Ana SayfaManşetNedim ve niceleri: Kürt gazetecileri hatırlatmak – Reyhan Hacıoğlu

Nedim ve niceleri: Kürt gazetecileri hatırlatmak – Reyhan Hacıoğlu


Reyhan Hacıoğlu


Kürt gazetecilerin en büyük talihsizliği olsa gerek, yaptıkları haberin aynı zamanda bir parçası olmaları; haberi görüp duymalarının yanında onu yeniden ve yeniden yaşıyorlar. Ne yazık ki her birinin bir sebebi var gazeteci olmak için. Bu sebep, öyle büyük paralar ya da kariyer falan için değil, hakikat sadece hakikat için.

Digor Katliamı’nı yaşadığımızda henüz küçüktüm ve evimiz köyün girişine bakardı. Silah sesleri, ev basmaları ve nihayetinde ölümler derken, her gün o yola bakar, akın akın insanların gelip bizi kurtaracağını, gazetecilerin sesimizi dünyaya duyuracağını sanırdım. Çok geçmedi tabi gerçeğin öyle olmadığını anlamam. Büyüdükçe katliamların adı ve yeri değişti sadece. Kentler, ilçeler değişiyor ama Kürt çocuklarının yaşadıkları değişmiyordu. Sonra onlarla tanıştım, hepsi benim gibi bir çığlığın içe doğru bir yaraya dönüşmesi ile yola koyulan onlar, yüzler…

Ömer Çelik, “Ben Lice’de doğdum” diyordu. Deniz Tekin Kulp’tandı, ben Digorluyum, beriki Roboski’den, daha öteki Cizre’den (Fırat Duymak’tan bahsediyorum, babası bir torbada 5 kilo olarak verilen arkadaşımızdan), bir başkası ise Mahmur’dan, bir diğeri de Cumartesi ailelerinden… Liste böyle uzayıp gidiyor işte.


Çocukken katliama, gazeteciyken ‘aklamaya’ tanık oldum – Deniz Tekin


Ölümleri yaşamak bir yana bir de tanık olduklarımız var ve en korkunç olanı bu olsa gerek. Apo (Abdurahman Gök) “Kemal’in bakışını unutamayacağını”, bir başkası “bir gencin başında annesinden çok ağladığını, annesinin onu teselli ettiğini” söylüyordu, biri de “Gazeteci olarak öleceğime söz verdim” diyordu…

Kürt gazetecilerin büyük bir çoğunluğu yaşananları aktarmak için sadece canını ortaya koymuyor üstelik. Kolay değil onca ölüme tanık olmak. Öyle bir pratikleri var ki, az önce fotoğrafını çektiği köylüsünün, kardeşinin ve hiç tanımadığı birinin artık tek tanığı olduğunu bilmek gibi… Apo o yüzden “Hemen kartı çıkarttım” diyordu, diğeri ise “Bir gün geri dönerim diye notlarını toprağa gömdüğünü” söylüyordu… Meltem, Zehra, Erdoğan, Ziya, isimlerini sayamadığım nicesi ve Nedim… Hepsi ölümlere tanık oldu, yazdı, duyurdu, hem de korkmadan hem de ölümü göze alarak hem de bedel ödeyerek. Kimse ne şartlarda çalıştıklarını bilmedi; “Bir kaç defa kurşunların hedefi oldum. Ama burnumun dibinden geçen kurşundan barut kokusunu duyunca ilk defa korktum” diyordu.  İşte ölüme bu kadar yakınlar…

“Nedim’den iki gün haber alamadık, bir de kontra hesaplar tehdit edince dedik, ‘Artık bitti’…”

Nedim: “Tesadüfen karşınızdayım, başımda öldürüp öldürmemek için tartıştılar”.

“Erdoğan’ı yerlerde sürüklemişler, sonra da çırılçıplak süngerli odaya atmışlar”.

Erdoğan: “‘Sizi öldürüp asit kuyularına atarız’ dediler”.

Ve üstelik kimse onlara “cesur” diye ödül de vermedi, ya da büyük paralar. Hepsi hakikat sadece hakikat için yaptılar her şeyi, her haberi…

“Bir ulusun kaderini değiştiriyorsunuz, hafife alma” diyordu her seferinde, ben, “Ne olsun, bildiğin gibi” dediğimde…

Nerden mi çıktı Kürt gazetecileri yazmak: Hakikatle yalanın bu kadar iç içe olduğu bir ülkede ve her gün üstelik muhalif dediklerimizin bile bazı bazı sesini kıstığı ve tam da Nedim 8 yıl 9 ay ceza almışken, tam da Taybet Ana’nın ölüm yıl dönümünde, tam da gözaltında infazların meşrulaştırılmaya çalışıldığı bir ortamda gerçekler için bedel ödeyenleri hatırlamak ve hatırlatmak gerek diye düşündüm…

Bu ülkede bir halk her gün katledilirken, onlara ses vermek ve sadece onlara da değil herkese. Bir bedelse bunu verenlere selam olsun diye yazıldı bu yazı ve özgürlüğü alınanların bunu okuyamayacağını bilerek…

Yeni yıl tüm gazetecilere ama en çok da Kürt gazetecilere özgürlük, özgürlük, özgürlük getirmesin mi?


Tahliye yok, ceza artırımı var: Gazeteci Türfent’e 8 yıl 9 ay hapis cezası


 

Previous post
115 yeni canlı türü keşfedildi, tehdit altında oldukları açıklandı
Next post
Tekirdağ'da işçi servisi devrildi: 19 yaralı