar pislik, çirkinlik olduğunu kimseler ona söylememişti. Gözleri görmezken, caddeden bastonuyla karşıya kolaylıkla geçerdi. Gözleri görünce korkmaya başladı. Günlerden bir gün, gözlerinin önünden uzayıp giden hayattan çekilip karanlıkta yaşamayı seçti. Odasından hiç çıkmaz oldu. Üç yıl sonra da kendini öldürdü.*

Adam kendisine yaşama direnci veren hayal kurma gücünü yitirmişti.

Hayal gücü insana hayat verir. Direnme ve zorlukları aşma gücü verir.

Hapishanelerde bedenleri tutsak edilmiş insanlar hayal gücü sayesinde duvarları delip geçerler.

Hafız Şirazi’nin dediği gibi, “bizi kapana kıstıran şey özgür kılar.”

Kuşlar, en çok kafeste tutulduklarında şakır.

Yerin altında, maden ocaklarında karanlıkta çalışan işçilerin düşlerinin ne renk olduğunu, hiç merak ettiniz mi? Abbas Kiyarüstemi hayal dünyamızı ölçen bir alet olsaydı eğer, bütün günlerini karanlıkta geçirdiklerinden dolayı işçilerin düşlerinin rengârenk olduğunu söyler.

Dedik ya, hayal gücü insana hayat verir, direnme ve zorlukları aşma gücü de.

İtalyan yönetmen Cristiano Bortone’in Rosso Come Il Cielo (Gökyüzü Kadar Kırmızı) filminde, 10 yaşındayken gözlerini kaybeden Mirco ve doğuştan gözleri görmeyen diğer çocuklara direnme ve zorlukları aşma gücü verdiği gibi.

Mirco sinema tutkunu bir çocuktur. Bir gün oynadığı tüfeğin ateş alması sonucu gözlerini kaybeder. Ülkesi İtalya’da görme engelli çocuklar, “normal” çocukların gittiği okula gidemediği için Mirco, görme engellilerin eğitim gördüğü Cenova’daki Cassoni Enstitüsü’ne gönderilir.

Burada her şey otoritenin kontrol altındadır. Burada çocuklar yoğun disiplinle biat edilmeye tabi tutulur. Burada çocuklar sadece “iyi dokumacı” ve “telefon operatörleri” olmak için yetiştirilir. Burada çocukların en değerli şeyleri olan hayalleri çalınıyordur.

Buradaki çocuklar gökyüzünün ne renk olduğunu, mavinin neye benzediğini, ağacın renginin nasıl bir renk olduğunu bilmezler. Ancak Mirco ve diğer çocuklar düş güçleri sayesinde kendilerini var ederler. “Küçük ağaç, güneş ışığını ararken büyük ağacın gölgesinden çıkar” der Kiyarüstemi.

Mirco da daha önce gördüğü, dokunduğu, tattığı, işittiği seslerin renklerinin nasıl olduğunu arkadaşlarına anlatır.

Artık mavi, bisiklet sürerken yüzüne çarpan rüzgâr ya da deniz gibidir. Artık kahverengi, ağacın kabuğu gibi pürüzlüdür. Kırmızı ise gün batımındaki gökyüzü gibidir.

Eski bir ses kayıt cihazı ile göremedikleri ama duydukları, hayalini kurdukları yağmurun ve rüzgarın sesini, ormandaki kuşların ve hayvanların seslerini, doğanın soluk alıp verişini kaydederek dört mevsimi yaratırlar. Sinemanın öyküsünde bir hikâyeleri olur.

Mirco ve arkadaşlarının mücadelesi İtalya’da engelli çocukların “normal” okula gitmesinin de kazanımı olur.

Hayal gücü Mirco Mencacci’yi sinemanın öyküsündeki en önemli ses teknisyenlerinden biri yapar.

Hayal gücü insana hayat verir.

Son söz ve son cümle olarak; burada yazılanları sıkıcı bulan olursa eğer, lütfen anlatılanları duymazdan gelsin ve hayal kurmaya başlasın.

* Michelangelo Antonioni’nin 1975 yapımı Professione: Reperter adlı filminden.


Filmin Künyesi

Film: Rosso Come Il Cielo (Gökyüzü Kadar Kırmızı)
Yönetmen: Cristiano Bortone
Senaryo: Cristiano Bortone, Paolo Sassanelli, Monica Zapelli
Oyuncular: Francesco Campobasso, Luca Capriotti, Marco Cocci
Yıl: 2006