Ana SayfaGüncelSUR KADINLARININ ‘HAYIR’I | Enkazın altından kadınların sesi yükseliyor: “Sana niye ‘Evet’ diyelim”

SUR KADINLARININ ‘HAYIR’I | Enkazın altından kadınların sesi yükseliyor: “Sana niye ‘Evet’ diyelim”

DİYARBAKIR – Nurhak Yılmaz, Gazete Karınca’nın referandum dosyası kapsamında Diyarbakır’da Surlu aileler ile görüştü. Yılmaz’a ‘Hayır’larını anlatan Surlu kadınlar “O kadar eziyete rağmen ayakta kaldık. Evimizi yıktılar, yuvamızı yıktılar, işsiz güçsüz bıraktılar, bizi dilenci durumuna düşürdüler ama yılmadık. Hayır için varız” diyor ve şu soruyu soruyor: “Niye halk sana ‘Evet’ desin?”


Haber: NURHAK YILMAZ


Dört gün sonra yapılacak referandum öncesi artık son sözler söyleniyor. Son kartlar dökülüp saçılıyor. Siyaset arenasında çoktan tüketilmiş kozlar, “şapkadan çıkmış” muamelesi görüp alkışlanıyor. Siyasete sırtınızı, insana yüzünüzü döndüğünüzde ise bambaşka bir rüzgar esiyor. Hiçbir şeyin şansa bırakılmadığı siyaset dünyasının aksine, “insanda” acı da öfke de direnç de mantığa çok yakın görünüyor. Gerçeğin kendisi yani.

Bu giriş Diyarbakır’ın Sur’u içindi. Diyarbakır, Kürtlerin tercihini gösteren önemli bir merkez. Bu referandum kampanyasında yine bu sebeple siyasi partilerin Diyarbakır’a yaptığı ziyaretler diğerlerine göre daha fazla önemsendi. Diyarbakır’da ağızlardan dökülen sözlere daha fazla kulak verildi.

Ancak koca bir 60 günlük kampanyada ustaca “etrafından dönüldü” Sur’un ve geçtiğimiz 2 yılda Sur’da yaşananların. “Suç mahallinden” ısrarla uzak duruldu. Hâlbuki 2015 yılının son günlerinde başlayan yasak, aradan geçen kaç yüz güne rağmen Sur’un bazı mahallelerinde devam etti. Yıkılan evlerin anılarına sallanan kepçenin ve “moloz” diye tarih taşıyan kamyonların sesi, kampanya döneminin fondaki sesiydi hep. Sokaklarda bangır bangır dolaşan propaganda araçlarının sesi de bastıramadı Sur’un enkazından yükselen “o sesi.”

Yazının başında işaret edilen Sur’a ve Sur’dan yükselen “o sesin” kaynağına baktığınızda ve bu şehirde referandum öncesi son sözü kime versem diye düşündüğünüzde, karşınıza tabi ki Surlu kadınlar çıkar. Suriçi’ndeki tarihi değerleri, taşlarına kaç medeniyetin el sürdüğü, Surların kaç metre olduğunu falan çoktan geçti onlar. O mevzular sanki burada hüküm sürmüş örneğin Mitaniler dönemi kadar falan “eskidir” artık. 2 yıl önce bastırılan turizm rehberleri ise “tarihi eser” niteliği taşır artık.

Çünkü Diyarbakır şehrinin ilk kurulduğu merkez olan tarihi Suriçi semti 15 mahalledir. Surlara oyulan 4 kapıdan girersiniz bu semte. O dört kapı en son 11 Aralık 2015 günü ilan edilen sokağa çıkma yasağı ile kapatılmıştır. O mahallelerde ancak tarih kitaplarında kaldı dediğiniz cinsten bir çatışma dönemi yaşanmıştır. Üstelik daha akıl almazı, yasak halen Fatihpaşa, Cemal Yılmaz, Hasırlı ve Savaş isimli mahallelerde sürmektedir. Daha dayanılmaz olanı ise yasak bittiğinde artık orada o dört mahalle olmayacaktır. Çünkü o mahallelerdeki birkaç tarihi yapı dışında tüm evler yıkılmaktadır. Diğer mahalleler ise kepçelerin bir hafızayı yok edişini evlerinin damından izlemektedir. Korkmaktadır, üzülmektedir, öfkelenmektedir…

Kadınlar…

Hikaye uzun, gelelim Sur’un kadınlarına. Yani o yıkılan evlerden çıkmak zorunda kalan veya yanı başındaki mahallede yaşanan yıkımı evinin damından izleyen kadınlara… Onlar çalışıyorlar… Geriye kalan ve “geçmişte kalmasını istemedikleri” ne varsa onun için çalışıyorlar. Kimse farkında değil ve farkına varılmak onların pek umurunda da değil ama onlar arı gibi çalışıyorlar.

Konunun buraya nasıl geldiğini kısaca anlatayım. Gazete Karınca’nın referandum dosyası kapsamında Diyarbakır’dan yayınlanacak son haber, Surlu aileler ile ilgili olacaktı. Bu sebeple DBP Sur İlçe Teşkilatı’nın kapısını çalıyorum. Muhatabım kadın Eşbaşkan Ayhan Doğrual.

Bina, semtin fiziki olarak zarar görmemiş kısmında. Tarihi daracık sokaklardan birinin sonunda. Binaya girip üst kata çıktığımda kapıda karşılaşıyorum Ayhan Doğrual ile. Hayatımda ilk kez karşılaştığım bu kadın beni kırk yıllık dost gibi sarılarak karşılıyor. Yardım talebimi geri çevirmiyor. Benimle birlikte Surlu ailelere misafir olacak. Bina çok kalabalık, bir sürü insan girip çıkıyor 3 odalı daireye. “Sen bekle referandum toplantımız var, bitsin birlikte ailelere gideriz” diyor.

Toplatıyı beklerken ayaküstü konuşuyoruz, Sur’un yıkılan yıkılmayan her yerini biliyor. Halen burada yaşayan veya göç etmiş yediden yetmişe herkes de kendisini tanıyor. “Fatihpaşa’da doğdum. Hasırlı’ya gelin gittim. Bir süre buradan ayrılıp İstanbul’a göç ettik. 7 yıl önce yeniden Diyarbakır’a döndüm şimdi İskenderpaşa’da oturuyorum. Yani yine Sur’dayım. Sur için çalışıyorum. Her aileye gidiyoruz, çalışmalarımız çok iyi gidiyor” diyor. Aslında Ayhan Doğrual da benim aradığım “Surlu aile” profiline uyuyor. “Sizinle de röportaj yapalım” diyorum, “Toplantı bitsin sen burada bekle” diyor.

Toplantının yapıldığı küçücük salona çok sayıda insan giriyor. Çoğu kadın. Dışarıda birkaç kişi kalıyoruz. Sonra Ferah Ceylan giriyor içeri. Oturuyor karşıma. Tanıştıktan sonra Ceylan’ın da doğma büyüme Surlu olduğunu öğreniyorum.

Şu an yasağın devam ettiği Hasırlı Mahallesi’nde doğup büyümüş. 17 yaşında Diyarbakır’ın Silvan İlçesi’nin bir köyüne gelin gitmiş. “1993’tü. Köyler yakılıp yıkılıyordu. Eşim DEP Hazro ilçe başkanı oldu. Hiçbir kadın, ilçe yönetiminde yer almak istemiyordu. Eşim bana dedi sen ilçe yönetimine girer misin. Girerim tabi niye girmeyeyim dedim. Böyle başladım. Sonra resmi görevlerde yer aldım. En son kayyum atanana kadar Sur Belediye Meclisi’ndeydim. Her görevi aldım” diye hızlı hızlı anlatıyor siyaset serüvenini.

42 yaşında ve referandum çalışmaları kapsamında Sur’un ayakta kalan mahalleleri ile bağlı köylerini karış karış geziyor. Sur’daki çatışmalar nedeniyle göç etmek zorunda kalan insanların söylediklerini şöyle aktarıyor;

‘O kadar eziyete rağmen ayakta kaldık. Evimizi yıktılar, yuvamızı yıktılar, işsiz güçsüz bıraktılar, bizi dilenci durumuna düşürdüler ama yılmadık. Hayır için varız’ diyorlar.

“Sadece patlama sesi duyuyorlar”

Sokağa çıkma yasağının başlamasından sonra Ferah Ceylan’ın anne ve babası Hasırlı’daki evlerini terk etmek istememiş. “İlk 20 gün telefonlarına ulaştık, ondan sonra elektrik kesildi onlara ulaşamadık artık. O süre içerisinde içeri girmek için çok ısrar ettik, ama izin vermediler. Annemin tansiyonu var. Evde kışlık şeyler varmış. onları yemişler. Son bir hafta da aç beklemişler. Biz ise hep buralarda nöbet tutuk. Dicle Fırat Kültür Merkezi’nde, mahalle meclislerinde orada burada bekledik. Onları kaybetme korkusu vardı, onları bir daha görmeme düşüncesi vardı. Sur yıkılacak herkes içinde kalacak dedik. Tam 105 gün boyunca burada savaş vardı. Top seslerinden Sur’un bu tarafı bile boşalmıştı” diye anlatıyor o günleri.

Anne ve babası Sur’dan çıktıktan sonra da bir türlü toparlanamamış. “Annem Sur’dan çıktığı o günlerde yatıyor kalkıyor ağlıyordu. Namaz kılıyordu, sonra dönüp tekrar kılıyordu. Şimdi İstanbul’dalar, psikolojik tedavi görüyorlar. Top sesleri, bomba sesleri dışında hiçbir şey duymadıklarını söylüyorlar. Halen sadece o sesleri duyuyorlar. Fakat buna rağmen şimdi dönebilseler yine dönmek isterler, Sur’u çok seviyorlar” diyor.

Surluya yeni “fatura”

Ferah Ceylan da tıpkı ilçe eşbakanı Ayhan Doğrual gibi referandum çalışmalarına dalmış, kendi kişisel sorunlarını çoktan unutmuş. Yasaklı mahallelerdeki evlerin büyük kısmının çatışmalar esnasında değil, sonradan yıkıldığını anlatıyor. “105 gün boyunca ev yıkılmadı, bu son dönemde kepçelerle girdiler yıktılar” diyor. Yıkılan bu evlerin sahiplerine de yaklaşık bir aydır “yeni bir fatura” çıkarıldığını anlatıyor. Bu yeni faturanın adı “kepçe ve  harfiyat parası.” Evleri yıkan kepçenin ve ortaya çıkan harfiyatın bedeli, sanki yıkımı onlar istemiş gibi ev sahiplerine ödettiriliyor. Bu para, ev sahiplerine ödenen paradan kesiliyor. Miktar ise ortalama 15 bin TL.

Ceylan’ın babasının terk etmekte çok zorlandığı, hatta çatışmanın ortasında ölümü göze aldığı evinin de bir kısmı yıkılmış. Evin tescilli tarihi bir ev olduğunu söylüyor. “Komşularımız eşyalarını çıkarmak için gittiklerinde bir bakıyorlar kepçeler bizim evi yıkıyor. Biz yetiştik engelledik. Ama yarısı yıkıldı.”

Çocukluk ve ilk gençlik yıllarını geçirdiği Hasırlı Mahallesi adım adım yıkılsa da, anılarını bir kenara koyamıyor Ferah Ceylan. Yıkılanın sadece taş duvar olmadığını şu sözlerle anlatıyor;

Orada bir evde bir çeşit yemek yapardın. Birden o, on çeşit yemek olurdu. Komşular getirirdi. Herkes birbirinin derdine, yardımına koşardı. Komün hayatı yaşardık. Sur’un yeni hali benim için hiçbir şey ifade etmez. O eski kültür, gelenek, görenek kalmıyor ki.

“Artık eski samimiyet olmaz”

Biz konuşurken Meryem giriyor içeri. Meryem Atlı. Ferah Ceylan bana dönüyor, “aradığın kişi geldi” diyor ve referandum toplantısına katılmak için toplantı odasına gidiyor.

Meryem 34 yaşında. 5 çocuğu var. En büyüğü 13, en küçüğü ise 2 yaşında. Sur’a gelin olarak gelmiş Meryem. İncecik bir kadın. 12 yıl Sur’da yaşamış. “Fiskaya’dan gelin geldim. Evimiz Sur’a çok uzak değildi” diyor.

Meryem’in 12 yıl yaşadığı ev de, yasağın halen devam ettiği Cemal Yılmaz Mahallesi’nde. Mahalleyi terk edişini şöyle anlatıyor;

Evimiz 4 katlıydı. Ben, eltim, görümcem ve kaynanam her birimiz bir katta oturuyorduk. Kayınbabam ve kardeşi, 1990’lı yılların başında merkeze bağlı bir köydeki evleri yakıldıktan sonra gelip bu evi almışlar. Çatışmalar başladığında kaynanam dedi ben çıkmıyorum. Eşim de o  günlerde yurt dışına gitmişti. Küçük kızım kalp hastası. O zaman 7 aylıktı. Diğer kızım astım hastası. O da o zaman iki buçuk yaşındaydı. Başka yere taşınsak kira ödeyecek gelirimiz yoktu. Çıkamadık ama korkuyla yatıp korkuyla kalkıyorduk. Silah sesleri, bomba sesleri. Çocuklarım gece uykusuna hasretti. Küçük kızımı hastaneye de götüremiyordum. Çocuklar okula da gidemediler o süre içerisinde. Yasak bir günlüğüne kaldırıldı ve biz üstümüzdeki kıyafetlerle çıktık. Bebeğim ve astım olan kızımın durumu kötüydü, onları ambulansla çıkardık. Direk hastaneye gittik. Gidecek yerimiz de yoktu.

“Kolay şeyler yaşamadılar orada”

Ancak Meryem’in kayınvalidesi çıkmamış. Kendisi yaşında başka komşu kadınlar da varmış evini terk etmeyen. Bu kadınlar tam 60 gün birbirlerine tutunarak Sur’da yaşamak için ısrar etmişler. Fakat komşular çıkınca Meryem’in kayınvalidesi de çıkmış.

“Kolay şeyler yaşamadılar orada. Şimdi her gün ağlıyor, anlatıyor orada gördüklerini” diyor Meryem. Bağlar’da kiraladıkları evde yaşıyorlar şimdi. Meryem, 5 çocuğu, kayınvalidesi ve iki görümcesi. Kayınvalidesinin dul maaşıyla geçinmeye çalışıyorlar.

Çatışmalar sona erdikten sonra küçük kızının sağlık raporları ve çocukların eşyalarını almak için yasaklı bölgedeki evine gitmiş Meryem. Evde karşılaştığı manzara ise şöyle;

İzin verdiler gittim. Bebeğimin raporlarını aradım bulamadım. Ev daha yıkılmamıştı ama içerideki herşey kırılmıştı. Dolabın içindeki elbeler bile bıçaklanmıştı, her şey yerdeydi. Daha sonraki gidişimde ise ev tümüyle yıkılmıştı. Birşey yoktu.

Kürtler referandumda “evet” diyecek şeklindeki açıklamalara öfkeli Meryem. “Sur’daki insanların bu yaşadıklarından sonra, çocuklarımızın gördüklerinden sonra mı evet diyeceklermiş. Kürtler yaşadıklarını değil referandumda, ömür boyu unutacaklar mı acaba? 4 yaşındaki kızım Sur’dan çıkarken iki buçuk yaşındaydı, bebekti yani, o bile unutmuyor Sur’u. Özlüyor. Bir gün Sur’a gidecez, doğum günümü Sur’daki evin damında kutlayacaz. Sur’daki arkadaşlarımı çağıracam, komşular gelecek diye hayaller kuruyor. Sur’la ilgili hayalleri bitmek bilmiyor. Daha büyük olan diğer çocuklarım ise korkuyor.  Ben de özlüyorum” diyor.

“Kopamıyoruz”

Evi artık Bağlar İlçesi’nde olduğu halde niye Sur’a geldiğini soruyorum. Gülümsüyor Meryem. “Bebeğimin bezi bitmişti, geldim buradan almaya.” Bağlar’da bebek bezi yok mu? sorusuna ise, “Alışveriş olunca buraya geliyorum. Bilmiyorum, herhalde alışkanlık olmuş. Diyorum ihtiyaçlarımı burada alayım. Hep burada alışveriş yaptığımız için kopamıyoruz” diye anlatıyor Sur’la olan bağlarını. Tabi bir de komşular var. Kayınvalidesinin 60 gün boyunca yaşama birlikte tutunduğu, dayanışmanın, ortak yaşamın kendiliğinden örüldüğü çok değil 2 yıl öncesini anlatıyor Meryem;

Ben diyorum ki Sur’u yeniden yapsalar eski komşular olmaz, eski dostluklar olmaz, eski samimiyet olmaz. Mahalle hayatı çok güzeldi. Herkes aile gibiydi. Başın sıkıştığında, bir hastalık olduğunda ailenden önce komşular gelirdi. Komşuluk çok güzeldi orada. Eski komşularla şimdi telefonla görüşüyoruz. Biririmize gidip geliyoruz. Mesela kapı komşumuz Şehitlik semtine taşındı. Bağlar’da olan da var. Kim maddi durumu nereye yettiyse oraya taşındı. Arıyoruz birbirimizi, çoluk çocuğu soruyoruz. Ben diyorum ki birbirinize sahip çıkın. Eğer birbirimize sahip çıkarsak kimse bize bir şey yapamaz. Ama eğer birbirimize sahip çıkmazsak, bize istediklerini yaparlar.

Yolu DBP Sur İlçe binasına düşen her kadının söyleyeceği, konuşacağı çok şey var. Ama hiç biri fotoğraflarını çekmeme izin vermiyor. “Yok, fotoğraf olmaz” diyorlar.

“Sur bizim için her şeydir”

Sohbet uzuyor, içerideki referandum toplantısı ise halen devam ediyor. Kapından bu kez de Yonca giriyor. Diyarbakır’ın Hazro İlçesi’nde doğmuş. 9 yıl önce evlenip Sur’a gelmiş. Evlendikten 7 ay sonra eşi tutuklanmış. Halen eşi Burdur Cezaevi’nde. Yonca şimdi 27 yaşında.

İskenderpaşa Mahallesi’nde oturuyor. İskenderpaşa Mahallesi ile çatışmaların yaşandığı diğer mahalleleri sadece bir büyük cadde ayırıyor. Hemen yanı başındaki mahallerde şiddetli çatışmalar yaşanırken bu mahallede de büyük korku hakimdi. Çatışmaların olduğu bölgelerde atılan mermilerin zaman zaman ulaşıp can alacığı mesefade İskenderpaşa. Burada da 9 günlük sokağa çıkma yasağı uygulandı o günlerde. Bu sebeple nüfusu büyük oranda şehrin diğer mahallelerine göç etti. Ancak çatışmalar sona erince geri döndüler.

“Bizim apartmanda ben ve bir daire dışında herkes terk etti evini. Ben sonuna kadar direndim, gitmek istemedim. Ama 9 günlük sokağa çıkma yasağı sırasında mecbur kaldım. Kaynanamla yaşıyorum. Kaynanam akrabalarına gitti ben de ablamda kaldım. Ama o 9 gün boyunca her gün gizlice gelip eve bakıyordum. Bir gün geldim yine, mahallede dolaşan akrepteki polisler beni gördü. ‘Ne arıyorsun sen burada’ dedi bir polis. ‘Ne arıyayım, evimi arıyorum’ dedim. Böyle gizli gizli gelip gittim. Gidecek başka yerim yoktu ne yapayım. Biz fakir insanlarız gidecek başka yerimiz yok, geçimimizi dışarıda yapamayız” diye anlatıyor 9 günlük yasağın kendisinde yarattığı endişeyi.

“Niye halk sana ‘Evet’ desin”

Sur’da her şeye rağmen “güvende” hissettiğini söylüyor. “Burada bir ihtiyacımız olduğunda, gidip borca alabiliyoruz. Buradaki insanlar birbirinin halinden anlıyorlar. Onun için Sur bizim için herşeydir. Hani diyorlar ya ‘yıkılsın.’ Yıkılmasın. Sen toplu konut yapacam diyorsun, bu insanlar bunu nasıl alacaklar, nasıl yapacaklar? Fakirin fukaranın halinden anlamıyorsun. Sen evinde tok yatıyorsun, fakir fukara burada aç yatıyor. Niye halk sana ‘Evet’ desin?”

Yonca’nın en büyük sorunu eşinin de bulunduğu Burdur Cezaevi’nin koşulları. Uzak olduğu için “ayda yılda bir” açık görüşe gidebiliyor. Cezaevinde açlık grevi devam ediyor. Cezaevi koşullarını anlatıyor Yonca.

Eskiden haftada bir telefonla görüşüyorduk. Şimdi 15 günde bir. Havalandırma haklarını da vermiyorlar. Eşim anlattı, eskiden akşama kadar avluda kalıyorlarmış ama şimdi 3’de 4’te zorla içeri koyuyorlarmış onları. Geçen gün içeri girmek istememişler, onları sürükleyerek içeri götürmüşler. Mektup da yazamıyoruz birbirimize. Bir krem gönderiyoruz kabul etmiyorlar, ‘kantinde var diyorlar.’ Aslında eşim daha önce dedi git bunları anlat. Ben korktum gelip anlatmadım. Şimdi anlatıyorum, sen bunların hepsini böyle tane tane yaz.

Röportajlar bitiyor. Dışarı çıkıyorum. Güneşli bir gün. DBP binasının bulunduğu tarihi sokaktan Melikahmet Caddesi’ne, oradan da Sur’u ortadan ikiye bölen Gazi Caddesi’ne çıkıyorum. İlçe, 4 mahallede süren yasak ve yıkıma rağmen “hayata dönmeye” çalışıyor. Sur İlçe Emniyet Müdürlüğü de bu cadde üzerinde. Artan güvenlik önlemleri, koyu gri zırhlı araçların sayısındaki artış gösteriyer emniyet binasına yaklaştığımı. Tam oradan geçerken binanın önü hareketleniyor. İçeri polis üniformalı, orta yaş üstü, saçları fönlü bir kadın giriyor. Genç sivil polisler saygıyla selamlıyor kendisini. Sur’un ilk kadın emniyet müdürü bu. İçeri giriyor. Bu yılın başında göreve geldi Asuman Karacık. O dönem, “Sur’daki operasyonlara katıldığı, 9 yıldır Diyarbakır’da görev yaptığı, Sur’u bir anne şevkatiyle kucaklayacağı”nı yazmıştı gazeteler.

O haberleri ve az önce yanlarından ayrıldığım kadınları düşünüyorum. Kadınlık bile yetmiyor bu iki görüntü arasında köprü kurmama. Ortadan bıçakla kesilmiş iki kare arasında kalakalıyorum.

Previous post
Referandum öncesi Diyarbakır ve İstanbul'da çok sayıda gözaltı
Next post
ILO: Kadınlar çalışmak istiyor ancak istihdam oranları düşük