Ana SayfaÇeviriÖtenazi değil ‘cinayet’: Cinsel saldırıya uğrayan Noa Pothoven’ın hikayesi

Ötenazi değil ‘cinayet’: Cinsel saldırıya uğrayan Noa Pothoven’ın hikayesi

HABER MERKEZİ – Ötenazi ile hayatına son verdiği söylenerek gündeme gelen Noa Pothoven’nın hikayesi aslında ötenaziyle ilgili değil. Defalarca cinsel saldırıya maruz bırakılan Pothoven’nın hikayesi ruh sağlığı sisteminin başarısızlığı hakkında.


Anna Bianca Roach 


2 Haziran’daki ölümünden önce Hollandalı genç kadın Noa Pothoven “Kazanmak ya da Öğrenmek” adlı otobiyografisi ve sağlık sistemine getirdiği önemli eleştiriler nedeniyle ülkesinde çok ünlüydü. Fakat daha çok ölüm şekliyle tanınıyor: Orta Avrupa Gazetesi, Pothoven’ın ölümünün “yasal ötenazi” nedeniyle olduğunu iddia etti, trajik hikaye hemen viral hale geldi, ölüm hakkı ve bu kadar genç birisinin böyle bir hakka erişmesinin mümkün olup olmamasıyla ilgili yeni bir tartışmayı başlattı.

Bu haber çok önemli fakat yanlış yorumlanıyor. Pothoven’ın hikayesi ötenazi hakkında değil. Konu iki ayrı cinsel saldırının travmasını atlatmak için bir türlü yardım bulamamış 17 yaşında bir kızı ve işlemeyen ruh sağlığı sistemi hakkında.

Bu noktada, doğrulamak biraz zaman alsa da Pothoven’ın hikayesinin sonunu iyi biliyoruz.

2018’de ötenaziye başvurmak için Hague’de bulunan bir ölüm kliniği olan Levenseindekliniek’le görüştü. Başvurusu çok genç olduğu gerekçesiyle reddedildi. Bu Haziran’da ise yemeyi ve içmeyi bıraktıktan sonra evinin salonundaki bir hastane yatağında öldü. Fakat ölümünden önceki karmaşık yılları hakkında neredeyse hiç tartışma yapılmadı.

Cinsel saldırı ve depresyon

Pothoven ilk kez 11 yaşındayken cinsel saldırıya maruz bırakıldığını ve üç yıl sonra da iki erkek tarafından tecavüze uğradığını söyledi. (Psikolojik olarak polise başvuracak durumda değildi ve saldırganlar hakkında kovuşturma açılmayacaktı.)

Tıbbi yetkililerin yıllarca travması hakkında bilgileri olmamasına rağmen, bu olaylar ciddi anoreksiya, travma sonrası stres bozukluğu (TSSB), depresyon ve diğer psikiyatrik bozuklukların semptomlarını tetikledi.

Akademik bir makalede yayınlanmış bir blog gönderisinde “Yıllardır tedavi altındayım” ve ”Gittikçe daha da kötüleşiyorum” diye yazdı. TSSB kaynaklı sorunlar yaşadığını biliyordu fakat en iyi ihtimalle etkisiz, en kötü ihtimalle zarar verici olarak gördüğü tedaviler aldı.

Annesi Hollanda gazetesi Algemeen Dagblad’a yaptığı açıklamada, hem kalabileceği hem de tüm fiziksel ve ruhsal sorunlarının ele alınabileceği bir yer istediklerini söyledi. Fakat, bu kurumların aylar süren bekleme listeleri vardı. Bunun yerine, sayısı 23’ü bulan kurumda, bazen iradesi dışında, 20 ila 33 kez yatarak tedavi gördü.

İsteği dışında aylarca tecritte bırakıldı -defalarca bunu onur kırıcı bir deneyim olarak nitelemişti-. Ayrıca, tecrit altında tutulan hastalara kötü muameleyi de hatırlatan Hollandalı aktivist Pieke Roelofs’un belirttiğine göre, normalde “ciddi davranış sorunları” olan, genellikle agresif ve şiddete meyilli insanlara mahsus bir kuruluşa yerleştirildi.

Pothoven, Roelofs ve onunla dört aydan fazla çalışmış olan Peer Van der Helm, cinsel şiddete maruz kalmış insanların, potansiyel olarak şiddete eğilimli erkeklerle aynı ortama yerleştirilmelerinin tekrar travma geçirmelerine neden olma riski taşıdığına işaret etti.

Tedavide aksaklıklar

Pothoven biyografisinde bu ortamda yeme bozukluğunun da arttığını yazdı.

Semptomlarından birisine odaklanan kuruluşlar, diğerlerini görmezden geldi ya da daha da şiddetlendirdi.

Pothoven’ın bahsettiğine göre anoreksiya tedavisi belli bir kiloya ulaşır ulaşmaz sonlandırıldı, fakat gıdalarla arasındaki sorunlu ilişkinin altında yatan nedenleri ifade etmesine imkan tanınmadı. İntihar girişiminden sonra yatırıldığı başka bir tesis Pothoven’ın kendine zarar vermesini önledi fakat anoreksiya ve TSSB’yi tedavi etmekte başarısız oldu.

Faydasız olan sadece kurumlar değildi, personelin çoğu da öyleydi. Kendine zarar vermesinin üzerine yardım istediğinde bir hasta bakıcı ona “saçmalıkları için zamanlarının olmadığını” söyledi. Tecavüz olayını açığa vurmadan önceyse başka bir hasta bakıcı, bu kadar “baş belası olmaya hakkının olmadığını” söyledi ve “sen tecavüze ya da herhangi bir şeye uğramadın” dedi.

Pothoven’ın ölümünün ayrıntıları alışılmışın dışında olsa da, ne yazık ki hikayesi değil.

250 Noa daha görmezden gelindi

Hollanda ruhsal sağlık sistemini ayrıntılı bir şekilde takip eden Roelofs, hastaların çok çabuk taburcu edilmelerinin çok yaygın olduğunun altını çizdi. Van der Helm ise, kendi başına bırakılmış Hollanda sağlık sisteminin “250 Noa”yı daha görmezden geldiğini tahmin ediyor.

Pothoven’ın, travma bilgisine haiz sağlık hizmeti eksikliği ve cinsel şiddetin etkilerinin sürekli hafife alınması da dahil, kurumlarda karşılaştığı sorunlar Hollanda’ya özgü değil.

Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) ciddi ruhsal sağlık sorunlarından muzdarip insanların sayısı 2009’dan beri hızla arttı. 2009 ve 2017 arasında, yaşları 14 ila 17 arasında olan gençlerde, intihar oranı ani bir şekilde yüzde 60 arttı ve kadınlar arasında erkeklere göre çok daha keskin artışlar oldu.

Buna rağmen ruhsal sağlık hizmetlerine ulaşım pahalı ve erişilmez olmaya devam ediyor. Hollanda gibi ABD’de de, 1950’ler ve 1960’larda başlayan topluma kazandırma çabalarıyla yürürlüğe koyulmuş bir yenilik olan ve kapsamlı hizmet veren psikiyatrik kuruluşlar yatak yetersizliği yaşıyor. Alternatif olan halk sağlık merkezileriyse dramatik bir şekilde yeterince finanse edilmedi.

Pothoven, bıkmadan kendini ve benzer durumda olanları savunan, vaktinden önce olgunlaşmış ve yetenekli bir yazardı.

Güvenilirliği şüphe götürür bir kaynağın haberi, onun hayatını bir ötenazi hikayesine çevirdi. Oysa, mirası genç insanları, kadınları ve tüm cinsel saldırıya uğramışları yüzüstü bırakan ruhsal sağlık sistemleri hakkında çetin bir tartışmayı başlatmalı.

Ötenaziyi durdurmak Noa Pothoven’ı kurtaramayabilirdi. Ama ruhsal sağlık hizmetini geliştirmek başka bir trajediyi engelleyebilir.


Kaynak: Washington Post