Ana SayfaGüncelSancar: Türkiye’nin eli zayıfladı, BM’nin raporu yeni bir evrenin başlangıcı

Sancar: Türkiye’nin eli zayıfladı, BM’nin raporu yeni bir evrenin başlangıcı

ANKARA – Gazete Karınca’ya açıklamalarda bulunan HDP Milletvekili Mithat Sancar, Birleşmiş Milletler’in Kürt illerinde yaşanan yıkımlara ilişkin raporuna dair “Birleşmiş Milletler’in raporu yeni bir evrenin başlangıcı ve hazırlanan rapor Türkiye’nin elini zayıflatmış durumda” değerlendirmesinde bulundu. Sancar ayrıca referandum sürecini, sandıktan ‘Evet’ ve ‘Hayır’ın çıkması durumunda olabilecek tabloyu da Karınca’ya yorumladı.


Röportaj: ALTAN SANCAR


Halkların Demokratik Partisi (HDP) Mardin Milletvekili Mithat Sancar, Birleşmiş Milletler’in (BM) Kürt illerinde yaşanan yıkıma dair hazırladığı rapora ve referandum sürecine ilişkin Gazete Karınca’ya açıklamalarda bulundu.

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği’nin raporunun Kürt illerinde yaşanan yıkımlara ilişkin yeni bir evrenin başlangıcı olduğunu belirten Sancar, Türkiye’nin elinin oldukça zayıfladığını belirtti.

16 Nisan’da gerçekleştirilecek anayasa değişikliği referandumuna da değinen Sancar, referandumdan ‘Hayır’ çıkması halinde Türkiye’de normalleşmenin yolunun açılacağını öngördü.

HDP Milletvekili Sancar’ın sorularımıza verdiği yanıtlar şöyle:

“BM’nin raporu tüm iddialarımızı doğruladı”

Geçtiğimiz aylarda Birleşmiş Milletler ve Avrupa’da Kürt illerinde yaşanan yıkıma ilişkin bazı gelişmelerin olacağını belirtmiştiniz. Geldiğimiz aşamada çeşitli raporlar açıklanırken, Almanya’nın küçük miktarda silah ambargosu söz konusu. Geldiğimiz son durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Uluslararası kuruluşların harekete geçmesi kolay ve hızlı gerçekleşen bir durum değil. Yıkımların yaşandığı dönemde bizler hazırladığımız raporları BM ve Avrupa Konseyi’ne iletmiştik, ancak süreç beklediğimizden daha yavaş ilerledi. HDP olarak yıkımlar konusunda gerçekçi yaklaşıyor ve sürecin çok da hızlı işlemeyeceğini biliyorduk, fakat er ya da geç bir sonuç elde edileceğini de biliyorduk. Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri yaşanan yıkımlara ilişkin raporları hızlı hazırladı, ancak bahsettiğimiz gibi bu raporların siyasi kararlara dönüşmesi süreci çok da hızlı olmayabiliyor. Ancak son aylarda görüyoruz ki Avrupa Konseyi Genel Sekreteri başta olmak üzere, birçok kurumdan siyasi sonuç alma eğilimi ortaya çıkmaya başladı.

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği’nin raporu ise tarihi önem taşımaktadır, çünkü BM tüm dünyaya hitap eden bir kurum olma niteliği taşımakta. BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği’nin yayınladığı bu rapor bizim tüm iddialarımızı doğruladı, dünya kamuoyunun gündemine taşıdı ve bu raporun hukuki ve siyasi sonuçlarının olacağını da biliyoruz. Ancak başta da bahsettiğimiz gibi aceleci olmamak önemli, çünkü ne tür sonuçların ne zaman ortaya çıkacağını ön görmek mümkün olmayabiliyor. Devletler arası ilişkiler, bu sonuçların ortaya çıkmasına etki edebiliyor, kaldı ki Türkiye’nin de bu noktada baştan beri girişimlerinin olduğunu biliyoruz. Türkiye’nin bu girişimlerine devam edeceğini de biliyoruz, ancak konu hakkında yeni bir aşamaya girdik demek mümkün.

“BM’nin raporu yeni bir evrenin başlangıcı”

Yeni bir evreden kastınız nedir?

Birleşmiş Milletler’in raporu yeni bir evrenin başlangıcı ve hazırlanan rapor Türkiye’nin elini zayıflatmış durumda. Aynı raporda komiserliğin kendilerine ihlallerin yaşandığı bölgelere girme ve inceleme yapma izninin tanınmadığı vurgusu da önemli bir yer tutuyor. Bu durum da hükümet hakkında oldukça büyük bir olumsuz yargının oluşmasına neden oluyor. Mevcut durumun siyasi sonuçları ve bunların yaratacağı koşullara bağlı olarak ilerleyen dönemlerde hukuki sonuçları olabilir.

Kürt illerinde yaşanan yıkımın faillerinin uluslararası alanda yargılanma ihtimali doğmuş olabilir mi?

Uluslararası alanda yargılama süreçleri oldukça karmaşık. Konunun muhatabı olarak Uluslararası Ceza Mahkemesi mevcut ve mahkemenin devreye girmesi karmaşık bir sürecin sonunda gerçekleşebiliyor. Siyasi koşulların da etkisi ile Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde yakın zaman dahilinde bir ceza davasının açılmasını beklemek gerçekçi durmamakta, ancak yaşananlar kayda girdi ve bu süreç de bir şekilde başlayacaktır. Tekrar etmekte fayda var ki sürecin nasıl işleyeceğini ve sonuçlanacağını yine siyasi koşullar etkileyecektir.

“Almanya’nın silah sevkiyatı kararı ileriye dönük ciddi bir işaret olabilir”

Siyasi koşullardan bahsetmişken, Avrupa’da sık sık temaslarda bulunan bir isim olarak Avrupa ülkelerindeki Türkiye algısını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Cumhurbaşkanı ve hükümetin, Batı ülkelerindeki itibarı Türkiye’nin yakın tarihinde gördüğümüz en alt seviyede. Yaşanan bu itibar kaybının birçok nedeni var ve bunlardan biri de Türkiye’de yaşanan insan hakları ihlallerinin görmezden gelinecek seviyenin çok ötesine geçmesidir. Özellikle Almanya açısından bardağı taşıran damlanın Deniz Yücel’in tutuklanması oldu. Bir diğer neden ise hükümet ve Erdoğan’ın açıklamalarının Avrupa devletleri nezdinde ciddi rahatsızlıklar yaratmasıdır. Ortaya çıkan rahatsızlık da ciddi tepkiler olarak geri dönmeye başladı ki bunların diplomatik üslubu aşacak şekilde dile getirildiğini başladığını görmeye başladık. Özellikle Almanya gibi devletler diplomatik açıdan son derece kontrollü ve temkinli davranırlar, ancak Erdoğan’ın hakarete varan ağır sözleri tepkinin dozunu arttırdı. Tüm bu yaşananlara rağmen, Almanya hükümeti açıklamalarında kontrollü davranma çabasını elden bırakmıyor, ancak bu siyasi kararlar almayı engellemeyecektir. Özellikle silah sevkiyatı hususunda alınan ve çapı şu an için mütevazı tutulan karar ileriye dönük ciddi bir işaret olarak yorumlanabilir.

“Avrupa’dan atılacak her adım Erdoğan için bir seçim kampanyası malzemesi olabilir”

Avrupa Birliği ve ABD, AKP’nin yükselmeye başladığı yıllarda AKP’nin politikaları nedeniyle ciddi bir destek sunmuştu. Geldiğimiz aşamada Avrupa ve ABD, AKP ile çalışma isteğini kaybetmeye mi başladı?

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ve AKP’nin tutumunun ciddi bir rahatsızlık yarattığını rahatlıkla gözlemleyebiliyoruz. AKP ve Erdoğan’ı, her an yeni bir kriz yaratabilecek yönetim olarak değerlendiriyorlar ve bu krizleri şantaj olarak kullanabileceğini görüyorlar. AKP’nin, özellikle Suriye ve mülteciler konusunda izlediği yol kriz çıkarmayı ve bunu kullanmayı uluslararası bir politika unsuru olarak kullanmaya başladığını ortaya koyuyor. Biz, HDP olarak bu konularda Avrupa’yı uyarmıştık ancak zamanında harekete geçmemeleri sorunların ağırlaşmasına neden oldu. Avrupa eğer bizim son bir buçuk yıldır yaptığımız uyarıları dikkate almış olsaydı ve yaşanan ihlallere karşı daha net bir tavır almış olsaydı daha erken zamanda ve erken sonuçlar ortaya çıkabilirdi. Gelinen süreçte Avrupa ile yaşanan tartışma büyük ölçüde seçim kampanyası yapma noktasına yoğunlaştı ki biz bunu da doğru bulmuyoruz. Çünkü asıl mesele Türkiye’de yaşanan demokrasi ve insan hakları sorunudur. Türkiye gibi bir ülkede demokrasiden uzaklaşmak ve insan hakları ihlallerinin yoğunlaşması, sadece Türkiye için değil Avrupa ve Ortadoğu’ya da istikrarsızlık getiriyor. Ancak içinde bulunduğumuz aşamada Avrupa’dan somut ve radikal kararlar almasını beklemek gerçekçi değil. Bu noktada Avrupa’dan atılacak her adım Erdoğan için bir seçim kampanyası malzemesi olabilir, ancak referandum sonuçları bundan sonra yaşanacak süreçte belirleyici olacaktır.

“‘Hayır’ın daha büyük bir ihtimal”

Peki sizler saha çalışmalarınızın da ışığında referandumdan nasıl bir sonuç bekliyorsunuz ve “HAYIR” kampanyasında son aşama nedir?

Kamuoyu araştırma şirketlerinin yaptığı çalışmalar ve bize gelen bilgiler “Hayır” tercihinin önde olduğunu ortaya koyuyor. Erdoğan’ın hırçınlığı ve öfkesi de sonuçların bu yönlü olduğunun kanıtı. Erdoğan, sonuçları istediği yönde manipüle edemediği için daha fazla hırçınlaşıyor ve daha fazla kutuplaştırma ve çatışma politikasına sarılıyor. Erdoğan, milliyetçi duyguları kullanarak gerilimi yükseltir ise hem kendi tabanını kendi etrafında kenetleyebileceğini hem de MHP’nin ‘Hayır’a yatkın oylarını ‘Evet’e dönüştürebileceğini hesaplıyor.

Tüm bu nedenler ile ‘Hayır’ın daha büyük bir ihtimal olduğunu söyleyebiliriz, 20 gün oldukça uzun bir süre ve önemli gelişmeler sonuca etki edebilir. Yine hükümetin seçim hileleri, sandık birleştirme gibi teknikleri kullanarak sonucu çarpıtma ihtimali de var. Biz HDP olarak bu ihtimale karşı tedbirlerimizi alıyoruz ve diğer partileri de bu yönlü çaba harcamaya çağırıyoruz.

HDP olarak bugünden itibaren referandum gününe kadar devam edecek yeni bir kampanya döneminin de startını veriyoruz. HDP milletvekilleri olarak seçim bölgelerine dağılacağız ve seçim otobüslerimiz ile il il ilçe ilçe gezeceğiz. Mardin milletvekili olarak ben, Osman Baydemir ve Leyla Güven’in de dahil olduğu bir heyet ile Şırnak’tan başlayarak tüm Kürt illerinde çalışmalar yürüteceğiz. Aynı zamanda 15 ili kapsayan mitinglerin düzenlenmesi için çalışmalarımızı tamamladık.

“‘Hayır’ da ‘Evet’ de çıksa MHP ve AKP içinde çatırdama hızlanacak”

Referandum sonucunda evet veya “Hayır” çıkması halinde nasıl bir Türkiye tasvir ediyorsunuz?

Referandumdan ‘Hayır’ sonucunun çıkması halinde Türkiye’de normalleşmenin yolu açılacaktır. Elbette ki her şeyin bir anda düzelmesi gibi bir beklenti doğru değil, çünkü son bir buçuk yılda çok büyük tahribata yol açan politikalar uygulandı. Kürt illerinde çok büyük yaralar açıldı, toplumda kutuplaşma ve öfke en üst düzeye ulaştı, ülke neredeyse bütünüyle tek bir partinin kontrolüne gidecek şekilde yeniden dizayn edildi, 15 Temmuz darbe girişiminin dayandığı güçler ve hedeflediği sonuçlar tam anlamı ile aydınlatılmadı; tüm bunlar toplumsal ve siyasal hayatta çok ciddi sıkıntılara yol açmaya devam ediyor. Yaşanan tüm bu travmatik olayları hayır ile bir anda düzeltebileceğimize inanmak yanıltıcı, ancak iyileşmeyi sağlayacak bir sürecin başlaması da hayır ile kesinleşecektir. Hayır kararının çıkması ardından kısa süreli bir kargaşa havası ortaya çıkabilir, ancak bunun kısa sürede aşılacağına inanıyorum, çünkü normalleşmeden sonraki aşamanın demokratik onarım olması kaçınılmaz olacaktır.

Referandumdan ‘Evet’ çıkması ise her şeyin sonu anlamına gelmiyor. Şüphesiz ki ‘Evet’ ile demokrasi ve özgürlük güçleri açısından şartlar biraz daha ağırlaşacaktır ve cumhurbaşkanı Erdoğan etrafındaki milliyetçi-Ergenekoncu ittifak programını bir süre daha uygulamaya devam edecektir. Böylesi bir durum da daha fazla çatışma ve tahribatın ortaya çıkması anlamına gelecektir. Fakat, çatışma ve kutuplaştırma ortamının sürdürülebilirliği olduğuna inanmıyorum, çünkü kutuplaşmış ve tahribat yaşamış bir ülkeyi yönetmek oldukça zordur; bu nedenle bir yönetme krizi ile karşı karşıya kalacağımızı düşünüyorum.

Referandum sonucundan ‘Hayır’ da ‘Evet’ de çıksa, Erdoğan etrafında ‘Evet’ için çalışan ittifakta, MHP ve AKP içinde çatırdama hızlanacaktır. ‘Hayır’ sonucunun çıkması halinde AKP’de içinde yer alan ve politikaları benimsemediğinin işaretini veren isimlerin harekete geçeceğini düşünüyorum.

Yine ‘Hayır’ çıkması halinde MHP ya bölünecek ya da yeniden yapılanacak, yani Bahçeli’nin MHP içindeki egemenliğini sürdürmesi oldukça zorlaşacak. Ancak bizler, her şart altında Türkiye’de demokrasi ve özgürlük için ve Kürt sorununda diyaloğa dayalı çözüm için çabalamaya devam edeceğiz.

Previous post
Barış için dünyayı adımlayan bir kadın: Pippa Bacca 9 yıl önce bugün öldürüldü
Next post
Booking.com'dan sonra TÜRSAB'ın yeni hedefi: Alman Trivago ve ABD menşeili Tripadvisor