Ana SayfaYazarlarİbrahim AslanYol yanlış ise varılacak yer doğru olmaz – İbrahim Aslan

Yol yanlış ise varılacak yer doğru olmaz – İbrahim Aslan


İbrahim Aslan


Kapitalist üretim ilişkileri içerisinde varlık ile yokluk mücadelesi veren insanlarız. Mülkiyet ilişkileriyle birlikte doğasına yabancılaşan insan, tüm doğayı kendi hizmetine sunmak için yapay olanı her alanda inşa etmenin uğraşında.

Doğallığını yitiren insan, kendisi müthiş bir yabancılaşmanın içerisine sürüklenirken, kendisiyle birlikte yaşama dair olan her şeyi de doğal döngüsünün dışına çıkarmak için uğraşını büyük bir çaba ile sürdürüyor.

Bu yabancılaşma asıl olarak üretim ilişkileri, üretim ilişkileri ile üretici güçler arasındaki çatışmadan bağımsız değil. İnsanın yabancılaşmasını asıl derinleştiren ise elbette ki, her dönemin egemen olan üretim ilişkileri ve bu ilişkiler içerisinde egemen olan sınıf ya da sınıflardır.

Kapitalist üretim ilişkilerinin dünyanın büyük bir bölümüne hakim olduğu günümüzde, burjuvazi insanın, insan ile birlikte tüm yaşamının yabancılaşması için büyük bir çaba içerisindedir.

Kapitalist sistemin şekillendirdiği insanın insan ile çatışan ilişkisi, insanın doğa ile çatışan ilişkisi gelişen teknoloji ile birlikte en ücra noktalara kadar taşınıyor.

Her dönemin üretim ilişkilerinde olduğu gibi kapitalist üretim ilişkilerine karşı da mücadele yüzyıllardır devam ediyor.

1848’de işçi sınıfının makine kırıcılığıyla başlayan bu mücadele, 1879 Paris Komünü, 1917 Ekim Devrimi, 1949 Çin Devrimi, Vietnam, Küba, 68 öğrenci hareketleri… ile devam etti.

Günümüzde emperyalistlerin ve bölgesel güçlerin haydutluk alanına dönen Ortadoğu’nun Kuzey Suriye/Rojava hattında yeni bir alternatif ile egemen sisteme ve üretim ilişkilerine karşı mücadele sürüyor ve sürmeye de devam edecek.

Geçmişten bugüne devam eden mücadelelere ilişkin hata ve doğrularıyla birlikte üzerine söylenecek çok söz var. Analizler yapıldı/yapılıyor. Kitaplar yazıldı/yazılmaya devam ediyor…

Ancak asıl dikkat çekmek isteğim nokta. Bugünkü egemen güçlere karşı mücadele edenlerin yaşadığı yabancılaşma olgusudur. Özellikle demokratik alanlarda mücadele edenler, sistemin temsili demokrasi aracına sarılarak politik alanda çalışma yürütenlerin, söylem ile yaşamları arasındaki uçuruma dikkat etmesi gerekiyor.

İktidar olgusuna karşı büyük bir mücadele verildiği söylenirken, onun bireyin kendi iç dünyasına dahi sirayet ettirdiği iktidar gerçekliğinden ne kadar uzak duruyoruz?

Kolektif bir yaşam, kolektif emek, kolektif bölüşüm derken, bunları ilişkilerimizde bulunduğumuz ortamlarda nasıl hayata geçiriyoruz?

Belli bir sınamadan geçmesi gereken yoldaşlık/hevallik kavramlarını çok rahat bir şekilde kullanırken, bu kavramların ilişkilerimizde yaratması gereken anlamın neresinde duruyoruz?

Bilginin verdiği tahakküm, yetkinin verdiği tahakkümü sorgulama kapasitemiz nedir ve bunlardan uzak durabiliyor muyuz?

Demokrasi, insan hakları, adalet, eşitlik, kadın, LGBTİ+, ötekiler… vb. kavramlar egemen sisteme karşı kullandığımız dilde temel argümanlarımız olurken, biz bunları kendi yaşam alanlarımızda ne kadar hayata geçirebiliyoruz ve gereklerini yerine getirmede ne kadar samimiyiz?

‘Bizi eleştirenler dostlarımızdır’ anlayışı temel düsturumuz olması gerekirken, eleştirilere ve eleştirenlere karşı tavrımız nedir?

Yeni yaşamı inşa ederken kullandığınız dilden, kullandığınız kavramlara, kullanılan yol ve yöntemlere kadar tamamı yürüdüğümüz yolda nasıl şekillenirse, kuracağımız sistemde bunların sonucunda ortaya çıkar.

Yanlış yolda yürüyüp doğru yere çıkacağını düşünmek saflık değilse de kendini bilmemezliktir.

Eğer yeni bir yaşamın doğruluğuna inanıyorsak, yürüdüğümüz yolu, yürüdüğümüz yolda yürüdüklerimizle olan ilişkilerimizi, bastığımız toprağı, dokunduğumuz ağacı, yaprağı, çiçeği doğru tanımlamak zorundayız.

Bunun gereklerini yapmazsak yeni yaşam değimiz şey, eskinin sadece bizim kavramlarımızla süslenmiş hali olur sadece.

Yeni bir yaşam için özünü sözüne yükleyenlere, bastığı toprağın, dokunduğu ağacın, yaprağın, çiçeğin değerini bilenlere, yabancılaşmaya karşı insan kalabilenlere ise söylenecek söz yok.