Ana SayfaManşet“İktidar ‘Bizim çocukları işe al’ diyor, amaç haberi engellemek”

“İktidar ‘Bizim çocukları işe al’ diyor, amaç haberi engellemek”

HABER MERKEZİ – Türkiye Gazeteciler Sendikası’nın hakkında suç duyurusunda bulunduğu SETA’nın ‘raporunun’ ne anlama geldiğini, siyasi iktidarın medya politikalarını, bundan sonraki süreçte beklenen olası gelişmeleri gazeteci ve meslek örgütü temsilcileri ile konuştuk. Gazetecilerin fişlendiği yeni bir aşamaya geçildiğine dikkat çeken Evrensel Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Fatih Polat, “Yaşanan, ‘düşman ceza hukuku’ yaklaşımının habercilik alanındaki tezahürüdür. İktidar için bir ‘iç’, bir de ‘dış’ düşmanlar var” diyor.


Haber: Özlem Ergun


SETA’nın ‘Uluslararası Medya Kuruluşlarının Türkiye Uzantıları’ başlıklı içeriği geçtiğimiz günlerde yayınlandığında gazeteciler ile basın örgütlerinden tepki gecikmedi.

Siyasi iktidara yakınlığı ile bilinen ve açık adı ‘Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları’ olan SETA’nın ‘rapor’ adı altında açıkladığı içerik; gazeteci ve örgütleri tarafından ‘savcı iddianamesinden farksız’ olarak yorumlanırken, aleni bir ‘fişleme’ ile gazetecilerin ‘ihbar’ edildiği, hatta dönemin ‘medya andıcı’ olduğu değerlendirmeleri yapıldı.

BBC Türkçe, Deutsche Welle Türkçe, Voice of America (Amerika’nın Sesi), Sputnik Türkiye, CRI Türk, Independent Türkçe ve Euronews Türkiye gibi uluslararası medya kuruluşlarını merkeze alan ‘raporda’ söz konusu kuruluşlar ‘hükümet aleyhine yayın yapmakla’ suçlandı.

Buralarda çalışan gazetecilerin isimlerinin yer aldığı ‘raporda’ gazetecilerin mesleki geçmişlerine, sosyal medya hesaplarına, bazı haberlerine dikkat çekildi.

Evrensel, Birgün, Yeni Yaşam ile Gazete Duvar, T24…

Uluslararası basın kuruluşlarının yanı sıra SETA’nın bir diğer hedefi de; Evrensel, Birgün, Yeni Yaşam’la birlikte Gazete Duvar ve T24 gibi haber siteleri oldu.

SETA’nın konu ettiği haber içeriklerinin başında, 15 Temmuz darbe girişimi, çözüm süreci sonrası, 2015 sonunda uygulanan sokağa çıkma yasakları, HDP’li milletvekilleri ve eş genel başkanların tutuklanması, İstanbul’daki üçüncü köprü ve yeni havalimanının açılışı ile 2018 yazında döviz kurundaki dalgalanmalar geldi.

202 sayfalık ‘raporda’, “Mevcut hükümet karşıtı bir haber dilinin benimsendiği görülmüştür. Bu haberlerin kaynağını ise çoğu zaman basın özgürlüğü, demokrasi, ekonomik kriz, siyasal otoriterleşme gibi alanlara yönelik eleştiriler oluşturmaktadır” deniliyordu.

SETA’dan ‘zorunlu’ açıklama 

Gazetecilerden gelen tepkiler üzerine açıklama yapmak zorunda kalan SETA raporun ‘bilimsel’ olduğunu, ‘muhalif’ gazetecilere odaklanan bir çalışma olmadığını, ‘medya andıcı’ nitelemesinin ‘maksatlı’ olduğunu söyledi.

Bir de “Çalışma tamamen açık kaynaklarda yer alan verilerle yapılmıştır. Herkesin ulaşabileceği haberler ve sosyal medya paylaşımlarını içermektedir. Gazetecilerin siyasi pozisyonu olması da, bunların tespiti de meşrudur” dedi.

Sabah “SETA, yabancı basının maskesini indirdi” dedi

Raporun açıklamasından iki gün sonra ise hükümete yakınlığı ile bilinen Sabah gazetesi, “SETA yabancı basının maskesini indirdi” başlıklı bir haber yayınladı.

Gazete ‘haberde’, “SETA, gerçek dışı haberlerle Türkiye ve dünya kamuoyunu etkilemeye çalışarak Türkiye’ye operasyon çeken, algı operasyonlarına imza atan uluslararası basın yayın organlarını, bir raporla deşifre etti” diyordu.

Gazetecilerin yoğun ve sert tepkileri ile karşılaşan Türkiye Gazeteciler Sendikası’nın (TGS) hakkında suç duyurusunda bulunduğu SETA’nın raporunun ne anlama geldiğini, siyasi iktidarın medya politikalarını, bundan sonraki süreçte beklenen olası gelişmeleri gazeteciler ve meslek örgütleri ile konuştuk.

Fatih Polat: Gazetecilerin fişlendiği yeni bir aşamaya geçildi

Evrensel Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Fatih Polat, “Siyasal iktidarın ‘yerli ve milli politika’ stratejisiyle uyumlu bir çalışma’ dediği SETA ‘raporu’ hazırlanırken iki yöntemin söz konusu olabileceğine dikkat çekiyor:

“SETA gibi, zaten iktidarın kamu diplomasisi faaliyeti bağlamında kurulmuş olan yapılara doğrudan gündem verilir ve hatta ayrıntılar ‘istihbari’ olarak önerilir ya da bu kurumların kendileri verili iktidar politikasından çıkardığı sonuçla böyle bir pratiğin içine girer.
“Yani belli bir strateji iktidar tarafından belirlendikten sonra, çeşitli ideoloji üretme sektörleri harekete geçerek o politikadan beslenen ve onu yeniden üreten işlere imza atarlar.
“Daha önce meslektaşımız Deniz Yücel üzerinden bu yapıldı. Doğrudan Cumhurbaşkanı, meslektaşımızı ‘ajan’ ilan etti ve son olarak Anayasa Mahkemesi’nin hükümsüz ilan ettiği tüm düşmanlaştırma pratikleri meslektaşımız nezdinde iktidar medyası ve sözcüleri tarafından defalarca kullanıldı.
“Ve Uluslararası Af Örgütü ile çeşitli insan hakları yöneticilerine yönelik olarak gerçekleştirilen ‘Büyükada’ operasyonu ve davası da, yine bu ‘yerli milli politika’ stratejisinin kendisini anlamlı kılmak için ürettiği ‘gayri milli unsurlar’ düsturuna uygun yürüdü.”

Uluslararası medya kuruluşlarının Türkiye birimlerinin zaten epey zamandır iktidarın ve iktidar medyasının hedefinde olduğunu belirten Polat, ‘gazetecilerin fişlendiği’ yeni bir aşamaya geçildiğine işaret ediyor.

Şimdi olmasa bile bir süre sonra ‘raporun’, ‘operasyonel bir sürecin yol açıcısı’ olduğu gerçeği ile karşı karşıya kalabileceğimizi söyleyen Polat, tam da bu nedenle ciddiye alınması ve çok boyutlu olarak mesele edilmesi gerektiğine dikkat çekiyor:

“Yaşanan, ‘düşman ceza hukuku’ yaklaşımının habercilik alanındaki tezahürüdür. Belki son yirmi yıldır gazeteci davalarına dair iddianamelerde rastladığımız yöntem bugün bu raporla ‘bilimsel çalışma’ adı altında karşımıza çıkıyor.
“Uluslararası Medya Kuruluşlarının Türkiye Birimlerinde çalışın meslektaşlarımız fişlenip hedef haline getirilirken, Türkiye’de iktidarın denetliği medya alanının dışında kalan ve iktidarı eleştiren haber içeriklerine yer veren basın kuruşları da itibarsızlaştırmanın diğer yanında duruyor. Yani bir tür ‘iç ve dış düşman’ mantığı.”

‘Alternatif basın, toplum için ciddi bir nefes alma alanı’

AKP’nin medya politikalarını da değerlendiren Polat, iktidar eliyle yaratılan medya alanındaki niteliksizliğin işin sahipleri tarafından da yüksek sesle dile getirilmeye başlandığını, ‘alternatif’ basının ise medya alanındaki ihtiyaca cevap verme noktasında belirleyici konuma geldiğini aktarıyor:

“İktidar sözcüleri, medya alanının yüzde 95’ini kontrolleri altına almış olmalarına ve müthiş bir maddi kaynakla onları destekliyor olmalarına rağmen, ortaya çıkan işin kalitesinden sıkça yakınıyorlar.
“İşini iyi yapan gazetecileri işten atıp, şu ya da bu biçimde kalan az sayıdaki gazeteciyi de ciddi bir iktidar politikası baskısı altında tutmanın yarattığı sonuçlar, ciddi bir kalitesizlik olarak da yansıyor.
“Ben ‘muhalif basın’ kavramını pek doğru bulmuyorum. Ancak bunun hem meslek içinde hem de akademik çalışmalarda bir kategorileştirme ihtiyacıyla kullanılmasını da anlıyorum. ‘Muhalif’ yerine ‘alternatif’ basın diyerek devam edersek -o sanki gerçeğe biraz daha yakın bir tanım-, bu alandaki az sayıdaki gazete, televizyon ve internet medyasının aslında toplum açısından ciddi bir nefes alma alanı oluşturduğunu görüyoruz.”

Erol Önderoğlu: Politik tehdit aracıdır 

Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) Türkiye Temsilcisi Erol Önderoğlu, iktidara yakın medyanın meşruiyetini kaybederek, etkisini yitirdiğini hatırlatıyor.

“Tam da böyle bir ortamda rapor, Türkiye’ye yönelik bağımsız ya da eleştirel habercilik yapan herkese ‘meydan boş değil, peşinizdeyiz’ mesajını taşıyor” diyen Önderoğlu, ‘raporun’, ‘politik bir tehdit aracı’ olarak neye hizmet ettiğini de şöyle özetliyor:

“Toplum içerisinde, yolsuzluk, kayırmacılık, otoriterlik ve Cumhurbaşkanlığı Hükümet sistemine dair reaksiyonların, özellikle 31 Mart Yerel Seçimlerden bu yana yaygınlık kazandığı bir dönemde bu sorunlu raporun çıkması, iktidarın aleyhte gördüğü bir gündemin medya yoluyla beslenmesinin önüne geçmeye hizmet eder.
“SETA, yüzde 90’ı iktidar söylemini tekrar eden medya gruplarının tek sesliliğinden rahatsız olmamış, çok çeşitli ülkelerin çok farklı girişimlerinin bir parçası olan çoksesliliği cımbız hamleleriyle hedef göstermiş. Bu yanıyla bu sözümona rapor, bir politik tehdit aracıdır.”

Saldırıların merkezindeki alternatif basının, etki alanını giderek genişlettiğine dikkat çeken Önderoğlu, “Günümüz muhalif/alternatif/eleştirel medya, sorunlarına çare bulamayan iktidar medyasından kayda değer bir toplum kesininin kendisine yönelmesiyle zeminini özellikle online düzlemde genişletti. Bu alanda gazete tirajlarını onlarca kat aşan bir etkiden söz ediyoruz” diyor.

Nevşin Mengü: ‘Bu hainleri kov, bizim çocukları işe al’ diyorlar

Raporda adı geçen Deutsche Welle Türkçe çalışanı gazeteci Nevşin Mengü ise ilgili içerikle kurumların değil, gazetecilerin fişlendiğini söylüyor.

“İktidar yabancı basına, ‘Bu hainleri kov bizim çocukları işe al’ diyor özetle. Bu iktidar KHK’lılara da aynı şeyi yapıyor malum, bir tür gaz odası gibi… Tüm haklarını elinden alarak kişileri yaşayamaz hale getirmeye çalışıyor, gazetecilere yapmaya çalıştıkları şey de bu” diyen Mengü, gazetecilik faaliyetinin tam olarak ancak demokrasilerde işleyebileceğini hatırlatıyor:

“İktidar gazetecilik faaliyetini hainlik olarak görüyor. İktidarın kendince çizdiği bir milli menfaatler çerçevesi var, bu çerçevenin eleştirilmesini hainlik olarak görüyor ama işte bu Kuzey Kore kafasıyla üretilen video ve yazılı ürünler gerçekten çok kötü. İzlenebilecek, okunabilecek gibi değil. Bu da normal, bu işin doğası biraz böyle… Özgür düşünce olmayınca gazetecilik ürünü üretilemiyor. Ortaya çıkardıkları şey kötü, kötü olduğu için de etkisi az.”

Mengü’nün bundan sonraki süreç ile ilgili öngörüsü de şöyle: “Şimdi herhalde bundan sonra, yabancı basına başka bir statü verilmesi, Rusya gibi yabancı basının çalışmasının engellenmesi için yeni adımlar atılması gibi konular belli ki gündeme gelecek.”

Gökhan Durmuş: Şimdi de haberin dünyaya ulaşmasını engellemek istiyorlar  

Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Genel Başkanı Gökhan Durmuş ise ‘raporun’ SETA tarafından iddia edildiği gibi ‘bilimsel çalışma’ değil, olsa olsa ‘fişleme belgesi’ diye tarif edilebileceğini söylüyor:

“Türkiye de son yıllarda basın özgürlüğü yok edildi. İktidar medyanın yüzde 95’ini kontrol altına aldı. Böyle bir iklimde sadece Türkiye değil dünya kamuoyu da habere uluslararası medya kuruluşları üzerinden ulaşabilir.
“Şimdi bu medya kuruluşları ve çalışanları hedef haline getirilerek habere de engel konuluyor. Ben AKP’nin medya politikasının yüzde 100 başarı ile yürüttüğünü düşünenlerdenim.
“AKP’nin bu alana ilişkin politikasının temelinde haberin olmaması vardı. Türkiye medyası içinde haber neredeyse yok edildi. Yaygın medya kuruluşları haber yapamaz hale getirildi, ajanslar sadece hükümetin haberlerini geçer oldu. Hala haber vermeye çalışan medya kuruluşlarının da halka ulaşma oranı ortada. Şimdi yapılmak istenen ise haberin dünyaya da ulaşmasını engellemek…”

‘Bu karanlık odakların saldırılarını püskürteceğiz’

Durmuş, “Türkiye Gazeteciler Sendikası elbette meslektaşlarımızın yanında olacak, onların saldırıya uğramadan çalışabilmeleri için elinden geleni yapacak. Bugün SETA Vakfı hakkında suç duyurusunda bulunacağız. Gerçeğin, haberin peşinde olan bütün üyelerimiz, meslektaşlarımız ile birlikte dayanışma içerinde bu karanlık odakların saldırılarını püskürteceğiz” diyerek mesleki dayanışma çağrısı yapıyor.


SETA’dan ‘fişleme’ raporu: Uluslararası basın çalışanları hedefte, gazeteciler tepkili

TGS’den SETA hakkında savcılığa suç duyurusu

Previous post
Türk: Yolsuzlukları ortaya çıkardığımız için hedef seçildik
Next post
Hak savunucuları için 'Sessiz Kalma'