Ana SayfaÇeviriErmeni psikanalist ve Freud tercümanı Janine Altounian’ın Bursa’dan Fransa’ya uzanan yaşamı

Ermeni psikanalist ve Freud tercümanı Janine Altounian’ın Bursa’dan Fransa’ya uzanan yaşamı

HABER MERKEZİ – Kendi halkının trajik mirasını tamamen idrak etmek için tramva aktarımı çalışan Ermeni psikanalist ve Freud çevirmeni Janine Altounian ve ailesinin 1915’teki soykırımla birlikte Bursa’dan Fransa’ya uzanan yaşamları.


Görüşmeyi yapan: TİGRANE YEGAVİAN

Çeviri: LOKMAN SAZAN


Yazar ve çevirmen Janine Altounian, Fransız-Ermeni bir ailenin ilk jenerasyonundan. Yıllarca Almanca dersleri veren Janine, sonradan tanınmış bir deneme yazarı ve Avusturyalı Sigmund Freud’un eserlerinin tercümanı. Janine’nin psikanalize olan ilgisi ise halkının trajik mirasını tamamen anlamak istemesinden kaynaklı.

Janine, Birinci ve İkinci Dünya savaşlarının arasında, 1934 yılında Paris’te doğdu. Fransa başkentinin oldukça merkezinde bulunan Les Halles’te büyüdü. Büyüdüğü yerde neredeyse hiç Ermeni yoktu ve kendi kuşağından göç eden diğer çocukların aksine xenophobia (yabancı düşmanlığı) ile karşı karşıya kalmadı.

“Herkesin Türkçe konuştuğu Bursalı tüccar bir ailenin çocuğuyum” diyor Janine:

Anneannem, Luisa Kavafyan, babamın ailesi gibi Anadolu’nun batısında yaşıyorlardı. Babaannem 1929’da Luisa’nın kızı ve kendi oğlunun arasını yapmak için girişimde bulunuyor. İki dedem de çölde hayatını kaybetmesine rağmen dul kalan eşleri eski geleneklerine sahip çıkarak onların anılarına saygı gösterdiler.

Osmanlı Döneminde Bursa’dan bir görünüm

“Ailem geçmişteki korkunç hikâyelerinden hiçbir zaman bahsetmedi. Sürekli olarak yoksulluktan uzak olmak için çok çalışmamı söylerlerdi sadece” diye hatırlıyor Janine. Fakat 1978’de Janine’nin babası vefat ettikten sonra annesi Makhtig babasının tuttuğu günlüğü gösterdi ona. Böylece Janine “10 Ağustos 1915, Çarşamba: 1915’ten 1919’a acısına katlandığım her şey” başlıklı mütevazi el yazısına ulaştı.

“Ermeni alfabesiyle Türkçe yazılmıştı. İki dili de konuşabilen birilerini bulmam gerekiyordu” diyor Janine. Sonra tercümesini yapması için yazar Krikor Beledian’a gittiğini anlatıyor ve yüksek sesle şunları söylüyor:

“Beledian, bana babamı yeniden yarattı. Hayattayken onun hakkında çok az şey biliyordum. Bu bir mucizeydi!”

Babasının hayatta olduğu dönemde ailesinin tarihi hakkında soru sormak için çok az fırsata sahipti Janine. 2009’da “Memories of the Armenian Genocide” (Ermeni Soykırımından Anılar) başlıklı bir kitap yayımladı. Janine adı ile babasının adının yan yana görünmesi Altounian ailesinin biblografyasında özel bir yere sahip.

Janine’nin büyükannesi Luisa, kızı Makhtig (1911-2005) ve oğlu Vagan (Janine’nin amcası, 1905-1980)

2600 km’lik yolculuk

Janine’nin babası Vahram, Abraham ve Nakhide’nin üçüncü erkek çocuğuydu. Abraham, Bursa’da toptancılık ve gül yetiştiriciliği yapıyordu. 1915 yılının Ağustos ayında, Bursa Ermenilerine şehri terk etmesi için üç gün süre verildi. Vahram’ın abileri, Manuk ve Arutyun, Lyon’a kaçtı. Abraham, Nakhide, küçük oğulları Haik ve Vahram ise sürgüne gönderildi. Her şey o kadar hızlı gelişmişti ki evlerini bile satamadılar. Mal varlıklarına el koydular.

Bursa’dan Deyr-Zor’a gittiler ve Abraham’ın kardeşlerinin biraz para kazanabileceği Kütahya’da gar müdürünün koruması altında üç ay kaldılar. Aile sonra Afyon’a; oradan da Konya, Tarsus, Adana, Toprakkale (Osmaniye’nin bir ilçesi) ve Osmaniye’ye geçtiler. Açlıkla mücadele eden aile,  geriye kalan bütün gücünü Halep’in kuzeyinde bulunan El Bab’a varmak için harcadı. Aile bütün umudunu kaybetmek üzereydi ve Vahram’ın annesi hastalanmıştı. Aile, hastalığı atlatmak için talihsizliğin devam edeceği Suriye çölünün ortasında bulunan Meskene köyüne gönderildi. Abraham da orada hastalandı ve altı gün sonra acılar içerisinde hayatını kaybetti. Vahram’ın annesi de ölümle boğuştuğu zaman Araplara iki erkek çocuğuna göz kulak olmasını istedi.

Vahram günlüğünde şöyle yazıyordu:

Arap bizi bir eşeğe bindirdi. Altı gün sonra kendimizi bir kampta bulduk.  Karnımız doyana kadar Arap erkeğin bize verdiği ekmeği yedik. Ben Arap adamın çadırına uyumaya gittim. Kardeşim Haik te yan bitişiğimizde bulunan çadıra uyumaya gitti. Sabah kalktığımda dehşetle çadırlarda bulunan insanların kardeşimi alıp gittiklerinin farkına vardım. Beyhude bir şekilde her yerde onları aradım.

Vahram bir gün Rakka’ya giden bir kafileye katıldı. Orada, uzun bir arayış sonunda annesini bulmayı başardı. Vahram, annesini yanına alıp çölde bulunan kampa gittiğinde onu evlatlık almak isteyen Arap, annesine de acıyarak kamptaki çadırda kalmasına müsaade etti. Kamp sonradan Türklerin Suriye’den kovulduğu Fırat Nehri’nin kıyısında bulunan Rakka’ya taşındı. 1919 yazında, Batılı müttefiklerin Türkiye’yi kontrol etmesiyle ve Jön Türk rejiminin yıkılmasıyla birlikte yıllar önce tehcir edilenlere geri dönme fırsatı verildi.

Böylece Vahram ve annesi yeni bir yolculukla karşı karşıya kaldılar: Halep, Adana, İstanbul ve sonunda memleketleri Bursa…  Vahram’ın abileri Manuk ve Arutyun ise Fransa’da yaşıyordu ve kurdukları birkaç bağlantıdan sonra anneleri ve kardeşi Vahram’la iletişim kurdular. Böylece, 1919 Kasım’ında Vahram ve Nakhide Fransa’ya taşındı.

Janine’nin büyükannesi Luisa

Ermeni olmak ne demektir?

Fransa’da 1970’lerin ortalarında Ermeni Soykırımı hakkında çok şey bilinmiyordu. 1975’te, Soykırımın 60. yıldönümünde, Jean-Marie Carzou’nun ilk kitabı “Un Genocide Exemplaire” ( Bir Soykırım Örneği) çalışmasını yayınlanması ve Charles Aznavour’un “Ils sont Tombés” adlı parçayı seslendirmesi trajedinin anılmasını ve yaşanan trajediyi gün yüzüne çıkardı.

Janine Altounian, Haziran 1975’te uzun bir makale yazdı ve tarihçi Anahide Ter Minassian’ın öncülük ettiği seminere yolladı. Minassian, Janine’nin yazdığı metni tanınmış Les Temps Modernes yayın organına göndermesini önerdi.

“What does it mean to be Armenian?” ( Ermeni olmak ne demektir?) başlıklı makale, birinin geçmişe yaklaşmanın  yanı sıra soykırıma tanık olanın ses  olma arzusunun sonucuydu. Dergi, makaleyi yayınlamayı kabul etti ve sonrasında 1977’de “Armenian girl in school” (Okuldaki Ermeni Kızları)   ve 1978’de “In search of a relationship with my father, 60 years after Genocide” (Soykırımdan 60 yıl sonra babamla bir ilişki arayışında) makaleleri de yayınlandı.

Janine ailesiyle birlikte Paris’te

Freud tercümanlığı

İşim özünde beni aileme bağlıyor. Ailem, benzersiz kültürel  özelliklerini farkında olmadan bana aktarmıştı. Babamın günlüğünde çok önemli bir pasaj var. Öldürülen babasına uygun bir cenaze töreni yapılmasını isteyen ve tanıma fırsatımın olmadığı babaannemle ilgili bir pasaj : ‘Gömülene kadar bir adım dahi atmayacağım.’ ve bu tecavüze uğrayıp öldürülebileceği bir zaman olabilirdi.

Böyle anlatıyor Janine.

Vahram, Paris’te terzilik yaparken eşi Nakhide hem ev işleriyle ilgileniyordu hem de dükkanda Vahram’a yardım ediyordu.

“Gerçek bir Ermeni olan annem, dişçi, eczacı ya da avukat olmamı istiyordu. Fakat ben öğretmen oldum. Bana eğitim verenler gibi olmak istemiştim” diyor Janine. “Büyükannemle amcalarım evde kendi aralarında Türkçe konuşurken benimle Ermenice konuşurlardı. Erkek kardeşim benden 10 yaş daha küçük ve o bu özel anları göremedi” diye anlatıyor sonra da.

Janine, 1958’de önce Paris çevresinde sonra da Paris’te Almanca öğretmenliği yaptı. On yıl sonra üçüncü kız çocuğu dünyaya geldikten sonra eşinden boşandı. Tam o sırada kendisini sonunda psikanaliz çalışmasına yol açacak analitik araştırmalara ilgi duymaya başladı. Janine, eğitimle ilgili bir konferansta tanıştığı bir meslektaşı, tanınmış psikanalist Jean Laplanche’in rehberliğinde Freud’un çalışmalarını çeviren bir projeden bahsetti. Şöyle anlatıyor Janine:

Göçten nasibini almış bir aileden geliyorsanız kaybedecek bir şeyiniz yoktur. Daha önce eğitmenlik için sınavlara çalışırken Freud’un çalışmalarını okuduğum için meslektaşıma çeviri ekibiyle tanışmak istediğimi söyledim. Çalışmalarını görmekten başka bir şey hayal etmemiştim.

Janine , Freud’un bütün eserleri üzerine çalışan editör ekibiyle birlikte

Janine, Freud’un bütün çalışmalarını Fransızcaya çeviren ekibe katılan tek kadındı. 2003’te Altounian ünlü psikanalistin dilini, karmaşık olgular ve bilinçdışı süreçlerle uğraşan eserlerin tercümesiyle ilgili sorunların anlatıldığı “The writing of Freud” (Freud’un Yazarlığı) adlı bir kitap yazdı.

Janine, zamanla miras yoluyla kalan tramvaya bağlı sorunları incelemek için psikanaliz uygulamaya başladı. Soykırımdan kurtulmayı başaran bir aileden gelen Janine, bu çalışmayı onlarca yıl sürdürdü.

Janine aynı zamanda Uluslararası İnsanlık ve Soykırım Suçları Araştırma Birliği’nin (AIRCRIGE) de kurucu ortaklarından.

Janine, bütün ailesiyle birlikte Ermenistan’a gittiğinde orayı “tanıma” ile ilgili bir şey hissetmedi. Fakat 2013’teki Ermeni halkına karşı işlenen yüz yıllık suçun mekânlarını gezdiği Türkiye seyahati kendisinde çok güçlü bir izlenim bıraktı. Travmatik anıların aktarılması üzerine beş kitap yazmasına rağmen ailesinden öğrendiği değerler doğrultusunda bıkıp usanmadan araştırmasına devam ediyor.


Kaynak: Aurora Prize

Previous post
Karikatürist Ramize Erer’e Fransa'dan ‘cesaret’ ödülü
Next post
Tarihsel ve kültürlerarası bir döküm: 'Cinsel Çeşitlilik' kitabı raflarda