Ana SayfaManşetÖnce biraz diş gıcırdattılar ama…

Önce biraz diş gıcırdattılar ama…

Mariana Grajales Müfrezesi, Kübalı kadınların tarihindeki dönüm noktalarından biri. Bugün bile hala, o müfrezenin manevi varlığı kadın mücadelesinde önem taşıyor.


Arif Mostarlı


“Kadınların mücadeleye katılmasının ana muhaliflerinden biri olarak şimdi sana şunu söyleyebilirim: Artık tamamen ikna olmuş durumdayım. Seni bir kez daha kutlarım: Yine yanılmadın! Bu defa yanılmış olabileceğini düşünmüştüm ama keşke özellikle Tete’nin ve diğer arkadaşların eylemlerini görebilseydin. Savaş düzeninde bazı erkekler geride kaldı, ancak kadınlar öncü olarak ilerledi. Cesaretleri ve sakinlikleri, tüm isyancıların ve diğer herkesin saygısını ve hayranlığını hak ediyor.”

Küba devriminin gerilla komutanlarından Eddy Sunol, 20 Ekim 1958’deki Holguin savaşından sonra, Fidel’e gönderdiği raporda böyle yazıyordu. Biraz zor gelmiş olmalı! Çünkü o günlerde kadınların savaşa katılmasına en çok karşı çıkanlardan biri Sunol’du.

Kadınlara silah vermek!

Aslında hikâye, 4 Eylül 1958’deki şu ünlü toplantıya dayanıyor. Mayıs 1958’den sonra savaş yeni bir aşamaya vardığında, Fidel, Sierra Maestra’daki bütün komuta kademesiyle yedi saat süren bir toplantı düzenledi. Toplantının konularından biri de kadın gerilla birliklerinin kurulmasıydı; çünkü o güne kadar çeşitli birliklerde savaşan ya da yan işlerde görevlendirilen kadınlar Fidel’e bu kez kendi taleplerini iletmişlerdi. Hararetli bir tartışma sırasında erkekler zaten herkese yetecek kadar silah olmadığını belirterek “Silahsız çok sayıda erkek varken, kadınlara nasıl tüfek verebiliriz?” diyorlardı. Fidel yanıt verdi: “Tabii ki verebiliriz. Çünkü onlar sizden daha iyi ve daha disiplinli savaşçıdırlar.”

Mariana Grajales Müfrezesi böylece 4 Eylül’de kuruldu. Fidel, bu birliğin askeri eğitimini bizzat kendisinin üstleneceğini belirterek tartışmayı sonlandırdı. Birliğin adı, İspanyol egemenliğine karşı mücadelede hem kölelerin haklarını hem de özgür düşünceyi savunan ve Kübalıların “Madre de la Patria” (Ulusun Anası) olarak kabul ettiği Afro-Küba devrimcisi Mariana Grajales’e adandı. Isabel Rielo birliğin komutanı olurken, yardımcısı ise Tete Puebla’ydı. Başlangıçta 13 kişiden oluşan birlik, sonradan Küba’nın en önemli kadınlarının yetiştiği bir ocak olacaktı.

Ya kadınlarla ya da…

“Fidel bize ateş etmeyi öğretiyordu” diye anlatıyor Tete Puebla, “Bizi test etmesi için 20-30 metre uzaklıktan çeyrek centavoluk parayı delik deşik etmek zorundaydık.”

“Önceleri ayrı değildik. Fidel kadına olan güvenini kadın eşitliğinde göstermek için böyle yaptı. Katıldığımız ilk büyük çatışma, 27 Eylül 1958’de Cerro Pelado savaşıydı. Bu, Marianas’ın ateşle sınanmasıydı. Tüm takım katıldı. Düşmanın topçusu da vardı ve zorlu bir savaştı. Bölge, diktatörlük birliklerinin son siperi haline gelmişti. Dolayısıyla onları Sierra Maestra’dan çıkarmak için bu savaş önemliydi. Çatışmalarda beş yoldaş kaybedildi ama Marianas’ta kayıp yoktu.

“Daha sonra Fidel, bizim savaşçı varlığımıza en çok muhalif olan komutanlardan Eddy Sunol’a gitti ve ‘Senin için bir görevim var. Sizi ovaya göndermek istiyoruz, ama kızları yanınıza alacaksın’ dedi. Sunol, ‘Onlarla şehirlere gitmem’ diye kesin bir dille reddetti ama Fidel’in cevabı, ‘Ya kadınları alırsın ya da hiç gitmezsin’ olunca, dişlerini gıcırdata gıcırdata buna razı oldu.

“Holguin’e 20 Ekim gecesi geldik. İlk savaş, 21 Ekim şafağında başladı. Holguin yakınında, iki kamyon ve diktatörlük askerleriyle dolu bir jeeple karşılaştık ve çıkış yolumuz kesilmişti. Asla teslim olmama ve savaşarak ölme kararındaydık. Diktatörlük askerleri, daha önce kadınları savaşta hiç görmemişlerdi. Şaşırdılar ve kazandık. Sonuçta, bu çatışmalarla ilgili rapor bütün sorunu çözdü. Eddy Sunol, bizzat kendisi Fidel’e özür dileyen bir mesaj gönderdi.”

Marianas’ın mirası

Tete Puebla, yıllar sonra, 2000- 2002’de, ‘Marianas Combat’ ismiyle kitaba dönüşecek olan seri röportajlarında bütün bu süreci ayrıntılarıyla anlattı. (Söz konusu kitabın hala Türkçe ya da Kürtçe’ye çevrilmemiş olması bu arada büyük bir eksiklik!) Aynı şekilde Celia Sanchez de Marianas’ın kuruluşunun erkek egemenliğinin kırılması yolunda önemli bir adım olduğuna sık sık değindi.

Şüphesiz devrimin zaferinden sonra da kadınlara karşı önyargıların kırılması kolay olmadı ve bu konudaki savaş hala sürüyor. Bu konudaki mücadeleler ve kurulan Küba Kadınlar Federasyonu gibi örgütlerde de Marianas kadınlarının ön cephede olması şaşırtıcı değil.

Sonuçta, belki bu iş Sunol gibilerinin başlangıçta pek hoşuna gitmedi ama tarih de böyle çatışa dövüşe ilerliyor zaten. Bir önyargı kırılıyor, sonra bir başkası… derken bir karanfil elden ele…


İlkin Yeni Yaşam’da yayınlanan bu yazı gazetenin “Tarihin Belleği” köşesinden alınmıştır.
Previous post
Futbolda ırkçılık ve göçmenler – Erdoğan Usta
Next post
Birçok ilde operasyon: Sendikacı, siyasetçi ve avukatlar gözaltında