Ana SayfaÇalışma Yaşamıİşçi bir kadının penceresinden iş, emek ve yaklaşan 1 Mayıs

İşçi bir kadının penceresinden iş, emek ve yaklaşan 1 Mayıs

HABER MERKEZİ – “Kadınlar kendi taleplerini kendi ağızlarından haykırmak için alanlara çıkmalı” diyen Gülseren, 1 Mayıs İşçi Bayramı arifesinde işçilerin sorunlarını ve mücadelenin gerekliliklerini Gazete Karınca’ya anlattı.


Haber: PELİN ÖZKAPTAN


Tüm dünyada işçi sınıfının mücadelesini yükselttiği sembol gün, 1 Mayıs.

İşçi ve emek örgütleri az bir zaman kala 1 Mayıs İşçi Bayramı kutlamaları için hazırlıklara devam ediyor.

Gülseren de 1 mayıs kutlamaları için hazırlanan işçilerden biri. İşine, çocuklarına, evine ve işine vakit ayırmak dışında emeği ve özgürlükleri için de bir mücadele içerisinde.

Sendikal mücadelenin de içinde olan Gülseren, herkesin bir anda işinden edildiği bugünlerde haklı olarak yaşadığı yaşam kaygısı nedeniyle fotoğrafının çekilmesini istemiyor.

Gülseren ile referandum sonuçlarından işçi ve kadın bir işçi olmanın sorunlarına dek pek çok konuyu konuştuk.

İşte işçi bir kadının penceresinden arifesinde olduğunuz 1 Mayıs.

“İşçiler sınıf bilinciyle oy vermedi”

Taşeron temizlik işçisi olan Gülseren, en sıcak gündem olan anayasa değişikliği referandumunun ‘tam bir fiyasko’ olduğunu belirterek başlıyor söze.

Referandumda bir çok usulsüzlüğün yapıldığını vurgulayan Gülseren, “Demokratik bir ortamda olmadı referandum” diyor ve süreci işçiler açısından şöyle değerlendiriyor:

Referandumu işçiler üzerinden değerlendirdiğimizde, işçilerin sınıfsal bakış açısı üzerinden oy kullandığını düşünmüyorum ben. Toplumsal farklılıklar, inançlar üzerinden ayrıştırmalar yapıldı. Ötekileştirilen duyguların yarattığı tepkilerin üzerinden kullanıldı oylar. Aksi halde sınıfsal bir bakış açısıyla oy vermiş olsalardı ‘Evet’ çok ama çok düşük oranlarda çıkardı.

Ben hem kadın olarak hem işçi olarak sonra bir anne, insan, vatandaş olarak ‘Hayır’ dedim ve diyorum.

“Farklı ‘Hayır’ anlayışları ortaklaştı”

Referandumu genel olarak değerlendirdiğimde kazanım olarak görüyorum. Çıkan sonuç ve oluşan birliktelik homojen yapıya sahip değil. Çok farklı kesimlerden, çok farklı ‘Hayır’ anlayışlarından ortaklaştırılan bir ‘Hayır’ çıktı. Farklılıklar olmasına rağmen Gezi Parkı eylemlerinin atmosferine benzedi ‘Hayır’ mücadelesi. Çünkü canı yanan insanların, uygulamalardan olumsuz anlamda etkilenen insanların sayısı arttıkça yan yana durmasalar bile anlayışlarda yan yana gelebildiklerini gördüm.

“Her şeye rağmen ‘Hayır’lı oldu diye düşünüyorum” diyen Gülseren, “Yüzde 70-80 ‘Evet’ çıksaydı hükümet çok daha cüretkar davranacaktı. ‘Hayır’cıların oranını gördükçe fazla fütursuz hareket edemeyecek bence” diyor.

Geçen gün referandum sonrası iş yerinde arkadaşlar konuşuyor kaygıyla bunlar da olacakmış diye. E onu ‘Evet’ vermeden önce düşünecektin. “Ama ne yapalım öteki gelse daha mı iyi olacaktı?” diyor. Bu şu parti, bu parti olayı değil. Bu başka bir şey. Bu yasaların değiştirilmesidir. Burada anayasa, rejim değişikliği var.

“Ayaklanmayı engellemek için OHAL’i uzattı”

Cumhurbaşkanı sırf insanların daha çok tepki vermesini, ayaklanmasını engellemek için resmen OHAL’i uzattı. OHAL’e rağmen insanlar yine çıktılar ama OHAL olmasaydı daha büyük tepkiler verilebilirdi. İnsanlar korkuyor haliyle. Dokunulmazlığı olan insanların dokunulmazlığını kaldırıyor. Halka ne yapmaz ki?

“Kıdem tazminatımız da elimizden alınacak”

İşçilerin yaşadıkları sorunları konuşmaya başlayınca ilkin kıdem tazminatının fona devredilecek olmasından dem vuruyor Gülseren ve anlatıyor:

Diğer işçi arkadaşlara bunu anlattığın zaman ‘niye kötü olacak diyorsunuz daha iyi olacak’ diyorlar. Halbuki gerçek o değil, kıdem tazminatı hakkımız da elimizden alınacak. Zenginler git gide daha da zengin oluyor, bizim gibi işçiler daha da yoksullaşıyor. Biz nasıl çalışalım, nasıl emek verelim bunları görürken? Her an işten çıkarılma korkusuyla çalışıyoruz.

“Yönetim ‘taşerona servis yok’ dedi”

Ben taşerona bağlı olarak çalışıyorum. Ve taşeron bir işçi olarak iş yerinde hiç bir hakkımız yok. Servisimiz vardı yönetim, ‘Taşerona servis yok diyerek onu da kaldırdılar’.

Zaten aldığımız üç kuruş maaşla geçinmemiz de imkansız, yaşamaya çalışıyoruz. Çocuklarımızı bile okutamıyoruz yani. Asgari ücret 1.400 lira, kiramız 800 lira o da benim yaşadığım yerde kentsel dönüşüm olacak diye o kadar uygun. Yıkılacak yani oturduğum ev. Kiralar daha da pahalı aslında.

“Aylardır geriye dönük maaşlarımızı alamıyoruz”

Çalıştığı kurumdaki sendikal örgütlenmeyi ve ödenmeyen maaşları için verdikleri mücadeleden bahseden Gülseren, “Biz işçiler olarak örgütlenmek istiyorduk. İş yerine bir sendika geldi dediler. Fikir aldığımız insanlar da gerçekten sizin hakkınızı savunacak bir sendika olmasına dikkat edin dedi. Ben bunu göz önüne alarak DİSK’te örgütlendim” diyor.

Mücadelemiz sonucu toplu sözleşmeye gidilemedi ama itirazımız Yüksek Hakem’e gitti. Biz kaç aydır geriye dönük hakkımız olan maaşlarımızı alamıyoruz.

“Kimden şikayetçi olduklarını bilmiyorlar”

“Aslında herkes 1 Mayıs’ı kutlamak, emeklerinin karşılığını almak istiyor ama korkuyor. Korkudan da sokağa çıkamıyor” diyor Gülseren. İşçiler arasında sistemden şikayet edenler çoğunlukta mı peki dediğimde ise yanıtı şu oluyor:

Şikayetçiler ama kimden şikayetçiler? Gerçekte şikayetçi oldukları kişileri bilmiyorlar.

“Kadınlar cinsiyet üzerinden de baskılanıyor”

Gülseren kadın bir işçi olmanın işçi olamaya ek başka sorunlarda getirdiğini anlatıyor:

Emek sömürüsü, sınıfsal sömürü sınıfsal farkların getirmiş olduğu bir sömürü biçimi. Ama aynı zamanda cinsiyet farklarının da getirmiş olduğu ayrıca bir sömürü var. Erkekler tarafından baskılanan kadınlar işyerlerinde de ayrıca emek sömürüsünün yanında cinsiyet üzerinden de baskılanıyorlar.

Bunun işyerlerine yansımaları farklı farklı oluyor. Bazen kadın ile erkek eşit işte çalıştığı halde kadınlara daha düşük ücretler ödeniyor.

Kadınların iradelerine, düşünce güçlerine güvenmedikleri için, yapabildiklerini bildikleri halde işi vermeyip daha geri planda bırakıyorlar. Kadının kendi kimliği ve kişiliğinin orada fark edilmesini engelliyorlar.

“Kadınlar kendi taleplerini, kendi ağızlarından haykırmak için alanlara”

Haklarımızı almak için 1 Mayıs’ta alanlara çok güçlü gitmeliyiz. İşverenlere bir cevap olabilmesi için de aynı zamanda. Kadınları kendi özgürlüklerine, bedenlerine sahip çıkabilmek için, kendi taleplerini kendi ağızlarından haykırabilmeleri için alanlara çağırıyoruz.

Previous post
Kayyum kapattı, kadınlar vazgeçmedi: Her yer atölye oldu
Next post
Brezilya'da polise ok ve yayla direnen yerliler anlatıyor: 'Haklarımızı yok etmek istiyorlar'