Ana SayfaManşetMünferit değil eğitim sistemi böyle: Anaokullarında oyun yerine militarizm dayatması

Münferit değil eğitim sistemi böyle: Anaokullarında oyun yerine militarizm dayatması

HABER MERKEZİ – Okullarda çocuklara militarizm dayatması anaokullarına kadar uzandı. 3-4 yaşındaki çocuklara izletilen ’15 Temmuz’ videoları, canlandırılan ‘ölüm’ sahneleri bunlar arasında. Ayrıca ezberletilen ‘Evet’ şarkısı da cabası. Münferitmiş gibi yansıtılan söz konusu uygulamalar ise eğitim sisteminin bir parçası. Peki, Milli Eğitim’in kendi genelgeleri, aileler ve uzmanlar bu konuda ne diyor?


Haber: Fatma Sönmez & Bekir Avcı


Öğrencilerinin eline urgan verip fotoğraf çektiren öğretmen, derslerde heceletilen ‘idam’ kelimesi, bir öğrencinin canlı yayında “Büyüyünce ne olacaksın?” sorusuna verdiği “İdamı getireceğim” yanıtı ve anaokulu öğrencilerinin eline silah verilerek canlandırılan çatışma sahneleri.

Bunlar son dönemde okullardaki militarizm dayatmasının ve bunun öğrencilere yansımasının yalnızca birkaç örneği.

Söz konusu uygulamalar 23 Nisan’da yeniden gündeme gelse de yaşananların münferit olmadığı anlaşılıyor. Aksine bunlar eğitim sisteminin bir parçası.

MEB genelgesi

Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) 15 Temmuz darbe girişiminin ardından Eylül ayında okullara bir genelge göndermiş ve söz konusu uygulamaların okullarda nasıl hayata geçirileceğinin talimatını vermişti.

MEB genelgesinde darbe girişiminin ayrıntıları hatırlatılırken şu ifadeler kullanılıyordu:

Tarihe şanlı bir direniş olarak geçen bu mücadelede göğsünü siper, canlarını feda eden şehitlerimizi anmak, hatırlamak ve hatırlanmalarını sağlamak milli ve insani sorumluluğumuzdur. Bu manada, milletimizin kahramanlık öyküsünün bilinmesi, anlatılması ve gelecek nesillere aktarılması gerekmektedir.

Genelgede 2016-2017 Eğitim-Öğretim Yılının ilk haftasında Bakanlığa bağlı tüm resmi ve özel örgün ve yaygın eğitim kurumlarının bütün sınıf, şube ve kursiyer gruplarına “15 Temmuz Demokrasi Zaferi ve Şehitleri Anma” teması ile öğrencilerin seviyesi dikkate alınarak bilgilendirme ve etkinlikler yapılacağı ifade ediliyordu.

Genelgenin devamında ise ilk hafta gerçekleştirilecek etkinliklere “şehitlik ve gazilerin ziyaret edilmesi, şehitlerin yad edilmesi” gibi etkinliklerin eklenmesi isteniyordu.

Ayrıca söz konusu MEB programının, okul ve kurumların tür ve seviyelerine göre ve yerel imkanlar dahilinde ders yılı boyunca uygulanmasının da uygun bulunduğu belirtiliyordu.

Genelgenin ardından bazı örnekler

Hatırlanacağı üzere Kayseri’de Sami Yangın Anadolu Lisesi Spor Salonunda düzenlenen 23 Nisan kutlamalarında anaokulu öğrencilerinin eline silah verilmiş, öğrenciler de ellerine aldıkları oyuncak silahla bir çatışmayı canlandırmışlardı. Rol icabı hayatını kaybeden öğrencinin üzeri ise bayrakla örtülmüştü.

Ancak Kayseri örneği ile karşımıza çıkan ve öğrencilere dayatılan bu uygulamanın bir istisna olmadığı, bunun birçok yerde geçerli olduğu anlaşılıyor.

Örneğin Ankara’daki Fahri Çaldağ Anaokulu 18 Mart’ta “Çanakkale Şehitlerini Anma Drama Etkinliği” düzenlemiş.

Milli Eğitim Bakanlığı bünyesindeki okulun sitesine bakmak bile okuldaki eğitimin militarizm odaklı olduğunu anlamak için yeterli.

Söz konusu bu etkinlikte de çocukların ‘şehitlik’ ve ‘ölümü’ canlandırdığı görülüyor.

Aşağıdaki görüntüler ise Ankara Keçiören’deki Ali Ağaoğlu Anaokulu’ndaki 18 Mart ‘etkinliği’nden.

Yine aşağıdaki kapı Ankara’da aynı zamanda bir anaokulunun giriş kapısı. Kapıda asılı Türk bayrağının altında yazılı olan şey ise bir kışlada yer alması gereken yazı aslında: “Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır. Toprak, eğer uğrunda ölen varsa vatandır.”

Müfredatın parçası

Konuştuğumuz bazı öğretmenler uygulamaları ailelerin istediğini savunuyor ancak aileler bunu yalanlıyor. Öyle ki aileler, uygulamaların müfredatın bir parçası olduğunun kendilerine söylendiğini aktarıyor.

2016-2017 öğretim yılının başında Ankara’da bir devlet anaokulunda ‘15 Temmuz Darbesi’ne yönelik video izletilmesi sonucu, çocuklarında olumsuz etkiler gözlemleyen bir aileyle görüşüyoruz.

Aile fertleri isim vermekten kaçınıyor. Baba, “Çocuğunuzda bahsedilen videonun olumsuz etkisini nasıl fark ettiniz?” sorusunu şöyle yanıtlıyor:

Doğrudan çocuğumuz söyledi. Korktuğunu söyledi. ‘Baba gelip bizim evi de ateşe verecekler mi?’ dedi. Kimse gelip evimizi ateşe vermeyecek dedim. ‘Baba bugün gösterdiler, helikopterler, uçaklar bizim meclisi bombalamışlar. Bizim evi de bombalarlar’ dedi. Eşimle ben göz göze geldik, birbirimize bakıyoruz. Ne diyeceğimizi şaşırdık. Sonra eşim devreye girdi. ‘Nerede gördün oğlum bunları, kim gösterdi?’ diye sordum. ‘Okulda gösterdiler’ dedi.

Öğretmen: Bakanlık talimatı

Bunun üzerine okuldaki öğretmenine sorunu söylediğini aktaran baba, “Neden böyle bir video izlettirdiniz?” sorusuna verilen yanıtı ise şöyle aktarıyor:

‘Evet, tüm çocuklara izlettirdik’ dedi. ‘Peki, benim iznimi almadan nasıl böyle bir şey izlettirirsiniz’ dedim. ‘Bakanlıktan gelen bir şeydi’ dedi. ‘Bakanlıktan da gelse, kimden gelirse gelsin, biz velilerden izin almadan bu tür şeyleri izlettirmeyin. Nasıl ki müzeye götürürken izin kağıdı istiyorsanız, böyle bir şeyde de izin kağıdı isteyeceksiniz. Böyle bir şey yapmaya hakkınız yok. Çocuğum geceleri korkudan kalkıyor. Bir hafta boyunca geceleri sürekli korkarak kalktı.’ dedim. Daha sonra rehber öğretmen ile okul müdürünün odasında da konuştuk. ‘Sizin çocuğunuz biraz duygusal, etkilenmiş, diğer çocuklar etkilenmedi’ dediler.

Anne ise söz konusu videoyu izlemesinin akabinde çocuğunun ‘Askerler bizi öldürecek mi? Bomba mı atacaklar bize?’ diye sormaya başladığını anlatıyor:

15 Temmuz görüntülerinde askerler halkın üzerine ateş ettiği için ve bunu izlediği için soruyor tabi. Çocuğun korkmaması için ‘Hayır bize zarar vermezler, güvenlik için var. Hırsızlardan, kötü insanlardan koruyorlar’ gibi şeyler söylemeye çalışıyorum. Ama yetemiyorum bu durumlarda.

Ancak tüm bunlara karşın okul yönetimi videoyu savunurken aileyi de ‘çocuklara haber izletmekle’ suçlamış. Anne anlatmaya devam ediyor:

Çocuğumuzu psikologuna götürdük ve bize ‘Bu korkunç bir şey’ dedi. ‘Siz çocuğunuzu neye maruz bırakıyorsunuz. Oturdunuz ve akşama kadar televizyonda haber mi izlediniz? Çocuk bomba diyor’ dedi. ‘Hayır’ dedik. Hatta annem bize geldiğinde sitem ediyordu: ‘İnsan sizin evinizde dünyadan kopuyor, hiç televizyon açmıyorsunuz, hiç haber izlemiyorsunuz.’ Diğer gelen akrabalarımız da bu konuda bizden şikâyetçi. Biz özellikle çocuğumuzu bu tür içeriklere maruz bırakmamak için televizyonu açmıyoruz. Psikologa durumu açıkladık. Çünkü videoyu izledikten sonraki görüşmede çocuğumuzdaki değişimi hemen fark etti.

Anne, “Okulda bilgi almasını, kendi becerilerini keşfetmesini, geliştirmesini beklerken böyle bir şeye maruz kalıyor çocuk. Perişan bir çocuk karşına çıkıyor ve daha çok tedirgin oluruz biz” diye ekliyor.

Aile, öğretmenlerin videonun ‘ailelerin talebi üzerine izlettirildiği’ iddiasını ise yalanlıyor:

Konuştuğum hanımefendinin çocuğu başka bir okulda. O da tepkisini gösterdiğinde okul idaresi, bakanlıktan gelen yazıyı gösteriyor. Yani ‘müfredat gereği yapmak zorundayız’ diyorlar. O videoları okul hazırlamıyor. Bakanlık gönderiyor gösterilsin diye.

Yani ilk-orta öğretimde müfredat gereği zorunluluğa tabi tutulan video, anaokullarında da zorunlu tutuluyor.

‘Evet’ şarkısı da ezberletilmiş

Baba ayrıca 15 Temmuz videosunun yanı sıra okulda çocuklarına AKP’nin referandumdaki ‘Evet’ şarkısının da ezberletildiğini anlatıyor.

Seçim sürecinde milliyetçi bir arkadaşıma T24’den Oya Baydar’ın bir yazısını gönderdim. O da karşılığında ‘tek Millet, tek bayrak’ sloganlı milliyetçi bir video gönderdi. Ne göndermiş diye baktığımda başka bir odada olan A. koşa koşa yanıma geldi ve videodaki ‘Evet’li seçim şarkısını söylediğine şahit oldum. ‘Baba bu millet şarkısı’ dedi. Keyifle, zevkle dinliyor. Tüm sözleri ezbere biliyor. Şaşırdım, şok olduk. Eşimle yine birbirimize baktık. Ne demeliyiz? Eşim sordu, ’Nereden öğrendin bakalım bu şarkıyı?’ O da okulda bu şarkıyı öğrendiğini söyledi.

Anne ise şöyle devam ediyor:

Hadi 15 Temmuz müfredat gereği idi, onu anladık diyelim. Ama bir seçim var ve burada taraf belirten bir şarkı nasıl dinletilir. Çocuklarımızın ‘Evet’i anlayacağı düşünülüyorsa, böylesi bir ayrım yapabileceği düşünülüyorsa o zaman ‘Hayır’ında propagandasını yapsalar idi. ‘tek millet, tek devlet, tek millet’ şarkısına maruz kalıyor çocuk. Bu çocuklar 3-5 yaş aralığında olan çocuklar. Yani sadece oyun oynamalılar. Her şeyi oyun ile öğreniyorlar. Hiç altından kalkamayacağı kavramlarla karşılaşıyor.

İlkokul çocuklarının elinde urganlar ve çocuklara bunu veren ‘öğretmenleri’

MEB, videolarla ilgili genelge yayınlamak zorunda kalmıştı

Aslında okulların sitelerinde yer alan ve bizim bu haber için dahi rahatça erişebildiğimiz görüntüler Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yasaklanmış durumda.

Okullarda söz konusu uygulamalara yönelik çıkan haberlerin ardından velilerin de tepki ve şikayetiyle Milli Eğitim Bakanlığı bir genelge yayınlamak zorunda kalmıştı.

“Okullarda Sosyal Medyanın Kullanılması” başlıklı bu genelgede Anayasa’nın 20’inci maddesi ve Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 19’uncu maddesi hatırlatılarak ses, görüntü ve videoların paylaşımının sınırları hatırlatılıyor.

Genelgede “il, ilçe, okul ve kurum yöneticileri tarafından, okul veya kurumlarında görev yapan tüm personel ile öğrenim gören öğrencilerin, kişilerle ilgili her türlü ses, yazı, görüntü ve video kayıtlarının internette veya farklı dijital ya da basılı ortamda hukuka aykırı şekilde paylaşılmasının Anayasaya, uluslararası sözleşmelere ve 1739 sayılı Kanununa aykırı olduğu” belirtiliyor.

Yine MEB genelgesinde şu ifadeler yer alıyor:

Kişilerin psikolojik ve sosyal yönlerine olumsuz etki yapacak her türlü ses, görüntü ve video kayıtlarının genel ağ ortamlarına yüklediği ve paylaştığı tespit edilenler hakkında ilgili mevzuatı çerçevesinde gerekli yasal işlemler başlatılacak ve sonucundan Bakanlığa bilgi verilecektir.

Uzmanlar uyarıyor

Uzmanlar ise söz konusu gösteri ve video içeriklerinin çocuklar üzerindeki olumsuz etkisine dikkat çekiyor.

Psikolog Sevgi Türkmen, “Çocuğun dünyasında var olmayan bir “düşman” algısı yaratmak, çocuğu hem kaygılandıracak hem de korkutacaktır” diyor:

Çocuklar belli yaş aralıklarında soyut düşünür ve hayal kurma becerileri daha yüksektir. Büyüdükçe ve birer yetişkin olmaya başladıkça o soyut düşünme hali azalmaktadır. Dolayısıyla çocuklara erken dönemlerde vereceğimiz her türlü görsel imaj, düşünce, bilgi onların dünyalarını bizim tahmin ettiğimizden daha fazla etkilemektedir. Çocuklara bu türden “iç düşman” ı işaret eden şiddet içerikli videoların izletilmesi, okul içinde “öteki” olarak göreceği diğer çocuklara karşı daha saldırgan, daha hareketli ve huzursuz davranmasına neden olacaktır. Bu tür içerikli görsel malzemeler çocuğun hem aile içinde hem de okul içi ilişkilerini olumsuz etkileyecek, ideolojik önyargı ve şartlanma yanında, çocukta “dost-düşman” ikilemi geliştireceğinden sosyal ilişki geliştirmede zorlanmasına yolacaktır.

23 Nisan kutlamalarında yapılan bazı etkinliklerin çocukların duygu ve düşüncelerinin üzerinde ne tür tahribatlar yaratacağını tartışmamız gerek. Çocuğun dünyasında var olmayan bir “düşman” algısı yaratmak, çocuğu hem kaygılandıracak hem de korkutacaktır. Çünkü çocukta o “düşmanlar” bir gün bana ve yakınlarıma zarar verebilir fikri oluşacaktır. Yine kendi uyruğundan farklı olan çocuklara mesafeli olacak, bu hal gelecekteki sosyal ilişkisini etkileyecektir. Çocuğun üzerinde düşünmediği, tam olarak anlamlandıramadığı ölüm fikri de böyle “etkinliklerle” çocuğa verilmekte, çocuk ölümün ne olduğunu zihinsel açıdan tam olarak anlamlandıramasa da kendisinin öleceğini düşünecek yine en sevdiklerini kaybetme kaygısı yaşayacaktır. Bu durum çocuğun kaygılarının artmasına, çaresizlik duygusu yaşamasına ve özgüveninin düşmesine sebep olacaktır.

Çocuğa kendi zihnimizde taşıdığımız temsillere zorlamamak gerek. Örneğin asker kıyafeti giydirmek, eline oyuncak bir silah vermek çocuğun ruhsal dünyasına olumsuz bir etki yaratmaktadır. Çocuğa oyuncak bir silah bir yandan güç veriyor gibi gözlense de aslında çocuklara silahların, şiddetin, “düşmanların” var olduğu fikri verilmekte ve çocuğun yaşadığı ortama ve insanlara güveni azalmaktadır. Böylece çocuk toplumsal ve sosyal olarak güvensiz ve şüpheci olacaktır.

Verelim çocuklara çiçekleri, sevgiyi, kitapları… sonra onlardan neler öğrenebileceğimizi görelim.

Pedagoji Derneği de ‘Anaokulu Gösterileri Kaldırılsın’ başlıklı makalesinde birçok anaokulu gösterisinin içeriğinin pedagojik olmadığına dikkat çekiyor.

Dernek, “Mükemmel anaokulu gösterilerinin ardında ezilmiş çocuklar vardır” diyor.

Gösterilerde kına gecesi, yetişkin esprileri, savaş sahneleri, çocukların anlamayacağı replikler ve şiirler sahnelenmektedir. Küçük yaştaki çocuk uzun aylar boyunca şu an için kendi gündeminde olmayan ve aynı zamanda pedagojik olmayan içeriklerde oynatılmaktadır.

Dernek, çocuğun yorulduğu ve yıprandığı bir çalışma yerine, çocuğa gerçekten faydalı olabilecek çocuk şenliklerinin planlanmasını öneriyor.

Çocuğun şiddet algısı

Bilgi Üniversitesi’nin hazırladığı “Çocuğun Şiddet Algısı Araştırma Projesi” sonuç raporuna göre şiddet yaşantıları çocukların duygusal, sosyal, zihinsel ve biyolojik gelişimlerini çok katmanlı bir şekilde sekteye uğratıyor.

Şiddete maruz kalmak ya da şahit olmak ise her şeyden önce sosyo-duygusal gelişim için çok temel bir işlevi olan güven hissini zedeliyor. Rapor bu durumun çocukların beyin gelişimini etkilediğine dikkat çekiyor.

Yine raporda şiddete maruz kalan veya buna şahit olan çocukların kendini suçlamaya meyilli olabildiği ve özgüvenlerinin olumsuz yönde etkilendiği belirtiliyor.

Raporda ayrıca genel olarak şiddete uğrayan ya da tanık olan çocukların hafıza ve dil gelişimiyle ilgili sorunlar yaşadığı, uyku problemleri, yalnız kalma korkusu, tuvalet eğitimi problemleri ve duygusal sorunlar (fobiler, tik bozuklukları, vb.) yaşadıkları bilgisi de yer alıyor.

Previous post
Aladağ'da adalet için 'ölmek' gerekmiş: Savcılık yaralananlarla ilgili soruşturmayı kapattı
Next post
HDP Milletvekili Nihat Akdoğan tahliye edildi