Ana SayfaYazarlarBahadır AltanKadıköy işgal altında – Bahadır Altan

Kadıköy işgal altında – Bahadır Altan


Bahadır Altan


Sevr ile gelen İstanbul’un işgali 13 Kasım 1918’de başladı ve 5 yıl sürdü. Boğazlar’daki İngiliz savaş gemilerinin işlevi şehre dönük namlularıyla halkı tehdit ederek sindirmek, olası bir kalkışmaya engel olmaktı. Haliç’te Galata Köprüsü’nün yanına, özellikle demirlenen M1 denizaltısı, hiçbir işe yaramayan imalat hatası bir gemi olmasına rağmen kara çehresiyle bilinmezlik dolu bir korku salıyordu.

İstanbul’da neden bir Hasan Tahsin’in çıkmadığı buna bağlanabilir mi bilmem ama işgalciler, kentteki zulme dair haberleri benzer bir direniş korkusuyla sansürlüyordu. Gazetelerin son anda yayından kaldırılan sayfalarının boş çıkması ilk kez bu dönemde başladı. Üzerinde “Censored By Allied Authorities The Censor” kaşesi bulunmayan fotoğrafların yayınlanması çok büyük suçtu. Savaşın gerçeklerini ve iç yüzünü gösteren önemli olaylar beş yıllık işgal sırasında hiç yayınlanmadı. Halk gerçekleri tam olarak hiçbir zaman öğrenemedi. En önemli belge niteliğindeki kitaplardan biri, ancak işgalden kurtuluşun 90’ıncı yılında yayınlanabildi. (İşgal Altındaki İstanbul, Atilla Oral, Demkar Yayınları)

Yüz yıl sonra bunları anımsamama neden olan şey 20 Temmuz’da Kadıköy’de yaşananlardır. IŞİD’in Suruç’ta katlettigi 33 insanımızı anmak için Kadıköy’de bir araya gelen halka, gençlere polisin saldırısı inanılır gibi değildi. Özellikle de ekranlarda bu vahşetten hiç söz edilmemesi ve ertesi gün gazetelerin adeta boş sayfalarla yayımlanması, o günlerin İstanbulundaymışız duygusunu yaşatıyor insana. İstanbul IŞİD tarafından işgal edilmiş, polis de onların silahlı gücü haline gelmişti sanki!

Bütün Kadıköy’e gözdağı vermek ister gibi gaz ve plastik mermi atılıyor, adeta 23 Haziran’daki yüzde 90 üzerindeki oyun acısı çıkarılıyordu. Milletvekilleri hedef gözetilerek plastik mermilerle vuruluyor, gençler işkenceyle gözaltına alınıyordu. Polisin bu “milletvekili dokunulmazlığı gibi yasalarınızı da takmam” anlamına gelen tavrı Kadıköy Kaymakamı tarafından alkışlanıyordu. İngiliz General Allenby’ye taş çıkartırcasına vekiller yalanlanarak, emniyetin envanterinde plastik mermi bulunmadığı açıklanıyordu!

Düşünün bir kere, devlet kendi sınırları içinde IŞİD’in yaptığı bir katliamı sahiplenebilir mi? Ülke sınırları içinde bir başka örgütün kendi düşmanını dahi öldürmesine izin vermesi o devletin egemenliğini tartışmaya açmaz mı? Bunu 90’lı yıllarda Kürtlere karşı Hizbullah’ı kullanarak yapan devlet, şimdi IŞİD’in kendi ülkesinde cinayet işlemesine izin verdiği ve bu cinayeti açık açık onayladığı anlamına gelmez mi? Bu katliamı protesto edenlere, yaşamını yitiren yurttaşlarının anmasına katılması gereken devletin, 33 canı anmak için bir araya gelenlere saldırmasının başka ne anlamı olabilir? Katledilenlerin “muhalif” olması bu gerçeği değiştirebilir mi?

Milletvekili dokunulmazlığının bilinmemesi veya Gülistan Koçyiğit, Sezgin Tanrıkulu, Ali Şeker, Erol Katırcıoğlu gibi vekilleri tanımamaları mümkün olmadığına göre polis kimden yanadır? Bunu ancak Suruç’taki katliamı sahiplenen, alkışlayan, “oh olmuş” diyen insanlık düşmanı bir anlayış yapabilir.

Meclis daha önce dokunulmazlıkları kaldırarak bu uygulamaların önünü açtı evet, ancak bu çok daha farklı bir dönemin başladığını gösteriyor. Artık devletin, valisi, kaymakamı, polisi dönemi tümüyle bitmiştir. Haliç’teki M1 denizaltısının işlevini ise “yerli ve milli” İHA ve SİHA’lar yerine getiriyor!


Suruç Katliamı anması: Kadıköy’de çok sayıda gözaltı, vekiller de darp edildi

Suruç Katliamı | “Eksik bir şey var: Adalet”