Ana SayfaEkolojiAdana’da patronsuz, ideal bir dünya kurumu: Nöbetçi Kütüphane

Adana’da patronsuz, ideal bir dünya kurumu: Nöbetçi Kütüphane

HABER MERKEZİ – Adana’daki Nöbetçi Kütüphane, okurlar arasında etkileşim alanı açan ve ortak değerler sunan farklı bir kütüphane deneyimi sunuyor. Cemil Sobacı, “Ben kütüphaneleri herkes için ulaşılabilir, estetik ve kendi kütüphaneleri gibi hissettikleri alanlar olarak yeniden konumlandırmak ve bunu İstanbul, Ankara gibi alanlara götürmektense ihtiyacı olan şehirlere doğru taşımak istedim” diyor.

Geçtiğimiz günlerde Adana’ya ziyaretim sırasında ‘Nöbetçi Kütüphane’yi keşfettim.

Kütüphane deneyimini sosyal bir alana taşıyan, okurlar arasında etkileşim alanı açan, ortak değerler sunan, diğer kütüphanelerden farklı bir deneyim buldum.

Gündüzleri kütüphanede kitap okuma keyfini gecelere de taşımak isteyen okurlar için sabah 10, gece 2 arası hizmet veren ‘Nöbetçi Kütüphane’ Cemil Sobacı’nın hayallerinin ürünü…

Cemil Sobacı bir hayal kuruyor, Caner Palandökenler arkadaşının hayaline ortak oluyor.

Detayları öğrenmek için ise Cemil Sobacı ile konuştum…

‘Nöbetçi Kütüphane’ önemli bir düşünce aşamasından sonra gelmiş. Hayata geçirme süreci nasıl oldu?

İlk etapta evin terasını kütüphaneye çevirdik, terasta sinema dersleri vermeye başladım. Burada bir topluluk oluştu, onlara anlattım bu hayalimi. Ardından üniversitenin içinde bir alanı dönüştürme şansımız oldu. Proje bu sayede daha çok duyuldu ve etki sağladı. Bağımsız olabilmek adına kendi yerimizi açtık.

Ülkede 29 yaşına gelip kendini öldüren kadın şairler var. Tanıştıkça ve hikayeleri öğrendikçe neredeyim, yaşam nerede, ben ne yapıyorum, neye etki ediyorum, neye sebep oluyorum, benim de hayatım bir proje gibi mi algılanıyor? Bunun dışında bir alan açılabilir mi? Hep konuştuğumuz ve aslında içsel olarak hissettiğimiz şeyi hayata geçirmeye çalıştık. Somut karşılığı ve kurumsallaşmış hali ne olur? Gerçekten ideal bir dünyada yaşasaydık ne gibi kurumlar olurdu? Bana ‘Nöbetçi Kütüphane’ denilen şey ideal dünya kurumu gibi geliyor. Her şey istediğimiz gibi olsa ekonomik, sosyolojik, kültürel kesinlikle en çok sığındığımız yerler kütüphaneler olurdu, gece açık kütüphaneler.

‘Okur odaklı bir yer’

Güven ilişkisine dayalı, okur odaklı, karar vericilerin okumaya ve tartışmaya açık olduğu bir yer. Sessizlikte fark edebileceğimiz çok şey var, yani bir kere ne konuşmak isteyeceğimizi fark ediyoruz bu kadar sessiz kalınca, yani günün sonunda üç saat sessiz durup ‘’birine bir merhaba demem lazımı’’ en çok fark ettiğimiz yer. Projeyi inşa etme sürecinde amaçladığım şey kütüphaneden çok birbirimize dokunabileceğiniz bir alan yaratmak ve bunun da içinde kitapların olması. Fark ettiğim şey şu oldu, geçtim devleti ebeveynler bile çocuklarına evlerinde estetik bir okuma alanı açmıyor. Bu çok üzücü bir şey.

image1

‘Okuyan insanlar vitrinde olmalı’

Mekanın önünü bilerek cam yaptım. Vitrinde okuyan insanlar görülüyor. Okuyan insanlar vitrinde olmalı, görünür olmalılar, çünkü bir şey satacaksak, kapitalizm bu kadar içimize sızdıysa satacağımız şey okumak olmalı. Bu benim bir nevi intikam alma biçimim. Starbucks’ın karşısına kütüphane açmak benim hayatla baş edebilme biçimim.

Şimdi İstanbul ve Ankara dışındaki merkezlerde gece yaşamı çok fazla aktif değil, özellikle de kültür sanat alanlarında. Yeme içme için mekan bulunabiliyor ama daha ciddi, sessiz kalabileceğin, düşünmeye odaklanabileceğin, az parayla dışarı çıkıp keyifle evine dönebileceğin mekan çok az. Ben kütüphaneleri herkes için ulaşılabilir, estetik ve kendi kütüphaneleri gibi hissettikleri alanlar olarak yeniden konumlandırmak ve bunu İstanbul, Ankara gibi alanlara götürmektense ihtiyacı olan şehirlere doğru taşımak istedim.

‘Derinliği olan da bir okur alanı açmak için önemli’

image8

Burası bir ‘sosyal kütüphane’’. Bu tanımı açar mısın?

Biz içeride etkileşime kapalı bir alan yaratmak istemedik. Okurlar arasındaki etkileşim her şeyden önce geliyor. Dolayısıyla açık bir kütüphane yaratmak istediğimiz için sese izin veren, günün belirli bir saati buluşup ortak temizlik yapılan ya da aklımıza herhangi bir kelime ya da kitap ile ilgili sohbetlere alan açtığımız aralar oluyor. Çünkü ziyaretçilerin aralarındaki etkileşimin uzun vadede güzel dostluklara dönüşebilme ihtimali, okur, okuyan insan arasındaki güzelliği paylaşmaya dönük bir alan yaratmak bizim tam da istediğimiz şey.

Benim kendi kendime okumam, sizin kendi kendine okumanızın da bir anlamı yok. Okurlar arasındaki etkileşim olmayınca toplumsal etki çok artmıyor aslında. Ve bunu yalnızlığa dair bir içsel estetik alanı olarak inşa etmek uzun vadede başka sorunlara da sebep oluyor. Hatta sadece okuma deneyimini tüketmek için alımlayan bir kuşak doğuyor. Hiç okumayıp, iki söz internetten görüp bir yerlere yazıp görünür olmak. Buraya tekrar geri dönebilmek adına olumlu buluyorum ama işte hız çağında her şey bu kadar hızlı giderken sadece reklam gibi bir edebiyat ya da reklam gibi bir kitap ilişkisinden ziyade hakikaten derinliği olan da bir okur alanı açmak bizi için önemliydi.

Sosyal olması aslında özü itibariyle içeride paylaşımın olması demek. Ve paylaşıma karşı herkesin açık olması, yani sandalye çekerken gerilmek yerine “ben kahve alacağım siz de ister misiniz?” diyebilecek kadar bir güzelliği burada yaşatabilmek aslında.

‘Kütüphanede paylaşım kültürü var’

image7

Peki “sosyal kütüphane”nin ortaya çıkardığı değerler neler?

Buranın asıl kıymeti o ortak alanda ortaya çıkan değerler. Birincisi armağan ekonomisi var. Biz talep ettiğimiz parayı sosyal zenginleşme için almıyoruz. Aslında okurlar kendilerine ve başka okurlara bir kütüphane armağan etmek için bize para veriyorlar. Biz bu parayı biriktiriyoruz sonra giderler çıkıyor, masraflar çıkıyor para kalırsa yeni kitaplara ve yeni kütüphaneye harcanıyor bu kaynak. Dolayısı ile aslında buradaki okurların yarın Diyarbakır’daki okurlara bir kütüphane armağan etmek gibi şansı var.

İkincisi paylaşım kültürü var, kütüphane de olan her şeyi ödünç alma ve değişme alanı önemli. Kameramız var isteyene veriyoruz, bisikletimiz var isteyene veriyoruz. Ya da bir etkinlik yapacaklar kahve makinasına ihtiyaçları var veriyoruz. Burada ki alanın veya NK’nın fiziksel olarak sahip olduğu mülkiyeti ortaklaştırmak gibi bir hedefimiz var. Yakın zamanda kütüphaneyi konaklamaya açıp, çalışmak istenilen konuyla ilgili daha derinleşme alanı sağlamak belki.

Bunun dışında hayallere yatırım var. Okurların hayalleri için ekonomik bütçe ayırmaya çalışıyoruz. Ziyaretçi topluluk kendi kendini fonluyor. Mesela ziyaretçi fonu ve günlük ciromuzla bir arkadaşı İstanbul da bir atölyeye yolladık. Hayallere yatırım önemli.

Ortak mutfak kültürümüz var, sağlıklı olduğunu bildiğimiz yiyecekleri birbirimizle paylaşıyoruz. Elimizden geldiğince sağlıksız yiyecekleri mutfağa sokmamaya çalışıyoruz. Okur odaklı olduğumuz için de onlardan da gelen talep üzerine alışverişimizi yapıyoruz. Dolayısıyla şubeden şubeye değişiyor. Ortak mutfak bizim için değerli, ortak bir alan var, yiyecek bırakıp, yiyecek alabiliyorsunuz. Bir de elden ele temizlik kuralı var. Yaklaşık yüze yakın kişinin ziyaret ettiği bir mekanı temizlemek hiç kimsenin işi olmamalı, onun için de herkesin işi. Haftanın belirli günlerinde diyoruz ki temizlik saati yapalım, sonrasında bir çay içip laflayıp sohbet edelim. Bu değerler NK’da olmazsa olmaz dediğimiz değerler.

‘Yeni bir jenerasyon çıkabilir’

Neden böyle bir deneyime ihtiyacımız var?

kutuphaneBenimki bir sosyolojik gözlem, ben şunu kendi jenerasyonumda gördüm, bir dönem her mahalleye internet cafe açıldı ve hepsi doldu. Orada bir dolu dostluklar kuruldu, bilgisayar üzerine sohbetler yapıldı, oyun oynayan çocuklar bilgisayarla ilgili meslekler edindi. Bu tamamen bir gözlem, bunun olabilirliğine inanıyorum ben. Her mahalle arasında bir ‘Nöbetçi Kütüphane’ açarsak oradaki etkileşim eminim okuma, kitap ya da film, senaryo yazmak, ya da heykel, resim yapmak gibi yerlere evrilir. Çünkü herkes zaten doğuştan bir takım armağanlarla geliyor. Ya çiziyor, ya müzik yapıyor. Bunu daha küçük yaşta, daha doğru zamanda, güven ilişkisine dayalı bir alanda özgüvenle yapabildikleri bir yer yapabilirsek (bütün Türkiye için söylüyorum) belki oradan tatlı bir jenerasyon çıkabilir. Kendi becerilerini ve yeteneklerini hem toplumsal fayda için kullanan hem de bunun karşılığında para talep etmeden keyif almak için yapan, toplumla bu yeteneklerini paylaşan bir jenerasyona doğru gidilebilir.

‘Hayalim etkileşimi artırıp okuma sayısını da arttırmak’

Giriş ücreti ne kadar?

Gelenlerden günlük yedi lira para alıyoruz, karşılığında çay, kahve veriyoruz ve bütün gün tüm alanı ve ortak mutfağı kullanabiliyorlar. Ayrıca üyelik sistemimiz var. Destek için çağrı da yapıyoruz. Bu şekilde devam ettiriyoruz.

Kitapları nasıl bir araya getiriyorsunuz? Tercihleriniz var mı?

Roman, öykü ve sosyal bilim ağırlıklı olmasını gözetiyorum. Zaten her şubede 2000-3000 arası kitabı yeterli görüyoruz. Okumaları liste üzerinden yapmak gerektiğini düşünüyorum. Kadın araştırmaları, ekoloji vs. gibi listelerle temel 30-40 kitabı herkes okusun istiyorum. Sonra müzikle, edebiyat gibi listeleri okutayım istiyorum. Zaten her şeyi okuyacak zamanımız yok ama en azından gelenlerin temel bir takım referans veren kitapları okumaları gibi bir hayalim var. Etkileşimi artırıp okuma sayısını da arttırmak niyetim.

Ayrıca çok sık verilen referansları topladım. Ağırlıklı olarak bazı yayınevlerinin kitaplarını aldım. Buradaki ekonomik girdinin büyük bir kısmını kitaplara ayırıyoruz.

‘Emek sömürüsü olmayan bir alan’

image5

Her zaman kriz halinde ve sürekli sorunlar yaşanan bir yerde sürekli hayal kurup bunları gerçekleştirmek için çaba sarf etmek zor, motivasyonun ne?

Hayal ettiğim zemin, ülkenin de siyasal olarak iyi gitmesiyle çok paralel fakat Nöbetçi Kütüphane’nin şunu sağladığını düşünüyorum; bu iyimserliğin de kendine bir yaşam alanı açma şansı varmış. Hakikaten bu kadar umutsuz bir takım politik vakaların olduğu, herkesin ümidini yitirdiği zamanlarda, bu ve benzeri yaşam alanlarının gelecekte oluşabilecek daha doğru bir karar alma mekanizmasına yardımcı olacağını düşünüyorum. Bu gün burada elden ele temizlik yapıp veya içeride ortak mutfak kültürü ile yetişip herkesin eşit para verdiği bir deneyime katılan birinin siyasal olarak bir arayışa girdiğinde herkesin eşit olduğu, işlerin birlikte üstlenildiği, emek sömürüsü olmayan bir alan yaratacağına, her alanı ortak kullanım alanı gibi algılayıp sorumluluk alacağına inanıyorum. Bugün burada herhangi bir kitabı konuşma biçimi, toplumsal cinsiyet, ekoloji, özgürlük alanları hakkındaki konuşma biçimine yansırsa keyifli olur.

Hepimiz için sancılı olan taraf deneyimin sık rastlanamıyor olması. Yayıldığında bizim için daha kolaylaşacak.

Nöbetçi Kütüphane’nin yol haritası…

Adana’da üç tane ‘Nöbetçi Kütüphane’ açılmış zamanla. Nasıl bir yol izleyeceksiniz?

Hedefleri gözden geçiriyoruz. Başlarda bir kütüphane olsun akşamları buluşalım, gündüz kitap okuyalım, akşamları atölyeler olur, laflarız fikrinden süreç bir yılda birden fazla kütüphaneye gitti. Gelen insan sayısı arttı. Yılda 100.000 ziyareti bulduk. O yüzden hedeflerimizi günden güne gözden geçiriyoruz. 10 kişi ile ölçeklerden biraz duygusal bir yerdeydik, şimdi analitik taraflar da var. Ama temelde fırsat eşitliğinİ sağlayabilmek temel hedef. Alanı kapital odaklı olmadan nasıl kopyalayabiliriz, metaya dönük değil de etkileşime dönük bir planlama ile sosyal fayda üzerinden nasıl bir çalışma yapabilir ve bu projeyi kopyalayabiliriz bunu düşünüyoruz.

‘Adana’da 3 tane Nöbetçi Kütüphane var’

Adana’da şu anda üç tane Nöbetçi Kütüphane var, evet. Bir şehirde çok sayıda kütüphaneyi yönetme becerisi kazanırsak ve alanı domine edebilirsek, hepsi de işliyorsa başka bir şehre de sayıca fazla bir biçimde çok hızlı kopyalanabilir. Onun için de tek tek şehirlere açmak yerine önce bir yerde hızlıca birkaç tane yapalım, bunu biz operasyon olarak yönetebiliyor muyuz, birbirine yetiyor mu, eksikler neler, ekip, gönüllü takım neler yapıyor, bunu bir görelim, sonrasında diğer şehirlere gidip mahalle aralarına kadar açalım diye düşündük. Önemli olan mekanın kirası, elektiriği, mekanda bekleyen insana ek gelir olması, başka bir ticari kaygı yok.

Etkinliklerden de bahseder misin?

‘Nöbetçi Kütüphane’ içerisinde ilk hedefimiz gündüz ağırlıklı okuma ve ders çalışma gibi bir moddan akşam sekiz sonrası etkinlik, atölye gibi buluşmalara geçmek. Yani gün boyunca okuduğumuz bir şeyi gece anlatmak belki o hafta vakit geçirip, belirli kitapları gözden geçirip belki biraz daha pratikte nasıl alımlayabileceğimizi gösteren buluşmalar yapmaktı. Ben ‘yeni başlayanlar için sinema atölyesi’ yapıyorum, Caner de dönem içerisinde kişisel gelişimle ilgili, hedef belirleme, zaman yönetimi yada bir hayali gerçekleştirmek için hangi basamaklardan geçmek bunun gibi konularla ilgili eğitimler yapıyor. Ama en çok sevdiğimiz şey de mekanı dönüştürmek. Kütüphane gibi olan bir yerin bir anda bir konser mekanına dönüşmesi ya da bir anda kamp yapılan bir yere dönüşmesi.

Ayrıca önümüzdeki yıllarda etkinliklere daha geniş kapsamlı bütçe ayırma olanağı doğduğunda, her hafta etkinlik olacak şekilde buluşmalar yapacağız. Şimdi ise etkinlik planlamasını kısıtlı bir bütçe ile kısıtlı bir zamana yayabiliyoruz.

image2

Nöbetçi Kütüphane ile ilgili daha fazla bilgi için NK’nın web sitesine bakabilirsiniz.

Previous post
Birsen Tezer'le Kasım'da 'İkinci Cihan'
Next post
İnşaat işçileri tutuklamaları protesto etti: 'HDP halktır, halk burada'