Ana SayfaÇeviriKÖRFEZ’de KRİZ | ‘Arap NATO’ hayata geçmeden dağılıyor – ALBERTO NEGRI

KÖRFEZ’de KRİZ | ‘Arap NATO’ hayata geçmeden dağılıyor – ALBERTO NEGRI


ALBERTO NEGRI

Çeviri: TOLGA ER


Körfez’de belki de yeni bir dönem başladı: İslam’ın geri ve radikal bir örneğini besleyerek bölgeye dengesizlik aktaran petrolün mutlak monarşileri, birbirlerinin boğazına sarılmış durumda.

Ortadoğu’daki Amerikan Merkezi Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Katar’da yer alıyor. Amerika Birleşik Devletleri aynı zamanda Britanya ile birlikte Yemen’deki Şii Husilere karşı verilen savaşta destek oldukları Suudi Arabistan’ın başlıca koruyucusu ve silah tedarikçisi konumunda.

Doha ile Suudi Arabistan, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn (Yemen de bu ülkelere katılıyor) arasındaki diplomatik bağların kopuşu, Körfez’deki (Ortadoğu’nun stratejik olarak kalbi ve dünya üzerindeki petrol rezervlerinin yüzde 40’ının olduğu yer) Amerikan ve Batı güvenlik sistemini bozuyor. Bu nedenle Sünni dünyasının şeyhleri arasındaki bu çatışma, ekonomik ve finansal kanallarla ve her şeyden öte petrol monarşilerinin cihatçı radikal hareketlere desteğiyle bizi doğrudan etkiliyor.

Kısacası, ‘’Arap NATO’’ (Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump’ın Suudi Arabistan ziyareti sırasında ABD ve Riyad arasında rekor kıran 110 milyar dolarlık silah satışı anlaşması imzalandığı zamanki önerisi) daha hayata geçmeden dağılıyor.

Körfez İşbirliği Konseyi ülkeleri arasındaki (saklı olmayan) gerilimin tırmanmasının nedeni aslında Trump’ın ziyaretinin kendisiydi. Riyad tarafından dikte edilen ‘’anti-İran hattı’’ ve Müslüman Kardeşler ve Hamas Filistin hareketi (Doha tarafından desteklenen ve fınanse edilen) karşısında en güçlü duranların aleyhinde Katar basınında öfkeli demeçler yer aldı.

Mısır Cumhurbaşkanı Mursi’nin Müslüman Kardeşler hükümetini iktidardan indiren Sisi’nin 2013 yılında yaptığı darbede, BAE ile birlikte Suudilerin cömertçe sunduğu maddi kaynakların desteği vardı. Daha o zamanlar diplomatik ilişkiler açısından Doha, Riyad ve diğer Körfez ülkeleri arasında bir uçurum vardı ve bu uçurum birkaç ay daha var olmaya devam etmişti.

Uzunca bir süre tırmanmakta olan gerilime ek olarak Suudiler Katar’ı, Suudi Arabistan ve Bahreyn’deki Şii azınlıklara destek ile suçlamıştı. Tahran destekli Şii Husilere karşı verilen Yemen Savaşı’nda ilişkiler daha hassas hale gelmiş; Riyad, ABD’nin desteğine rağmen açmaza sürüklenmiş ve galip gelememişti.

Fazlası da var. Tahran ile birlikte önemli offshore petrol platformdan istifade eden Katar, Umman ile beraber İslam Cumhuriyeti’ne fazla sempati beslemek ile suçlanmıştı. Aslında burada bahsettiğimiz; komşuca ilişkilerin bazı noktalarda Doha’nın Esad’a karşı cihatçı hareketlere destek vermesiyle çatışması.

Katar ve Suudi rekabetinin kökleri eskiye dayanıyor. Katar da devlet dini olarak Suudi Vahabizm ile aynı özellikleri taşıyor; fakat diğer bir yandan ‘Suudi Evi’nin karşısında yer alan, onu devirmek isteyen Müslüman Kardeşler gibi ’devrimci’ Selefi gruplara da destek veriyor. Riyad ile çatışmanın derinlerde yatan nedeni budur. Katar’ın Ulusal Camii’sinin ismini Muhammad ibn Abd al-Wahhab’dan alması ve geçtiğimiz günlerde Suudi şeyhlerinin Katar’ın kraliyet ailesi ile günümüz Suudi Arabistan’ında yer alan Necid bölgesinde doğmuş Arap teologun kan bağını tanımaması tesadüf değil.

Politik, dini ve ideolojik sorunların yanında, kişisel meseleler de Riyad ve Doha arasındaki düşmanlıkta rol oynadı. Suudilerin Al-Thani’ye olan düşmanlıkları, şimdiki Emir’in babası Hamad bin Khalifa al-Thani’nin 1995 yılında yönetime el koymasına kadar uzanıyor. O dönem Riyad, el koyanı yerinden etmesi için Mısır Cumhurbaşkanı Mübarek’e birlikleriyle müdahale etme çağrısında bulunmuş; ama Mısır Cumhurbaşkanı son dakikada geri adım atmıştı.

Kesin olan bir tek şey var. Suriye’deki Sünni radikallerin ve IŞİD’in bertaraf edilmesi Körfez ülkelerini yeniden anlaşmaya zorluyor. İçlerinde en hızlısı; yıllarca uç gruplara destek veren, Washington’dan İran’a yönelik öfkeli demeçler karşılığında ABD’nin yanında ve İsrail’in çıkarına yer alan İran’dı (Körfez’de hakimiyet kurma hedefinde Riyad’ın asıl rakibi).

Katar, gerilimi tırmandırmak (Suudilerin ve Cihatçıların onlarca yıldır yaptığı gibi) ve radikal imamlara destek sağlamak gibi birçok şeyden dolayı suçlu; fakat Riyad’ın gözünde Katar’ın en büyük ‘kusuru’ İslam Cumhuriyeti ile -Doha’ya göre bölgedeki Suudi gücünü dengeleyebilecek bir unsur- yüzleşmekten kaçınmasıydı.

En uç hareketleri finanse ederek Sünni dünyasındaki gerilimleri yıllarca Ortadoğu’ya ve yurtdışına aktaran – çoğunlukla kendi ülkelerinden uzak tutmak için – Körfez monarşileri, birbirlerini parçalara ayırmaya başladılar: Bir noktadan bakıldığında, bu iyi bir haber gibi gözükebilir; ama bu aynı zamanda demokrasi eksikliğini petrol ve devasa yatırımlarla – batı dünyasının liderlerini kontrol altında tutan da bunlardı – telafi eden ülkelerin yer aldığı Körfez bölgesinde eşi benzeri görülmemiş ve umulmadık bir dengesizliğin başlangıcı olabilir.


KAYNAK: Bu yazı Albeto Negri’nin “Il Sole 24 Ore Mondo” gazetesindeki analizini İngilizce’ye çeviren Komnews’ten alınmıştır.
Previous post
Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi yöneticisi Kılıç gözaltına alındı
Next post
Yüksel’de yine polis müdahalesi: Karadağ ve CHP’li Şeker hastaneye kaldırıldı