Ana SayfaEkoloji‘Komünist Başkan’: Bu dönemde hala yan yana durabiliyor, gülebiliyoruz; gülmek lazım

‘Komünist Başkan’: Bu dönemde hala yan yana durabiliyor, gülebiliyoruz; gülmek lazım

HABER MERKEZİ – Gazete Karınca’ya konuşan Ovacık’ın ‘Komünist Başkanı’ Fatih Mehmet Maçoğlu, yaptıkları çalışmaların Ovacık’la sınırlı olmadığını, Varto’dan Eskişehir’e dek uzandığını belirterek, “Vicdanlı insanlarız. Hala bu kadar sömürünün, yok etmenin ve ötekileştirmenin sürdüğü bu dönemde birlikte iş yapabiliyoruz, yan yana durabiliyoruz ve hala gülebiliyoruz. Gülmek lazım” dedi.

Dan Hancox’un “Dünyaya Kafa Tutan Köy” adlı kitabı Metis Yayınları tarafından Mayıs’ta yayımlanmıştı.

Kitap Sevilla’ya yüz kilometre mesafede, bir komünist ütopya yaratma mücadelesinin merkezinde yer alan Marinaleda’yı konu alıyor.

Kitapta başka bir dünyanın mümkün olduğunu, işgalleri, açlık grevlerini,  kamulaştırmayı, eylemlerle geçen uzun bir mücadele tarihini kaleme alan Dan Hancox 35. Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı’nda gerçekleşen bir panel kapsamında İstanbul’daydı.

Dan Hancox, bir köyden çok daha fazlası olan; siyasal bir örnek, başka bir dünyanın mümkün olduğunun somut bir örneği olarak Marinaleda’yı anlattı.*

Panel’in bir diğer konuğu ise Dersim’in Ovacık ilçesinde hayata geçirdiği farklı belediyecilik anlayışı ile dikkat çeken Türkiye’nin ilk ‘komünist belediye başkanı’ Fatih Mehmet Maçoğlu’ydu.

Panel sonrası Gazete Karınca’nın sorularını yanıtlayan Maçoğlu, “Bizim yapmak istediğimiz şey kendimizi yönetme kabiliyeti geliştirmek” dedi.

“Yönetirken üretenle üretilen arasındaki çelişkileri ortadan kaldırmak istiyoruz” diyen ‘Komünist Başkan’, Sanchez Gordillo’nun “herkese ekmek, bütün yurttaşlara özgürlük, kültür ve onur” sözlerini de anımsatarak “Farklılıklarımızla birlikte bir arada durabilmek, kültürümüzü geliştirmek zorundayız” diye konuştu.

‘Barış’ konusuna da değinen Maçoğlu, “Kürtlerin özgürleşmesi Türkiye halklarından geçiyor. Türkiye’nin de kurtuluşu Kürt halkından geçiyor” dedi.

“Bizler Mehdi Zana’lar ve Terzi Fikri’lerden öğrendiklerimizi halkla birlikte sergilemeye çalışıyoruz”

komünist başkan

1979 yılında Marinaleda’nın ilk seçilmiş ve hala belediye başkanlığını sürdüren Juan Manuel Sánchez Gordillo, ‘toprağın, onun üzerinde çalışan halka ait olması gerektiğini’ savunuyor. Aslında siz de bir nevi toprak ödünç alıyorsunuz.

2004’ten beri Dersim halk dayanışmaları kuruldu. İçinde kendisini bu programın bir parçası olarak gören her türlü insanın katıldığı bu mecra siyasetin önüne geçti. Ovacık’ta bu mecraya bağlı bir çalışma yürüttük. Gelinen aşamada bir çok kazanım sağlandı.

Sosyalist bir gelenekten geliyoruz, bu geleneğin onlarca yıldır faaliyetçisiyiz. Teorik yanımız onlarca yıldır pratik alanda bu kadar vücut bulmamıştı. Şimdi bizler Diyarbakır’da Mehdi Zana’lardan, Ordu Fatsa’da Terzi Fikri’lerden öğrendiklerimizi halkla birlikte gücümüz alanında sergilemeye çalışıyoruz.

Yönetim dediğiniz şey, bir bölgede yaşayan insanların kendisini yönetme kabiliyeti ve kültürüdür. Bu düşünce merkezi yönetimlerde çok olumlu karşılanmamakta. Çünkü siz kendinizi yönettiğiniz andan itibaren bir başkasının yönetmesini kabul etmemiş olursunuz. Bu da birilerini rahatsız ediyor. Rahatsız etmeye devam edeceğiz.

Şimdi 130 bin dekarlık alan tarım arazisi. Şimdiye kadar 300-500 dekarın üstüne çıkmıyorlardı. Şimdi 3500-4000 dekarlık alanı üretime koyduk. Bir önceki yıl devlete ait hazinede üretime yöneldik. Ama o bölgelerde uzun süredir üretim yapılmadığından kaynaklı topraklar sorunluydu. Biz de süreci hızlandırmak istediğimiz için toplumda topraklarında üretim yapmayan, göçen, bize arazisini tahsis eden insanlarla çalıştık. Sorun yaşamadık.

marinaleda

“Farklılıklarımızla birlikte bir arada durabilmek zorundayız”

Marinaleda’da sadece kar değil iş üretmek için de büyük çaba harcanıyor. Sizin bu yöndeki çalışmalarınız nasıl? İstihdam alanı oluşuyor mu?

Ovacık’ın üretimde bir kültür var. Özellikle fasulye, barbunya ve arıcılık. 150-200 yıllık kendisine ait tohum söz konusu. İlk etapta 40-50 üretici vardı. Şimdi ise 350-400’e yakın üretici olmaya başladık. Sonucu gördükten sonra bir grup arkadaş Halk Meclisi’ne geldi ve arıcılık için öneri sundular. 85’e yakın arıcımız vardı ilçede, 32  kişilik merkezi bir çalışma yaptık, üretim sonrasında sonuçlar ortaya çıkınca hepsi bir araya gelip birlikte çalışma kararı aldı.

Bugün tarım ve arıcılığın dışında hayvancılık tartışmaları sürüyor. Bir döngü bu. Toprağa atacaksın gübreyi oradan çıkanı hayvanlarla insanlar paylaşacak, biri sapıyla, biri üstündekiyle. Paylaşmayı bilecek. Oraya doğru gidiyoruz, eğer izin verirlerse.

Siyaset dediğin şey sadece bununla sınırlı olmamalı. Bizim yapmak istediğimiz şey kendimizi yönetme kabiliyeti. Politik bir halk örgütlüyoruz. Üretim üzerine bir halk örgütlenmesi yapıyoruz. Bunun öğretici yanından faydalanıyoruz. Yönetirken üretenle üretilen arasındaki çelişkileri ortadan kaldırmak istiyoruz.

Bu yönetim şeklinin ülkemizde, ilçemizde bir karşılığı var gibi geldi. Eksiklerimiz muhakkak vardır. Yavaş yavaş öğreneceğiz. Öğrendikçe tartışarak uygulayacağız.

Aslında bizim muhalif yanımız iklimsel de muhalif. Altı ay çalışıyor altı ay yiyoruz biz. Bu anlamda, oraya dair bir program yaptığınızda o program içerisinde  iklimi  hesaba katmak zorundasınız. Biz daha çok özellikle Ovacık ilçesi ve dışındaki bazı ilçelerle beraber bir tarımsal üretimle hayvansal üretimi ve üçüncü ayak olan turizmi canlandırmaya çalışıyoruz.

Dünyanın  en güzel doğasına sahibiz. Bu bağlamda planlamalarımızın ilk ayağını gerçekleştirdik. Bu da çok iyi bir istihdam alanı sağladı. Düşünün 60’tan 350-400’e yakın istihdam alanı sağlandı. Biz de zaten 400’e yakın vatandaş üretime katıldığında yüzde 50’lik işsizlik sorunu yüzde 25’e düşüyor.

Dersim’de savaş ve güvenlik meselelerinden kaynaklı sıkıntılar yaşıyor. Bizim coğrafyada hayvancılık, turizm ve tarımcılık dışında çok fazla kafanın karıştırılmaması gerektiğini düşünüyorum. Dersim’i kurtaracak düzeye proje gerekli diye düşünüyorum.

Bunu yaparken çalışmalarımızda sadece insana dair çalışma yapmıyoruz. Hayvana dair çalışma yapıyoruz, topraktaki mikro organizmaları koruyoruz, ekolojik çeşitliliği koruyarak devam ediyoruz.

Bunları yaptığımız süre içerisinde bize  temel hak ve özgürlükler üzerinden de yüklenmeye başlandı. Biz bir yerel yönetim faaliyetçisiyiz. Bizim yapabileceğimiz sınır bir yere kadar. Sanchez Gordillo’nun söylediği “herkese ekmek, bütün yurttaşlara özgürlük, kültür ve onur” aslında bizim de aklımızı kurcalıyor. Çünkü farklılıklarımızla birlikte bir arada durabilmek, kültürümüzü geliştirmek zorundayız.

“Yan yana durabiliyoruz ve hala gülebiliyoruz”

komünist başkan

Belediyenizin çalışmalarına dışarıdan bir müdahale var mı?

Birebir valilik veya kaymakam üzerinden çok baskı hissetmiyoruz fakat yüzleri bize çok gülmüyor. Asık yüzler var. Geçmişte bizim o asık yanımız bugün onlarda. Biz komünistleri eskiden ‘tek tip giyen, yürüyen, espri yapmayan, çatık’ olarak görüyorlardı; şimdi ise biz her şeye rağmen gülüyoruz onlar yapamıyorlar.

Yani şunu bilmek lazım: Hakikaten yoksullardan yana bir siyaseti savunuyorsan bunu sokaklarda göstermen lazım. Bu açıdan çok baskı olur mu, olacaktır. Belki şimdiye kadar Ovacık’ta olmadıysa dayanışma gösterildiği için olmadı ya da ‘Yapsınlar, güzel bir iştir’ diyorlardır.

Çalışmalarımız Ovacık’la  sınırlı değil, Hozat’ta Nazimiye’de köylülerle çalışmalarımız var. Mazgirt’te bir kaç köyle çalışmamız var. Eskişehir’de çalışmalarımız var. Amasya’dan, Bingöl’den, Kiğı’dan, Varto’dan da ‘birlikte çalışalım’ önerileri gelmeye başladı. Bundan dolayı korkularımız da büyüdü. Her birimiz, her biriniz bize öğretmek zorunda. Birbirimize öğreterek biz bu işi becereceğiz gibi. Çünkü vicdanlı insanlarız, hala bu kadar sömürünün, hala bu kadar yok etmenin, ötekileştirmenin sürdüğü bu dönemde birlikte iş yapabiliyoruz, yan yana durabiliyoruz ve hala gülebiliyoruz. Gülmek lazım.

“Doğallığında oluşan bağ hiçbir zaman kaybolmayacak”

On yıllardır işsizlik, çatışmalar, eğitim alanlarının açılmaması insanları göç etmeye zorluyor. Gordillo’nun “Göç etmeyin, mücadele edin” cümlesini nasıl yorumluyorsunuz?

Ne yaparlarsa yapsınlar, ne ederlerse etsinler toplum bir gün yine o bölgelere doğru akın edecek. Çünkü bu iş ekonominin bir programı ve planlamasıdır. Dünyanın varlık sebebi, yönetimler, iktidarlar, bir çok alan ekonomiye bağlı. Şimdi buralarda sıkıntılar, baskılar yaşanıyor. Bu tarz sıkıntılar yaşayan toplumlarda geri dönüş olacaktır. Belki bugün belki başka bir gün. Ama bizim şöyle bir meselemiz var; bizde göç etseler de öyle ya da böyle ziyaretleri, toprakları mezarlıkları onları bağlıyor. Doğallığında oluşan bağ hiçbir zaman kaybolmayacak.

Genç nüfusta göç son yıllarda çoğunlukla eğitim sebebiyle oldu. ’94 sürecini anlatmıyorum tabi. Son yıllarda eğitim için göç daha ön planda oldu. Şimdi bu canavar gibi bir göç. Bizi etkileyen teknik bir mesele: beyin göçü. Avukat Ovacık’ta yok, çok ihtiyacımız olduğunda Tunceli’ye veya Elazığ’a gidiyoruz. Bizde mühendis yok, en yakını yine Tunceli’de. Teknik kısımla ilgili genç nüfus eksiğimiz var. Yazın çocukları çağırıyoruz, gelip bizim bütün işlerimizi görüyorlar.

Marinaleda’da güvenlik güçleri yok. Yönettiğiniz yerde böyle bir alan tasavvur edebilir misiniz?

Ülkemizin Avrupa’daki o yerel yönetim sözleşmesindeki on bir tane çekimser kaldığı maddelerden biri de kendini yönetme, yani yerelleşmeyi sağlama. Oysa  Avrupa’nın bir çok yerinde var. Bu ülkede böyle şeyler yok, biz hala İçişleri Bakanlığına bağlıyız, bakanlığı temsil eden valilik ve kaymakamlık üzerinden. Güvenlik meselesi de bizim dışımızda bir konu, karışamıyoruz. Karışmayı boşver, bununla ilgili bir açıklama dahi yapamıyoruz. Böyle bir ülkede yaşıyoruz. Ama benim ilgimi çekmişti, sadece orada değil, Kıbrıs’ta da asker ve poliste silah olmaması. Böyle bir dünyayı kim istemez ki?

“Kürtlerin özgürleşmesi Türkiye halklarından, Türkiye’nin de kurtuluşu Kürt halkından geçiyor”

Sosyalist ideallere göre yönetilen Marinaleda, belediye başkanı tarafından “barış için bir ütopya” olarak adlandırılıyor. Ovacık ve benzeri yerler barış için ne kadar etkili olabilir?

Şimdi barış meselesi aslında hepimizin meselesi, batıdan bakıldığında Kürtlerin meselesi olarak görmemek lazım. Hakikaten Kürtlerin özgürleşmesi Türkiye halklarından geçiyor. Türklerden, Lazlardan, Çerkezlerden geçiyor; vicdandan, insani yandan geçiyor. Türkiye’nin de kurtuluşu Kürt halkından geçiyor.

Aslında biz birbirini tamamlayan parçalarız bu coğrafyada; Mezopotamya’da, Anadolu’da yaşayan halkların. Birbiriyle yaşamayı kabul etmiş bu halklar için barış önemli. Ütopya hayallerimizin en güzelidir. Kendi ütopyanıza ulaşmanın tek yolu mücadele etmektir. Ben çok umutluyum. Biz kazanacağız, halk kazanacak her şeyden önce.

“Sözü, yetkiyi ve kararı halka teslim ederek yönetmeliyiz”

Geçtiğimiz günlerde 300’ü aşkın dernek kapısına mühür vuruldu. Aralarında Dersim’de bulunan dernekler de var ve bildiğim kadarıyla bunlar yardımlaşma dernekleri. Nasıl değerlendiriyorsunuz?

Emperyalizmi, kapitalizmi dünyanın farklı alanlarında, farklı savaş alanlarında ya da farklı bölgelerinde doğru analiz etmek lazım. Kendisi gibi olmayanı, kendisi gibi düşünmeyeni bastırırlar. Mücadelesini söndürmeye çalışırlar, mücadele algısını baskılanarak diri tutmamak adına çaba harcarlar. Ama her birimiz insanız, belli bir noktada ‘dur’ deriz gibi geliyor bana. Türkiye’de bunu üç beş sene önce yaşadık. Dönüm noktası oldu. Şunu bilelim bizim birey üzerinde bir siyasetimiz yok.

Biz sistemle ilgili bir sorun olduğunu düşünüyoruz. Halkın kendi sistemini yaratana kadar bu sistem öyle ya da böyle bir gün dernekleri kapatır diğer gün federasyonu kapatır. Diğer gün de tutuklar. Bu anlamda sistemle alakalı bir sorun. Bu sisteme karşı mücadele edeceğiz.

Biz sosyalistler, biz ilericiler, biz vicdan sahipleri şöyle düşünmeliyiz: yoksulların, ötekilerin, ezilenlerin iktidarını savunmak zorundayız. Sözü, yetkiyi ve kararı halka teslim ederek yönetmeliyiz.

Elitlerin iktidarını reddedip, yoksulların, Kürtlerin, Ermenilerin, Rumların, Alevilerin, Türkiyeli işçinin, köylünün, birçok insanın, ezilenlerden yana politika geliştirip, omuz omuza mücadele etmesinin zamanı.

dan-hancox

* Burada insanlar kâr için değil, insanca bir hayat sürmek için çalışıyorlar. Marinaleda’da köyle ilgili kararlar herkese açık genel toplantılarla alınıyor. Çiftliklerin ve üretim tesislerinin mülkiyeti ortak. İnsanlar ömür billah konut kredisiyle cebelleşmek yerine, kooperatifin sağladığı malzemeyle ve eş dost yardımıyla kendilerine bir ev inşa etmeyi öğreniyor, çok cüzi bir miktara barınma imkânına sahip oluyorlar. Ayda bir gün köyü geliştirmek için ücretsiz çalışıyor, köylerinde bir polis kuvveti bulundurmaya ihtiyaç duymuyorlar. Yani dünya üzerinde küçücük bir nokta olmasına rağmen, bir köyden çok daha fazlası Marinaleda: siyasal bir örnek, başka bir dünyanın mümkün olduğunun somut bir örneği. Arsız bir bireyciliği ve müşterek kaynakların özelleştirilerek yağmalanmasını teşvik eden liberal uygulamaların hiçbir alternatifi olmadığı iddiasını çürütebileceğimizin yaşayan bir kanıtı. Kuşkusuz bu noktaya bir günde gelmedi Marinaleda: Bu kitapta okuyacağınız, toprak işgalleri, açlık grevleri, “kamulaştırma” ve eylemlerle geçen uzun bir mücadele tarihi var.

Previous post
Trump'ın kabinesi: 41 adaydan 6'sı kadın, biri siyah
Next post
Kadınlardan kapatılan derneklere destek: Yol arkadaşlarımızın yayındayız