Ana SayfaGüncelHayri Erdoğan: Düşünce özgür olmazsa yayıncılık da olmaz

Hayri Erdoğan: Düşünce özgür olmazsa yayıncılık da olmaz

HABER MERKEZİ – 10’uncu yaşını dolduran Marksist Yayınevi Yordam Kitap’ın kurucusu Hayri Erdoğan, Gazete Karınca’ya konuştu. Yayınevinin ‘yola çıkış’ hikayesini anlatan Erdoğan, “Yordam Kitap Marksizmin saygınlığını yükseltmek, onu hak ettiği konuma tekrar taşımak ve ışığını görünür kılmak için bu uzun yürüyüşü başlattı” dedi. Yayıncılığın bugününe değinen Erdoğan, Türkiye’deki baskı ortamına dikkat çekerek “Düşünce ve kültür ortamı özgür olmazsa, yayıncılık da özgür olamaz” diye konuştu.

2006 yılının Ekim ayında yola koyulan Yordam Kitap, 13 Kasım 2016 Pazar günü Kitap Fuarı’nda gerçekleştirdiği bir etkinlikle yazarları, çevirmenleri ve okurlarıyla birlikte 10. yaşını kutladı.

Biz de bu vesileyle Yordam Kitap’ın kurucusu ve Genel Yayın Yönetmeni Hayri Erdoğan’la yayınevinin dünü, bugünü ve geleceğini konuştuk.

“Yayıncılığımızın bel kemiğini Marksizm çalışmaları biçimlendirdi”

Yordam Kitap’ın kuruluş süreci nasıl gelişti ve Yordam Kitap Ailesi hangi hedeflerle yola çıktı?

Yordam Kitap’ı kurduğumuz 2006 yılının öncesinde de zaten yayıncılık alanında çalışan, bir yayınevinde yayın yönetmenliği ve editörlük görevlerini yapan bir insandım. Dolayısıyla alana dair bir bilgi birikimim ve –16 yılı aşan– bir deneyimim vardı. 2006 yılında bir grup arkadaş bir yayınevi kurmaya karar verdik. Yaşama bakışımız yayıncılık algımızı da şekillendirdiğinden, bunu yansıtabileceğimiz bir alana ihtiyaç duymuştuk çünkü. Böylece ilk hedefimiz kendiliğinden oluştu önümüzde ve ‘piyasa koşullarına, hangi kitabın çok satacağına bakmayan, iyinin ve nitelikli olanın peşinden giden bir yayınevimiz olmalı,’ dedik.

Dünya çirkindi; açlık, sömürü, ekonomik krizler, çevre felaketleri çirkinleştirmişti dünyayı. Ama biz umudun gücüne inanıyorduk. Dünyanın eşit, özgür ve mutlu insanlarla dolacağı umuduna, bu umudu besleyen kitaplara, bu uğurda verilen mücadeleleri anlatan yapıtlara, özcesi Marksizme inanıyorduk. Marksizmin tarihsel birikimine sahip çıkmadan, açıklama gücüyle donanmadan bu tıkanmaları çözümlemek mümkün değildi. Doğal olarak yayıncılığımızın bel kemiğini Marksizm alanında yapılan çalışmalar biçimlendirdi.

Yayıncılığa başladığımız sıralarda Marksizm, adı yenilgiyle birlikte anılan bir ideolojiydi. Sovyetler Birliği çöktüğüne göre Marksizmin de modası geçti artık, deniyordu. Ezilenlerin ve işçi sınıfının dünyayı değiştirme potansiyelinin kalmadığına hükmediliyordu. Bunlar elbette temelsiz iddialardı ama o kadar çok ağız tarafından, o kadar çok kanalla tekrarlanıyordu ki, düşünce dünyasının üzerine zehirli bir tabaka gibi çökmüştü. Bu sebeplerledir ki Yordam Kitap, Marksizmin saygınlığını yükseltmek, onu hak ettiği konuma tekrar taşımak ve ışığını görünür kılmak için bu uzun yürüyüşü başlattı.

Yayımladığınız kitaplar hangi alanları kapsıyor?

hayri erdoğanYayınevimiz öncelikle Marksizmin ana kaynaklarına yöneliyor ve onun tarihsel birikimini kucaklıyor. Değinmeye çalıştığım gibi Marksizmin belli başlı klasiklerini yayımlamak yayın faaliyetimizin önemli bir parçasını oluşturuyor. Bu kapsamda Karl Marx’ın başyapıtı “Kapital”i Almanca aslından titiz bir çeviri ile Türkçeye kazandırmış olmamızı anmak isterim. Günümüzün olgularını, kapitalizmin yarattığı tüm güncel sorunları Marksist açıdan irdeleyen, yorumlayan ve kapitalizmi aşan bir anlayışla çözümler öneren başka yapıtlar da yayın listemizin vazgeçilmezlerinden. Yelpazemiz bu anlamda geniştir; tarihsel ile günceli, felsefe ile iktisadı, çevre sorunları ile insanın yabancılaşmasını, ezilen ulusların mücadelesi ile kadın çalışmalarını, cep kitapları ile çizgi romanları bir araya getiren, günden güne büyüyen, zenginleşen bir kitaplık.

Bu noktada değinmek istediğim, zira çok önemsediğim bir husus var.  Bu kitaplığın oluşması, çok sayıda insanın emeğini bir üretim havuzuna aktarmasıyla mümkün oldu. İyi bir amaç için yola çıktınız, bizim de çorbada tuzumuz olsun diyen yazarlar, çevirmenler, akademisyenler, dünyanın farklı ülkelerinden yazarlar katkıda bulundu ve birçoğu giderek yayınevinin bir parçası oldu. Okurlarımız da her geçen gün çoğaldı. Bu bakımdan Yordam Kitap’ı sadece bir yayınevi olarak değil, umutlu bir proje olarak da görüyorum. Dayanışmanın o bereketli zemininde umudun çoğaltıldığı, kıymetli bir hikâyesi var Yordam Kitap’ın. Bu süreçte öğrendik ki, siz anlamlı bir iş yaparsanız sizi destekleyenler de mutlaka çıkacaktır. Yeter ki üretmekten vazgeçmeyin.

Ollman’ın ‘Sınıf Mücadelesi Oyunu’

Yayımladığınız kitaplar dışında portföyde bir de masa oyunu var.  Felsefeci ve siyaset bilimci Bertell Ollman’ın 1978 yılında geliştirdiği ‘Sınıf Mücadelesi Oyunu’. Neler söylemek istersiniz?

Amerikalı Profesör Bertel Ollman’ın geliştirdiği bir oyun bu. Bildiğiniz gibi insanların önemli bir kısmı masa oyunlarından keyif alıyor. Masaüstü oyunlarına meraklı insanlar,  diyelim Monopoly oynuyor. Sanal olarak para ve zenginlik kazanıyor. Oyun zenginlik kazandırırken aslında kapitalizme özendiriyor, sizi kapitalist dünyanın içine sokuyor, ufkunuzu kapitalizme hapsediyor. Biz de dedik ki neden böyle olsun? Kapitalizmin işleyişi, sorunları, çelişkileri bir oyun yoluyla da sergilenemez mi? Baktık ki bunu bir yapan var; aldık çevirdik, Türkiyeli oyun meraklılarına sunduk. Oyunda kapitalist toplum canlandırılıyor. Diğer bir deyişle kapitalizmin işleyişinde ne varsa aynısı oyunda da var. Gerçeğin oyun olarak temsilidir yani “Sınıf Mücadelesi”. Ama uyarayım; masada durduğu gibi durmuyor, kapitalizmin adaletsiz işleyişini gözler önüne seriyor ve insanları kapitalizmi değiştirmek için hareket etmeye de yöneltebiliyor.

Yordam Edebiyat

10. yılında Yordam Kitap’a bir yol arkadaşı geldi: Yordam Edebiyat. Hedefleri ne ve seçilen eserler neler?

Yordam Kitap onuncu yılında artık belli bir gelişme noktasına varınca bir dal verdi. Biz ona Yordam Edebiyat dedik. Yordam Edebiyat kimliği, kişiliği olan bağımsız bir edebiyat yayınevidir, kardeş yayınevimizdir. Yordam Kitap kendini kurgu dışı dediğimiz alanla sınırlamıştır. Yordam Edebiyat ise kurmaca alanında etkili bir yayın yapacak. Temeline insanı alacak, insani sorunları alacak. Edebiyatı bir avuntu olarak görmediği gibi insanın her halini, ezilen insanın sorununu, acısını, ruh zenginliğini, sömürüyü, sömürüye karşı verilen mücadeleyi, insanlık tarihi içindeki çeşitli aşamaları ve olayları edebiyat diliyle kurgulayan eserlere yer verecek. Bir ucunda klasik edebiyat olacak; insanlığın ortak değeri olarak kabul edilmiş 19. yüzyıl klasikleri bunun temelini oluşturacak, nitelikli çeviriler sayesinde okurlarda tercih sebebi olacak. Bunun üzerine çağdaş, sosyalist, antifaşist bir edebiyat inşa edeceğiz. Yani Yordam Kitap’ta olduğu gibi nitelik hep ön planda olacak. Öyle ki, bir romanın sosyalistim demesi yetmeyecek, edebi değerine de bakacağız. Edebi niteliği zayıf bir eser Yordam Edebiyat’ın kapısından içeri giremeyecek.

yordam edebiyat

“Düşünce ve kültür ortamı özgür olmazsa, yayıncılık da özgür olamaz”

Türkiye’nin içine girdiği siyasi kutuplaşma ve çözümsüzlük, yayıncılık dünyasına da olumsuz yansımıştır. Bu dönemde basın üzerindeki baskılara paralel olarak yayınlara ve yazarlara yönelik davalar ve cezalar da artışa geçti. Bu dönemi nasıl yorumluyorsunuz?

Kitap aslında rafta durduğu zaman sıradan, masum bir nesne. Ama bir el tarafından raftan alınınca tüm hınzırlığını ortaya koyuyor. Çünkü bizi sorgulamaya, dogmaları eleştirmeye yöneltiyor, merak duygumuzu kışkırtıyor. Hal böyle olunca da egemenler hiçbir zaman kitabı sevmiyor. Bugün de benzer bir durum yaşıyoruz. Bazı meslektaşlarımız şöyle düşünüyor olabilirler: “Yayınlama özgürlüğü alanında olumsuz gelişmeler yaşanıyor olabilir ama bizim için bir tehlike yok.”. Biz diyoruz ki düşünce ortamı çoraklaştırılmış ve kurutulmuşsa, kültür ortamı baskılanmış ve üretim hevesi köreltilmişse, bu ortamda yayıncılık da sağlıklı şekilde devam edemez. Düşünce ve kültür ortamı özgür olmazsa, yayıncılık da özgür olamaz. Radyolar, televizyonlar, gazeteler, dergiler kapatılmışsa yayıncılık özgür bir faaliyet olamaz. Siyasi partilerin yöneticileri, milyonların iradesini temsil eden vekiller tutuklanıyorsa, seçilmiş belediyelere bir anda “el konabiliyorsa” hiçbir yurttaş kendini güvende hissedip içinden geçtiği gibi düşüncelerini ifade edemez, bunu yazıya dökemez, kitap yapma hevesi taşımaz. Bu bakımdan bu saldırıları sadece saldırının muhatabı olan kişilere, o kişilerin partilerine, o partinin seçmenlerine indirgemek yanlış olur. Bu bir bütün olarak toplumun örgütlenme hakkına, haber alma hakkına, fikir üretme ve bunları yayma hakkına yönelik bir saldırıdır. Bizim varlığımıza yönelik bir saldırıdır. Bu bağlamda gasp edilen hakların geri kazanılması için herkesin kendi alanında mutlaka mücadele etmesi gerekir diye düşünüyorum.

“Baskılar üretme kapasitesini darbeler”

Yayıncılar kendilerine otosansür uyguluyor mu? “Hassas” konulardaki içerikleri yayınlamaktan dava açılması endişesiyle çekinceleri haklı olabilecek boyutta. Bir yayıncı olarak nasıl bir refleks gösteriyorsunuz?

Muktedirler eğer yayınlarla ilgili sınırlama getirirlerse, yayınevimiz yayın çizgisinden ötürü bundan nasibini alanlar arasında olacaktır. Ancak bu bizim yayınlama kriterimizi belirlemez, etkilemez. İnsanların bu tür kaygılar taşımasını da anlarız. İnsanlar özgür ortamda üretmek isterler. Biz çekincesi olanları cesur olmadıkları için suçlayarak bu meseleyi çözemeyiz. Ortamın onları teşvik etmesi, cesaretlendirmesi, onlarda heves yaratması gerekir. Baskılar, hem edebiyat alanındaki üretimi hem düşünce alanındaki üretimi hem de üniversitelerin bilim üretme kapasitesini darbeler.

yordam kitap

“Yayıncılıkta da kapitalizm, kendi kâr hırsını konuşturuyor”

Günümüzde basılı bilginin okunması zamanla e-okuyuculara, çok amaçlı tabletlere ve diğer dijital cihazlara doğru kayıyor. Bu tasarımlar bazı değişimleri tetikleyecek gibi görünüyor. Yayıncılar buna hazır mı?

Hattatın elinden çıkmış kitap pahalı bir nesneydi, bir zanaatkâr olarak hattat bir nüsha kitap meydana getirebilmek için yoğun bir emek harcıyordu. Matbaa onun yerine geçerek hızlı bir şekilde  belirli bir zamanda daha fazla kitap ürettiği için, görece ucuz kitabın koşullarını yarattı. Kitap seçkinlerin kütüphanelerine yerleşen lüks bir mal olmaktan çıktı, zenginler dışındaki insanların da şöyle veya böyle edinebileceği bir ürün haline geldi. Bu, bazı mesleklerin ölmesine yol açmış olabilir, kaybolan mesleklerden dolayı hüzün duyabiliriz ama nesnel bir süreçti, kabullenmek zorunluydu, sonuçları da genel anlamda olumluydu. Aynı şekilde kitabın, basılı/matbu formunun yanında elektronik olarak varlık kazanması, birtakım alışkanlıklarımızı olumsuz etkileyebilir. Kitaba dokunmak isteyebiliriz, kâğıdı koklamak, kitabı okşamak isteyebiliriz. Ne var ki, e-kitap bir dizi olanak ve kolaylık sağlıyor, bunu da göz ardı edemezsiniz. Bir bavul dolusu kitapla tatile gidemezsiniz ama küçük bir kütüphaneyi bir tabletle yanınızda taşıyabilirsiniz. Biz e-kitabı, okurun kitaba en ucuz şekilde erişmesini sağlayan bir araç olarak da görüyoruz. Kitap, fiziksel yükü olan kâğıttan kurtulmuşsa, matbaa maliyetinden kurtulmuşsa, bir yerden bir yere nakil, stok ve depolama gibi zorunlulukları ortadan kaldırmışsa ucuz olmalıdır; her emekçinin, her öğrencinin erişebileceği kadar ucuz. Bunun bizim için, emekçi için, halk için ucuzlaması ve insanların onu daha kolay edinebilir olması gerekir. Ne var ki, bu potansiyel olanak, kapitalist piyasa ve piyasaya yön veren sermaye nedeniyle tam olarak gerçekleşemiyor. Bu sektörü ele geçiren tekellerin koyduğu kurallar, talep ettikleri pay vb. nedenler kitabın azalan maliyet oranında ucuzlamasını engelliyor. Burada da kapitalizm, kendi kâr hırsını konuşturuyor, çok önemli bir kültürel araca erişmek için insanlar daha fazla ödemek zorunda kalıyor.

yordam kitap

“Edebiyat ile aydınlanma ve eleştirel düşünce arasında doğrudan bir ilişki var”

Tekellere işaret ettiniz? Türkiye kitap sektörü hangi noktada?

Yayıncılık, tarihsel olarak, küçük ve orta işletmelerden oluşan bir sektördür. Büyük tekeller bu alana el atınca yayıncılığın standartlarını kendilerine göre belirler hale geldiler. Belirledikleri zaman da daha çok parası olan büyük yayınevleri, bir kültürel hizmet yapmak düsturuyla değil, kapitalist çıkarlarla hareket etiler. Zaten belli bir ün kazanmış yazarları transfer etmek suretiyle yayıncılığın dokusunu bozdular. Büyük tekellerin bu alana girmesinin kitap standartlarını yükselttiği söyleniyor.  Kitap standartlarının yükselmesinden şikâyetçi değiliz, biz de o standartlara uyuyoruz; baskı kalitesi, kapak düzeni, editörlük anlamlarında. Ama bu, sektörün doğal evriminin bir parçasıydı, bunu tekelci sermayenin alana girmesinin bir sonucu olarak sunmak doğru değil. Ancak burada kaybedilen şey yazarların da futbolcular gibi transfer edilmesi ve toplamda kitap satışı artarken ortalama kitap satışlarının düşmesi. Her zaman bazı çoksatarlar olabilir ama ortalama kitap satışları 1990’ların ilk yarısında 3-5 bin iken, şimdi binin altına düşmüştür. Bu da genel olarak yayıncılık için, özel olarak da belli alanlarda yayıncılık yapan yayıncılar ve o alanın okuyucuları için hayırlı bir gelişme değildir.

yordam kitap

‘Sanat, kültür endüstrisinin denetimine girip tüketim malları arasına karıştığından beri yapay, sahte ve efsunlu bir hale gelmiştir’ diyor Theodor Adorno. Edebiyat için de bu geçerli mi sizce?

Edebiyat ile aydınlanma ve eleştirel düşünce arasında hep doğrudan bir ilişki vardır. Dikkat ederseniz büyük edebiyat yapıtları aynı zamanda insan ruhunu özgürleştiren, insanın büyük çelişkilerini açığa vuran, yaşamı sorgulayan, toplumun bir parçası olan bireyin sıkışmışlığını ortaya koyan yapıtlardır. Ancak edebiyatın ve genel olarak kitabın zaman içerisinde bu işlevinin köreldiğini ve kitabın eğlence kültürünün bir parçası kılınmaya çalışıldığını görüyoruz. Bir kitap satış mağazasına gittiğinizde hobi kitapları, beslenme kitapları, zayıflama kitapları, fal kitapları, kendini tanı kitapları diğer kitapların önündedir. Böylelikle orta sınıf bir insanın nasıl eğleneceği, nasıl giyineceği, nasıl süsleneceği gibi ihtiyaçlara seslenen kitaplar, iyi edebiyat ve düşünce kitaplarının raflardaki görünürlüğünü azaltmaktadır. Bu daralma, bu güdümleme sadece sosyalistlerin meselesi değildir. İnsanı kendi insanlığından uzaklaştıran, onun dünyasını daraltan, ruhunu boğan bir gelişmedir. Hâlbuki kitaplar zihnimizde geniş ufuklar açmalıdır. Hayal gücümüzü zenginleştirmelidir. İnsanı, insanın kendini geliştirme ve gerçekleştirme olanaklarını sınırlayan hiçbir şeyi kabul etmiyoruz. Alternatif yayıncılığın anlamı da bu olsa gerek. Biz işte bu nedenlerle yayıncılığımızı ‘temiz’ tutmaya özen gösteriyoruz.

Previous post
BM işkence özel raportörü Türkiye’ye geliyor
Next post
Oz Büyücüsü’nün modern yorumu Emerald City’den ilk fragman