Ana SayfaManşetKEPSUT NOTLARI 2 | Eril devlet, eril hapishane, eril zihniyet – Lütfiye Bozdağ

KEPSUT NOTLARI 2 | Eril devlet, eril hapishane, eril zihniyet – Lütfiye Bozdağ


Lütfiye Bozdağ


İçinde yaşadığın devletin, toplumun, hukuk yasalarının eril olduğunu bilirsin ama kendine ördüğün küçük dünyanda bu erillik yoksa bu bilgiyi unutup yaşarsın, sonra aniden bir şey olur ve bu gerçekle yüzleşirsin, birileri hatırlatıverir. Yıllar evvel felsefe hocamın hayat arkadaşı hastalanmış hastaneye yatırılmıştı. Hocamla onu ilk ziyaretine gittiğimizde Bakırköy ruh ve sinir hastalıklarındaki hastane kat görevlisi, bizi içeri alırken sıkı bir sorguya çekip “Hasta yakını mısınız? Neyiniz olur?” demişti. Canım hocam birden afallayıp, kem küm edip; “efenim, nişanlım olur” demişti. O zamanlar genç bir kız olarak, altmış küsur yaşında olan hocamın, “efendim nişanlım olur kendisi” demesini çocukça bulmuş, o yaşta nişanlı olmayı hocamın ciddiyetine yakıştıramamıştım. Öte yandan hocamın eril düzene karşı bunu söylemek zorunda kalışını, toplumsal cinsiyeti de gayet buruk bir şekilde hissetmiştim.

Yıllar sonra benzer bir olay başıma gelince hocamı gülümseyerek yâd ettim. Uzun yol arkadaşım Tuna’yı cezaevinde ziyarete gittiğimde ilk karşılaştığım kapı gibi mahpushane kuralları, yönetmelikler, yönergeler, maddeler… Görüş günleri ve saatleri, görüşmeci listeleri, bayram seyran görüşmeleri, telefon görüşmeci listeleri, telefon görüş saatleri, eşya gönderme günleri, mahpusa gönderilecek eşyaların renk ve özellikleri, vesaire vesaire…

Görüşmeci listesinde mahpusun yakını olarak yerim olmadığını görünce şaşırdım, devletin gözünde benim sıfatım neydi?

Kumalığı, 3 eşliliği bile resmi olarak kabul eden bu eril devlet, sevgili olmayı, ya da nikâhsız yaşamayı, hayat arkadaşlığını tanımıyor ve yasalar çerçevesinde bir yere koymuyordu. Ben kimim? Devlete göre dış kapının mandalı… Görüşmeci listesinde “yenge, enişte” gibi kan bağı olmayan akrabalıklar bile yakın sayılırken sen sevgilinle ne kadar uzun yıllar beraber olursan ol, o lanet olası imzayı atmadın diye yok sayılıyorsun. Neyse ki Tuna beni görüşmeci listesine yazdırdığından kısıtlı da olsa görüşebiliyorum. Mesela telefon hakkım yok, mesela resmi tatil görüş günlerinde iznim yok. Her seferinde kapıdaki memur nesi oluyorsunuz diye soruyor. İlk duyduğumda bir afallayıp ne diyeceğimi bilemedim. Bir taşra hapishane görevlisine sevgilisiyim desem, yüzüme tuhaf bakan bir yargılamayla karşılaşacağım, hayat arkadaşıyım desem hayat kadını zannedecek, bir süre durakladıktan sonra patriarkal düzenin zihniyetine en kolay açıklama ne olur diye hızlıca düşünerek nişanlısıyım deyiverdim. Bu söz ağzımdan nasıl çıktı anlayamadım ve yıllar evvel hocamın düştüğü duruma düştüm. Üstelik kendime uyguladığım otosansür de epey canımı sıktı. Şunu bir kez daha anladım ki toplumsal cinsiyet ve eril devlet gerçeği hayatımızın tam ortasında duruyor. O nedenle herkes feminist olmalı, toplumsal cinsiyeti ortadan kaldırıncaya kadar da feminist mücadele sürmeli.

Tuna Altınel ve Lütfiye Bozdağ

Tuna, Kepsut L tipi Kapalı Cezaevi’ne girene kadar ismini duymamıştım. Etrafımdaki herkes de öyle. Tuna Kepsut’ta deyince orası neresi demeyene hiç rastlamadım. Çok sevdiğin hapse girince sen de giriyorsun. Tam böyle düşünürken hapishane görevlilerinin de aslında hapiste olduğunu düşündüm. Genç gardiyanlar, ceza infaz kurumu memurları, işçileri, yöneticileri hepsi orada mahpus. Çünkü orada ne sıfatla bulunursa bulunsunlar hepsi aynı mağduriyete maruz kalıyor. Aynı kötü ve insanın ruhunu öldüren ortama maruz kalıyorlar. Mimari demeye dilimin varmadığı kötü, beton, gri ruhsuz yapılar. Her yer beton, demir ve plastik. Tuna öyle yazmıştı mektubunda; “her yer beton, demir ve plastik, buranın insanı indirgeyen bir yapısı var”.

İnsani olandan ne kadar uzak ceza infaz kurumu yapar ve yaşatırsanız sanki devlet iktidarını o kadar gösteriyor gibi düşünülmüş. İnsan ruhuna kötü gelen ne varsa o yapılmış, onlara sorarsanız plastik kullanılmasının tek nedeni güvenlik. Herşeyin bir Leviathan devlet açıklaması var ama hiçbir açıklama beni ikna etmiyor, sizi de etmesin.

Kötü mimari insanın ruhunu öldürüyor, beton doğaya yabancılaşmamızın, soğuk, gri, gayri insani malzemesi. Bir de mimarinin tasarımcısı kötü niyetliyse görme ortaya çıkan cehennemi.

Canım Tuna, sessizliğin içinde tek sesin gardiyanların ayak sesleri ve demir kapılar, anahtar şıngırtıları olduğunu yazmıştı. Zaten mahpusları ölsünler, yok olsunlar diye düzeni kurmuşlar, kimsenin yaşamasını, iyileşmesini, orada huzurlu olmasını istemiyorlar. Bunun için de ellerinden geleni yapıyorlar. Bir insanın ruhunu öldürmek istiyorsanız beton, plastik ve demire maruz bırakmanız yeter.

Sizi ikna etsin ya da etmesin devletin mantığı herşeyi bir gerekçeyle açıklıyor ve kendini haklı görüyor, oysa biliyoruz ki; devletin kendisi varoluşsal olarak Leviathan. O nedenle devletin yok edilmesi ve ortadan kaldırılması gerekiyor.

Devlet kötü olduğu gibi memuru da kötü, müdürü de kötü, yöneticisi de kötü, işçisi de kötü. Çünkü devlet zihniyeti hepsine sirayet etmiş. Canım Kafka bunu ne güzel anlatır elbette, başına gelince Kafka’yı, Aziz Nesin’i saygıyla yad etmeden geçemiyorsun.


KEPSUT NOTLARI 1 | Kaybolan postalar herkesin bildiği sır