Ana SayfaYazarlarBahadır AltanSilah satın almak neyi çözüyor? – Bahadır Altan

Silah satın almak neyi çözüyor? – Bahadır Altan

Şimdiye kadar hiç havadan füze veya uçak saldırısına uğramamış bir Türkiye’nin, S-400 füze savunma sistemine neden ihtiyacı var? Veya radarlara yakalanmadan yüzlerce kilometre uzaktaki hedeflere saldıracak F-35’lere neden gerek duyuyoruz?


Bahadır Altan


Türkiye’nin sürekli başını ağrıtan dış politikalarını bir sözcükle nitelendirmeye çalışsak, komşularına karşı samimiyetten uzak, fırsatçı ve saldırgan diyebiliriz. Bu çizginin son ürünü Libya.

Libya’da, en azından taraflardan birisi (Hafter) artık Türkiye’yi “düşman” olarak tanımlıyor, gözümüz aydın olsun!

Sarayın, özellikle Suriye ve batıda Yunanistan’la ısrarla sürdürdüğü gerginliğin iç politikadaki uzantısı ise Kürt meselesinin çözümsüzlüğüne dayalı milliyetçi-faşist damarı canlı tutma şeklinde karşımıza çıkıyor.

Bu ülkeyi öfke ve nefret söylemiyle sürekli geren, iç huzuru yok eden, kaynaklarını savuran zikzaklı çizginin kaçınılmaz sonucu olan ekonomik ve sosyal çöküş, artık çıplak gözle fark edilecek haldedir. Toplumda fark edilmeye başlanan diğer (olumlu) sonuç ise artık bu politikanın sürdürülebilir olmadığı…

İdlib çıkmazı

Suriye’de izlenen yanlış, saldırgan politikanın sonuçları İdlib’de can almaya başladı. İdlib, adeta bir çıkmaz sokak ve Türkiye burada sıkışmış durumda.

Komşusu ülkelerde silahlı kuvvetler bulundurma, gözlem noktaları kurma, hatta işgal etme gibi uluslararası hukukla, komşuluk ilişkileriyle bağdaşmayan adımların bedeli olan genç asker cenazeleri yine yoksul ailelerin evlerine ateş olup düşüyor.

Bu yazının yazıldığı 28 Haziran 2019’daki haberin metninde bile fark edilecek garip bir durum var: “İdlib’deki TSK ya ait gözlem noktası, Suriye topçusu tarafından vuruldu. Bir asker şehit, 3 yaralı…”

İdlib, sanki Suriye topraklarında değil, uluslararası sularda bir bölgedir de orada TSK Gözlem Noktası inşa etmiş!

“Çukurca’da Irak Silahlı Kuvvetleri’ne ait gözlem noktası Türk topçusu tarafından vuruldu!” şeklinde bir habere ne derdiniz? Ya da “Babaeski’deki Yunan Silahlı Kuvvetlerine ait gözlem noktası…!”

Anlaşılan o ki Suriye Rejim güçleri kendi topraklarını Türkiye destekli cihatçı çetelerden temizleme kararlılığında. Hemen yanındaki Afrin’de de Kürtlerin kendi topraklarını Türkiye destekli ÖSO güçlerinin işgaline terk etmeye hiç niyetleri yok. Rusya’dan S-400 değil, 100 tane SU-57 de alsanız bunun önüne geçmek mümkün değil…

S-400’lere ara formül

G-20 zirvesinde S-400 konusunda ABD ile bir ara formül bulunduğu anlaşılıyor. Yunanistan’ın Rusya’dan S-300 satın aldığı zamana benzer bir formül bu.

Türkiye 2000 yılında Yunanistan’ın S-300 füze sistemini satın alıp Güney Kıbrıs’a konuşlandırmasının NATO için tehdit olarak görülmesi gerektiğini söyleyerek itiraz etmiş ve haklı bulunmuştu. Böylece S-300’ler Güney Kıbrıs’a değil Yunanistan’da bir hangara yerleştirilmişti. Bugüne kadar da sadece tatbikatlarda NATO saldırı silahlarına karşı Rus savunma sistemlerinin gerçekte ne kadar tehdit oluşturacağını test amacıyla kullanıldı.

Şimdi roller değişmiş durumda. Ruslara müşteri olan Türkiye, itiraz eden Yunanistan ve NATO! Ve çözüm de aynı olacaktı kuşkusuz.

Türkiye S-400’leri hava savunmasından çok, düşürülen Rus Uçağı ve öldürülen Ankara Büyükelçisi’nin diyeti olarak almış olacak. Şimdilik kazançlı çıkan ise bunu “Suriye bize Türkiye’yi kazandırdı!” diye ifade eden Putin olacak…

S-400 konusunda sözün özü şudur: Türkiye parayı verecek, S-400’ler gelecek, Rusya para kazanacak, Türkiye tükürdüğünü yalamamış, ABD otoritesini korumuş olacak (“Patriot füze sistemini Obama vermedi, Erdoğan haklı” diyerek).

Parayı veren Türkiye düdüğü üfleyecek ama ses çıkmayacak! Bütün bu manevraların bedeli de yine yoksulun, emekçinin cebinden çıkacak!

İç politikaya yansımaları

Beka söyleminin 31 Mart yerel seçimlerinde iktidara merhem olmayacağı anlaşıldığı zaman 7 Haziran 2015 seçimlerinden sonra denenen ve AKP’yi yeniden iktidar yapan yöntemlere başvurulmuştu.

TSK bir kez daha seçim malzemesi olarak devreye kondu. Ancak Irak topraklarında Kürtlere karşı bilmem kaçıncı “Pençe Harekâtı” da yeterli “milli tezahürata” mazhar olamadı. Sonuçta iktidar, 23 Haziran’da İstanbul halkından sıkı bir şamar yedi.

Sarayın bugüne kadar kendisine muhalif olanları birbirine düşman etmedeki “başarısı” ilk defa sekteye uğramıştı. Muhalifler farklılıklarına rağmen birlikte hareket etmeyi (HDP’nin faşizme karşı izlediği doğru siyaset sayesinde) ilk defa başarıyordu.

Dört yıldır Kürt düşmanlığı zemininde sürdürdüğü iktidarını çatırdatan asıl tehlike bu. Ektiği nefret ve öfke rüzgarları kendisine dönerek fırtına oluyor. Karşısına aldığı kitleleri ötekileştirmesi, düşmanlaştırması artık onları birleştiren bir etkiye dönüşüyor. Bu nedenle uğradığı hezimeti kısa sürede geçiştirmek, dikkatleri başka yöne çekmek için yeni argümanlar üretmek, yeni kartlar oyuna sürmek zorunda.

Yeni silahlar için ‘yeni düşmanlar’ gerek

Kürtler artık beka konusunda “yeterli tehdit” değiller! PKK’nin elinde Cruise füzeleri veya bombardıman uçakları da olmadığına göre füze savunma sistemine gerekçe olacak yeni tehditler lazım.

Akdeniz’de ezeli ve ebedi “Yunan” düşmanlığını canlandırmaya ihtiyaç duyuluyor. Bu ülkede, “Ege’de suları ısıtmak” sıkışan her iktidar için sarılacak elverişli bir malzeme oldu hep.

Yani Türkiye’nin uzun vadeli dış ilişkileri, yarattığı düşmanları bir kez daha güncel iç politika malzemesi olarak devrede.

Yarın “ABD yaptırımlarından kurtulduk” diye, seferden zaferle, ganimetlerle dönen saray ve heyetinin mehter takımıyla karşılanacağından kuşku yok!

Hulusi Akar’ın HDP dışındaki parlamentoda grubu bulunan siyasi partileri ziyaret edip “milli konularda” bilgi vermesi yeni bir “Yenikapı Ruhu” (olmadı Samsun Fotoğrafı) yakalama çabası olarak okunmalı.

Tarihimizde dış politika ve Silahlı Kuvvetlerin bu denli iç politika, hatta seçim malzemesi olarak kullanıldığı başka bir dönem sanırım olmamıştır. Ve yine dünyada böyle başka bir ülke de yoktur!

Ne yazık ki HDP dışındaki muhalefet hemen bu gaza gelmeye, milli menfaatler adı altında sarayla kenetlenmeye hazır! Hani saray bu gün çıkıp “uçak gemisi alıyorum” dese hep bir ağızdan “hülooo!” diye tezahürat yapacaklar!

Rus yapımı kısa-orta-uzun menzilli hava savunma füze sistemi S-400

Şimdiye kadar hiç havadan füze veya uçak saldırısına uğramamış bir Türkiye’nin, S-400 füze savunma sistemine neden ihtiyacı var? Veya radarlara yakalanmadan yüzlerce kilometre uzaktaki hedeflere saldıracak F-35’lere neden gerek duyuyoruz?

Bunları soran, sorgulayan bir akıl gerekiyor. Şimdiye kadar “büyük ihtiyaç” diye ABD ve NATO ülkelerinden alınan ve tek atış bile yapılmadan teknolojik ömrünü tamamlayıp çöpe giden sistemler, uçaklar, füzeler sorgulanmalı. Örneğin Boğazların savunulması için kurulan ve şimdi çöpte olan “Nike Hercules” füze sistemi bu yoksul ülkeye kaça mal oldu, ne fayda sağladı? Yıllarca Sovyet Rusya, bu füzeden mi korkup boğazlara saldırmadı?

Bu soruları sormayan bir muhalefet, her “milli davada!” diktatörün emrinde hazırola geçmeye mahkumdur. Oysa halkın emekçilerin ihtiyaçları bu soruların yanıtlarında…

Kürtlerle savaş devletin bir seçimidir, hatta 7 Haziran 2015’ten beri AKP’nin, iktidarını korumak için seçtiği temel politikadır. Bu savaşın nedeni Kürtlerin durup dururken isyanı değil, devletin en temel demokratik hakları yok sayan çizgisi olduğunu devletin kendisi bile kabul etmiştir.

Bunun yerine eşitlik ve adalet zemininde kurulacak bir barışın, sorunların çözümünü sağlayacak, ülkeye demokrasi ve huzur getirecek tek çözüm olduğu yalın bir gerçek. En temel ihtiyaç budur, barıştır. Bunu çok iyi bildikleri için barıştan söz eden herkesi terörist ilan ediyorlar.

Bu gerçekler kavranılmazsa yarın yeniden “Rusların sıcak denizlere inme niyeti!”, “Rumların Anadolu’yu işgal hedefi!”, “Kürtlerin ayrı devlet kurma bölücülüğü!” masallarıyla kandırılmaya, silahlanmaya ve ekmeğimizi küçültmeye devam ederiz…

Previous post
Tutum değişmiyor: Yargıtay'a göre Nihat Kazanhan'ı öldüren polise verilen ceza 'isabetli'
Next post
DSG, BM’nin çocuklara ilişkin eylem planını Cenevre'de imzaladı