Ana SayfaDünyaIŞİD’de kadın olmak: Kötülüğün Sıradanlığı – 1

IŞİD’de kadın olmak: Kötülüğün Sıradanlığı – 1

HABER MERKEZİ – Bugüne dek hep IŞİD’li erkekler konuştu ya da konuşturuldu, ulusal ve uluslararası basında onlarla yapılan kimi mülakatlara denk gelmişsinizdir. Peki ya bu örgütü destekleyen ve onun için savaşan kadınlar? Gazeteci Fatma Koçak bu kadınlarla Kuzey ve Doğu Suriye’deki kamplarda ve cezaevlerinde görüştü. Kadınların tam bir “erkek” örgütü olan IŞİD’in sistemini niçin benimsediğini merceğe aldı. Onlar Amerikalı, Faslı, Türkiyeli, Çeçenistanlı, Fransalı, Norveçli, Kosovalı… Yaşları 60 ile 20 arasında değişiyor. Sorbonne Üniversitesi’nde hukuk eğitimi alanı da var, İstanbul Üniversitesi’nde gazetecilik okuyanı da. Örgüt içerisinde iç güvenlik ya da propaganda gibi görevler üstlendiler… Yeni Yaşam’da da yayımlanan Fatma Koçak’ın 7 dizilik haber dosyasının ilki kadınların bu sistem içerisindeki yerini irdeliyor. Dizinin diğer 6 bölümü ise tek tek portreler ve onlarla yapılan görüşmeler üzerinden ilerleyecek. “IŞİD’de kadın olmak” dosyasının alt başlığı olan “Kötülüğün sıradanlığı”, filozof Hannah Arendt’den devralınan bir kavram. Dosyanın ilk bölümüyle başlıyoruz…


Haber: Fatma Koçak


20’nci yüzyılın en büyük filozoflarından Hannah Arendt “Totaliterizmin Kaynakları” adlı kitabında, 19’uncu ve 20’nci yüzyıllarda egemen olan siyasi ideolojilerin, insanı, istenilen şeklin verilebileceği işlenmeye müsait bir madde gibi gördüklerini ve insanların bu ideolojilerin istediği yönde eylemlerde bulunmasının ne denli olumsuzluklara ve kötülüklere sebebiyet verdiğini anlatır. Günümüzün en kanlı terör örgütü IŞİD, bu tespitin doğruluğunu bir kez daha kanıtlıyor.

Bugüne kadar hep IŞİD’li erkekler konuştu/konuşturuldu. Onların uluslararası bağlantılarını, işledikleri ağır insanlık suçlarını ve itiraflarını okuduk. Okuduklarımızın hepsi gerçekti ama bu IŞİD’in öne çıkan yüzüydü. Peki, bu örgütü destekleyen ve onun için savaşan kadınlar? En son Bağuz’dan kafileler halinde çıkan siyah çarşaflı kadınlar ve işaret parmakları havada poz veren çocuklar bize neyi anlatıyor?

Özerk Yönetim’in verilerine göre Kuzey ve Doğu Suriye’deki kamplarda, IŞİD’in denetimindeki alanlardan çıkan ya da önceden kaçan 70 bine yakın insan var. Bunların 20 bine yakını kadın. Cezaevlerinde ise 4 binden fazla erkek ve 200 civarında kadın bulunuyor. Dünyanın 27 ülkesinden “cihat” için gelen bu insanların ne olacağı, nasıl yargılanacağı ayrı bir tartışma ve çözüm konusu.

Lakin kadınların tam bir “erkek” örgütü olan IŞİD’in sistemini niçin benimsediği ise daha detaylı bir bakışı gerektiriyor. Bu amaçla cezaevlerindeki ve kamplardaki kadınlarla yaptığımız görüşmeler, “kötülüğün sıradanlığının” nasıl insan hayatını esir alabildiğini gözler önüne seriyor.

Film değil gerçekti!

Ortadoğu’daki kaosun ortasında, coğrafyayı korku ile esir almaya çalışan bir güç sahneye çıktı.

Turuncu kıyafetler içindeki insanların kameralar karşısında başlarının kesilmesi, bir kafeste ilahiler eşliğinde yakılan insanlar, recm edilen kadınlar, kurulan köle pazarlarında elleri zincirlenip siyahlar giydirilerek satılan kadınlar…

Bunlar tarihten uyarlama bir film sahnesi değildi, içinde bulunduğumuz çağda yaşadığımız bir hakikatti. Dünya karanlığın adım adım gelişini sessizce izledi.

Musul’un ele geçirilmesi ve ardından Şengal’e yönelik soykırım saldırıları sonrasında kurak çöllerde yola düşen kadınlar ve çocuklar… Onların aç ve susuz öldüğü görüntüler neredeyse naklen yayınlandı. Tüm yazılı-yazısız kurallara göre bir insanlık suçu işlendi.

Egemen güçler bağırlarında yetiştirdikleri bu canavarın ne kadar ilerleyeceğini görmek için bir adım geride durup, soykırımı resmen izledi.

Öte yandan IŞİD’e katılan insanlar, petrol ve ganimet ile illegal ticaret yapıp, bu ticaretten “cihatçı” devşiren ve insanları katı totaliter bir sistem altında yaşamaya mahkûm kılan bu harekete “dinlerini yaşamak için” katıldıklarını söylüyorlar. Bu katılımlar bu kadar masum muydu?

İngiliz rapçiden, Fransız propagandacıya dünyanın her yerinden Irak ve Suriye’ye gelenler, yerli halkları soykırımdan geçirdiler. Bin yıldır bu topraklarda insan öldürmenin en sağlam gerekçesi olarak din adına soykırım yapan bu insanlar kimdi? Sistemlerini hangi ayaklar üzerinden kurumsallaştırdılar?

Ve asıl soru; bu sisteme alabildiğine sıradan hayatlarıyla katılan, IŞİD sistemine çocuk yetiştirmekle görevli, IŞİD’in aile ve hukuk düzenine tabi olan kadınlar kimdi? Nereden geldiler, nasıl geldiler, neler yaşadılar ve kötülüğün bir parçası olduklarının ne kadar farkındalar?

“Kadın Adem’den, Adem için yapılmıştır”

IŞİD sistemi “cihat” adı altında işgal ve biat üzerine kuruludur. İşgal sadece toprağın değil, “cariyelik” adı altında köle pazarlarında kadınların da “işgal” edildiği bir sistemdir.

Bilindiği kadarıyla IŞİD’in kadınlara yönelik ilk fetvaları Haziran 2014 yılına denk gelir. Musul’un işgal edildiği günlerde, örgütün yayın organı olan Takva’da 2 ayrı fetva yayınlandı.

Birincisi, “Dünyanın her yerindeki Müslüman kadınlar, cihat için gelin” çağrısıdır. Bu çağrının devamında şok edici şu cümleler dikkat çeker: “Cihat eden mücahitlere hizmet etmek Allah katında makbuldür ve bu kadınlar cennetin kapısından içeri girmiş sayılırlar…”

İkinci fetva ise savaşta esir alınan kadınlara yönelik olarak yayınlandı. Örgütün şer’i kadısı olarak bilinen Ebu Hemmam tarafından yayınlanan fetvada, cihat savaşlarında “ganimet” olarak görülen kadının hadislere dayanılarak “cariye” olarak alınabileceği, kafir kadınların “helal” görülmesi için cihada gönül verenlerin çok sebebi olduğu savunuldu.

Akabinde dünyanın birçok yerinden IŞİD’e katılanların haberleri gazete sütunlarında yer almaya başladı.

İşte kadınların katıldığı IŞİD sistemi…

Modern köle pazarları: Maddafeler

Suriye’de örgütün hakim olduğu yerlerde kadınlar için makaralar yani diğer adıyla maddafeler (kadın misafirhaneleri) kuruldu.

Hemen hemen her toplulukta (ketibe) en az bir maddafe bulunuyordu. Ve bu yerlerde en az 50 en fazla 100 kadın kalıyordu. Sayı 100’ü geçtiğinde ketibenin kendine yeni bir maddafe açma yetkisi vardı.

Bu yerlerin işleyişi ise modern köle pazarlarını andırır. Eş, baba, kardeş yani herhangi bir erkeğin himayesinde olmayan kadının evde kalma şansı yoktur ve bu kadınlar maddafelerde kalmak zorundadır.

Kadınlar sadece evlendiklerinde bu misafirhanelerden çıkabilirler. Kadının evlendiği kişi izin verirse hemşirelik, çevirmenlik ya da kız çocuklar için öğretmenlik yapabilir.

Kadına biçilen temel roller El Xansa Tugayı’nın manifestosunda şu şekilde tarif edilir: “Kadın Adem’den, Adem için yapılmıştır. Bunun ötesinde yaratıcısı, kocası için eş olmaktan daha büyük bir sorumluluğu olmadığını hükmetmiştir.”

Yani kadının temel görevi erkeğe hizmet ve soyun sürdürülmesi üzerine kuruludur. Bunun dışındaki her türlü davranış, karşı çıkış ve istek “Şeytana hizmet, iffetsizlik” olarak görülür.

Evlilik ve aile hayatının şekillenmesi

Görüştüğümüz kadınların verdiği bilgiler, IŞİD hakkında çıkan yazılı kurallar, fetvalar ve ilgili referanslara baktığımızda evlilik işlerine şer’i kadı denilen bir tür mahkemenin baktığını görüyoruz.

Maddafede kalan ve hiçbir erkeğin himayesi altında olmayan kadınlar ile savaşmak için gelen erkekler ya da ikinci-üçüncü eş almak isteyen erkekler, bu misafirhanelerin sorumlusu olan kadınlar aracılığı ile evlendirilir.

Görüştüğümüz kadınların birçoğuna göre, “Çok sıkıntılıydı, koşulları zordu” dedikleri maddafelerden kurtulmak için evlilik zorunlu bir tercih.

Eşleri savaşta ölen kadınlar ise, babası ve kardeşi yanında değilse maddafeye geri dönerek tekrar evlendirilmeyi bekler.

Boşanmak erkeğin hakkı

Boşanma da şer’i kadının denetimindedir. Bir erkek boşanmak istediğinde mahkemeye başvurup, “Çocuğu olmuyor, iffetsiz, bana itaat etmiyor” gibi nedenlerle kadını rahatlıkla boşayabilir.

Görüştüğümüz IŞİD’li kadınlar, kadına da boşanma “hakkının” verildiğini ancak erkeğin tersine kadında ağır ve zorlu şartlar arandığını, hatta boşanmanın çoğu zaman kadınların aleyhine döndüğünü söylüyor: “İffetsizlikle suçladıklarında ve buna şahit bulduklarında boşanmak bir yana cezalandırılıyorduk, o yüzden çok mecbur kalmadıkça mahkemeye gitmiyorduk.”

IŞİD’in evlilik ve boşanmayla ilgili metinlerinde “Bir kızın dokuz yaşında evlenmesi meşru görülür” ibaresi yer alır ve devamında erkekler için bu yaş 20 olarak belirlenir. Kadın için boşanma şartları zorlaştırılır ve “Erkek erkekliğini yapmıyorsa, kadının rızkını vermiyorsa” gibi muğlak cümlelerle geçiştirilir.

Kadınların çalışması yasak

IŞİD’in yazılı metinlerine göre kadının çalışması yasaktır (istisnai durumlar hariç). Yaptığımız görüşmelerden ve örgütün belgelerinden, kadının ancak “sahibi” olan erkeğin izni ile sınırlı işlerde çalışabildiğini öğreniyoruz.

Örneğin IŞİD’in yayın organlarında, “Bir iş sahibi olmak yalnızca erkeğe ayrılan bir görevdir, kendisine vücut ve beyin verildi ki şartlarına göre kadınlarına, karılarına, kızlarına ve kız kardeşlerine bakmaya meyletsin” ifadesinin sıklıkla vurgulandığını görüyoruz.

Eğitim

Görüştüğümüz kadınların hemen hemen hepsi çalışmayıp evde çocuk baktıklarını söylerken, bir kısmı da “Kuran eğitimi gördük” diyor. Bazı kadınlar ise dikiş-nakış, çeviri ve ebelik konularında kurs gördüklerini ve kısmi olarak evde ya da sadece kadınların olduğu yerlerde (doğum, hasta bakımı ve Kuran eğitimi) çalıştıklarını söylüyorlar.

Örgütün yayın organlarındaki “Kadın eğitimi”’ konulu başlıklarda, kadınların beşeri bilimlere yönelmesine “gerek olmadığını” ve hoş karşılanmadığını okuyoruz.

Kız çocukları için eğitim müfredatı da şöyle anlatılıyor: “Yedi yaşından dokuz yaşına kadar fıkıh ve din, Kuran Arapçası öğrenilecek. On yaşından on iki yaşına kadar daha fazla din çalışması, özellikle fıkıh, kadınlar, evlilik ve boşanmaya ilişkin fıkıha odaklanma olacak. Bu iki konuya ek olarak dikiş-nakış, yemek pişirmenin temelleri de öğretilecek. On üç yaşından on beş yaşına kadar daha fazla şeriata odaklanılacak.”

Seyahat ve iletişim

Kadının her alanda erkeğin hizmetine ve denetimine tabi olduğu IŞİD’de, seyahat edebilmek için de erkeğin izni gerekiyor.

Dünyanın birçok yerinden gelen kadınların pasaportları elinden alınmış ve maddafe sorumlularına teslim edilmiş. Kadınlar ancak yanında bir erkek olduğu zaman şehir değiştirebiliyor.

Alışveriş için sokağa çıkmaları ise uygun görülmüyor. Sadece “eşleri savaşta uzun süre kaldığında” alışveriş yapmaları mümkün olmuş.

Kadınların televizyon izlemesi, telefon ve internet kullanması da yasaklanmış. Sadece propaganda işini yapan ve sistemin yürütücüsü olan kadınların internet ve telefon kullanma hakkına sahip olduğunu söyleyen kadınlar, 2014-2015 yıllarında televizyon izleyebildiklerini daha sonra televizyonun kadınlar için yasaklandığını anlatıyor.

Çoğunun dünyadaki gelişmelerden habersiz oluşu bu anlatılanları doğruluyor.

Sağlık

Görüştüğümüz kadınların çoğu çocuk sahibi olduğunu ve evde doğum yaptığını söylüyor. Çünkü kadınların hastaneye gitmesi yasak. Erkekler hastaneye başvuru yapıp sıra alıyor, daha sonra sağlıkçı kadınlar eve gelerek kadınları muayene ediyor.

“Acil durumlarda ne yapıyordunuz?” diye sorduğumuzda ise, “Sırayı beklemek zorundaydık, çünkü hastaneye gitmemiz yasaktı” yanıtını alıyoruz.

Suç ve ceza

IŞİD’te kadınlar için neyin suç olduğu ve neyin ceza gerektirdiği konusunda yazılı metinlerden bir sonuca varmak neredeyse imkansız. Ancak görüştüğümüz kadınların anlatımları tabloyu yeterince özetliyor.

Örneğin hicaba uygun giyinmeyip “suç işlediği” için sokakta zabitler tarafından gözaltına alınan bir kadının cezası 10 ile 100 kırbaç arasında değişiyor.

Maddafenin sorumlusu “mama”dan (çoğunlukla yaşlı kadınlar mama olabiliyor) izinsiz sokağa çıkan ya da maddafenin kurallarını yerine getirmeyen bir kadın için 10’dan az olmamak şartıyla falaka cezası veriliyor.

Evli olan bir kadının eşinin ihtiyaçlarını karşılamaması (tecavüze direnmesi) ise boşanma ve 6 aydan az olmamak üzere hapis cezası anlamına geliyor.

Erkekten izinsiz çalışan kadın için bir yıldan az olmamak kaydıyla hapis cezası ve şer’i kadının takdir ettiği oranda kırbaç cezası uygulanıyor.

Evlenmek istemeyen, maddafede kaldığı süre içinde 5 kişinin evlenme isteğini reddeden bir kadına kafir gözüyle bakılıyor ve cezası savaşta herhangi bir uzvunu kaybetmiş erkekle evliliği kabul edene kadar hapsedilmek olabiliyor.

Boşanan bir kadın “iffetsizlik” suçlamasıyla karşı karşıya kalmışsa çocuğu elinden alınıyor ve ömür boyu çocuğunu görmeme cezası veriliyor.

Bir erkeğin himayesi olmadan tek başına ya da çocuklarıyla bir evde kalan kadın tespit edildiğinde, çocuklar kadından alınıyor ve başka bir aileye veriliyor. Kadın da şer’i kadının verdiği kırbaç cezası ve hapis cezasına çarptırılıyor.

Evli ya da evli olmayan bir kadın bir erkekle yan yana görüldüğünde ve buna 3 erkek şahitlik yaptığında “zina” sayılıyor ve cezası recm edilerek öldürülmek oluyor.

Eşinin olmadığı zamanlarda makyaj yaptığı tespit edilen ve buna ilişkin aleyhine şahitlik yapılan kadına yine şer’i kadının uygun gördüğü sayıda kırbaç cezası veriliyor.

Neden karanlığı seçtiler?

Peki, yaşamın temel ihtiyaçlarının bile “sahiplik’”eden bir erkek olmadan karşılanamadığı bu sistemi, bu kadınlar neden tercih etti? Bunu, bu “karanlığı seçen” kadınlara sorduk.

Hayatları ve IŞİD’deki deneyimleri benzerlik taşıyan bu kadınları dinlerken, yanıtın çok yalın olmadığını görüyoruz. Farklı serüvenlerden yola çıkan insanların, buluştukları bu karanlığa alıştıklarını ve tek gayelerinin hayatta kalmak olduğunu görünce de şaşırıyoruz.

Bazıları “Dinimi yaşamaya geldim, hicabımı rahat giymek için geldim” şeklinde “masumlaştıran” yanıtlar verirken, bazıları da sorumuzu çocukluk travmalarıyla açıklamaya çalıştı. Bazıları ise yoksulluk, parçalanmış toplumsallığın yarattığı manevi boşluk, sürüklenme ve gelenekler nedeniyle evlendiği erkeğin gittiği yoldan gitme gibi gerekçeleri sıraladı.

Ancak birçoğunun ortaklaştığı tek şey vardı; “sahiplerinin” kölesi olarak hizmet ettikleri IŞİD sisteminin insanlık suçlarını suç olarak görmüyorlardı.


Dizinin sonraki bölümünde “Sorbonne hukuktan Rakka bekçiliğine: Fatiha Mihemmed Tahir El Heseni” var.
Previous post
Düzce'deki sel: Kayıp son çocuğun da cansız bedenine ulaşıldı
Next post
Bakanlıktan 'Kaz Dağları' açıklaması