Ana SayfaYazarlarHasan KılıçKonsolidasyon – Hasan Kılıç

Konsolidasyon – Hasan Kılıç

Siyaset kurumunun “konsolidasyon” problemi yaşadığı bu ahir zamanda, HDP 31 Mart seçimlerinin açık ara belirleyici partisi haline geliyor. Çünkü seçim sath-ı mahallinde HDP’nin seçmenini “konsolide” etmek için bagajında rakiplerine göre çok daha fazla alet edevat var. HDP başlangıç pozisyonundaki avantajlarını ne kadar iyi kullanırsa, seçmenlerini ne kadar “konsolide” ederse ve sandıklara sahip çıkmaya yönlendirirse AKP-MHP ittifakının geriletilmesi hedefine o kadar yaklaşacak.


Hasan Kılıç


31 Mart seçimlerine giderken seçim atmosferinin merkezini ve siyasal söylemlerin hedefini “konsolidasyon” kelimesi işgal etmiş durumda. Köken olarak Fransızca olan bu kelime, dayanışma, borç, güvence gibi kelimelerle yakın ilişkili. Dayanışma kelimesi öne çıkıyor. Konsolidasyonun dayanışma ile ilişkisi, zor durumdan çıkmaya dönük bir çağrı, bir birlikte gelecek tahayyülü olarak beliriyor.

Konsolidasyon kelimesinin iktisat alanındaki manası ise borcun vadesini uzatma, öteleme… Yani borcun muhatabının erteleme için rızasının alınmasına, borçlunun “sıkışık” durumunda bir nefes, bir ses arayışına tekabül ediyor. “Bugünü kurtaralım, yarına Allah kerim” demenin bir başka versiyonu aslında.

Konsolidasyon kelimesi siyaset alanında ise “tahkim etme” kelimesinde anlamını bulmuş gibi oluyor. Bir gücün, potansiyelini maksimum düzeyde gerçekleştirmesi; eksikleşeni tam haline getirmek gibi de düşünülebilir. “Eksileni tam haline getirmek” 31 Mart seçimleri öncesi siyasal tartışmaların merkezinde olan “konsolidasyon” kelimesini anlamanın bam teli olsa gerek.

Seçmenlerin özellikle ekonomik kriz dönemlerinde siyasetten umut kestiği bir gerçek. Geçinememek demek, seçmenin gündeminin bu dar boğazdan çıkış arayışına odaklanması demek. İlgisini dağıtan şeylerden uzak durması, eve giderken poşet doldurması, iş bulması, mahkemeye düşmeden kredi borcunu ödemesi demek. Hele bir de siyaset kurumunun sorun çözme geleneğinden uzak şekillerde yapıldığı siyasi kültürlerde, seçmen için kriz dönemleri siyaset kurumuna uzaklaşmanın hatta sinirle bakmanın bir momenti oluveriyor.

Bu yalın gerçeğe son yılların yükselen sağ popülizminin siyaset kurumu ile kurduğu ilişkiyi de not düşmek gerek. Sağ popülizm söylemini, siyasetin itibarsızlaştırması üzerine kurar. Yani siyaseti reddederek iktidara ulaşmanın araçlarını geliştirir. Böylece post hakikate dayalı bir siyaset kurumu eleştirisi, siyaset kurumuna karşı güçlü bir umutsuzluk hissi ortaya çıkar. Bu kapsamda,  sağ popülizmin siyaset kurumunu olabildiğince itibarsızlaştırdığı bir dönemden geçtiğimizi de göz önünde bulundurursak siyaset kurumu ile umut arasındaki makasın daha fazla açıldığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu iki durumun birleşmesi elbette ki, öncelikle iktidar partisi ve ittifakı MHP olmak üzere bütün partiler açısından konsolidasyon problemini doğuruyor. Siyaset kurumunun itibarsızlaştırılması dönüp dolaşıp siyaset yaparak iktidar olduğunu iddia eden sağ popülistin kendisini vuruyor.

Konsolidasyon kelimesi böylesi bir karanlıkta gelip siyaset dünyasının merkezine yerleşti. Böylece 31 Mart seçimleri öncesinde hem parti temsilcilerinin dilinde yerleşikleşti hem de kamuoyu araştırmalarının kilit kelimesi haline geldi. AKP Genel Başkanı Erdoğan, çıktığı televizyon programlarının birinde AKP MHP ittifakının adı olan “Cumhur İttifakı” açısından yeterli düzeyde konsolidasyon sağlanamadığını ifade ediyordu. Kuşkusuz ki, burada konsolidasyon siyasi anlamda eksilen potansiyel güce, iktisadi anlamda seçmenlerin vekalet vermelerini borç olarak görüp “vadesini beş yıl daha erteleme”ye dayanıyor. Bir yandan da vekaleti almak için “güvenceler” vermeyi gerektiriyor. Erteleme gerekçesi olarak “beka sorunu” öne çıkarılıyor. Güvence olarak ise sağ popülist liderler işaret ediliyor. Onun içindir ki, siyaset artık bir araya gelme ve problem çözme işlemi olarak değil, tek kişinin hızlı karar vererek yönetmesi biçiminde yansıtılıyor.

Konsolidasyon problemine dönersek, AKP 2009 ve 2014 belediye seçimlerinde “iş, hizmet” temalı seçim kampanyalarını tercih etmişti. 2019 belediye seçimlerinde ise çıtayı daha makro bir soruna endeksledi. “Beka Sorunu” olarak formülize edilen bu sorun, Cumhur İttifakı tabanında konsolidasyon problemi yaratmış olacak ki, kelime bir anda siyasal gündemin üst sıralarına tırmanmaya başladı.

Peki AKP MHP ittifakı açısından “konsolidasyon” problemini ortaya çıkaran ve derinleştiren meseleler neler? Kuşkusuz ki ekonomideki hayat pahalılığı ve işsizlik, seçmenlerin “beka sorunu” gibi soyut tehdit algılarındansa pazara gittiğinde, kredi kartı borçlarına baktığında, işsiz kaldığında oluşan can sıkıntısını daha fazla önemsediğine işaret ediyor. Bu bağlamıyla, yoksulluk, açlık, borçluluk sorunları ve bu sorunların aşılmasına yönelik çaresizlik seçmenin daha materyalist düşünmesine neden oluyor. Tabi ki, bu materyalist düzeyin acı faturası, öncelikle iktidar ittifakına çıkıyor. Böylece seçmenlerde bir kararsızlaşma alıp başını gidiyor. Ek olarak, seçmenler ekonomik krizin ağır koşulları altında “ekonomik hizmet” beklerken, 2019 belediye seçimlerinin önceki belediye seçimlerinden farklı olarak “beka sorunu”na endekslenmesi, iktidarın hayalleri ile seçmenlerin hayatları arasındaki makası açıyor. İktidarın hayalleri borcun ertelenmesi, eksilenin tamamlanması iken seçmenlerin hayatları kredi borcunun öteleme şansının kalmaması ve eksilenin sofrada fark edilmesidir. Kamuoyu araştırmalarına güvenmiyorum yargısının nedeni belki de hayatlar ile hayaller arasındaki makasın bu denli açık olmasını kabullenememedir.

HDP’nin yerel yönetim pratiklerini tartışmaya açmaksızın 31 Mart yerel seçimlerini kayyımlara karşı “demokrasi referandumu” ilan etmesi de kendi tabanını konsolide etme meselesi ile ilişkili. Kayyımlara karşı “demokrasi referandumu” söylemi, konsolidasyonun sağlanması için birçok açıdan stratejik üstünlükler sağlıyor. Nitekim bunun etkileri, kayyım atanan yerlerdeki araştırmalardan, HDP mitinglerinden ve sokak röportajlarından da rahatça anlaşılabiliyor. Konsolidasyon kelimesinin içerisine gizlenmiş rıza alma durumunun duygusallıkla yakın ilişkisi ve HDP’nin uzunca bir süredir iktidar baskısı altında olmasının seçmenlerinde ortaya çıkardığı halet-i ruhiye birleşince konsolidasyonun sağlanmasını daha fazla kolaylaşıyor. Öte yandan HDP’nin Batı’daki geriletme-kaybettirme stratejisinde antagonizmanın karşısına yerleştirdiği AKP MHP ittifakının kendi seçmen hinterlandındaki imgesi de konsolidasyonu kolaylaştıran bir diğer hat olarak öne çıkıyor.

Türkiye’nin ikinci partisi CHP ise uzun süredir konsolidasyon problemi yaşıyor. Parti tabanının, parti yönetiminden hoşnutsuzluğu bilinen bir gerçek. Kuşkusuz ki, muhalefet partisinin konsolidasyon problemini kurtaran şey, Türkiye’nin birinci partisinin “yeniden kuruculuk” iddiasında bulunması oluyor. AKP’nin rejimi ve yönetim sistemini yeniden organize etme arayışı ve bu arayışın temeline yerleştirdiği değerler, CHP üst yönetiminin konsolidasyon probleminin çözümüne dolaylı destekler atıyor. AKP MHP ittifakının rejim ve yönetim sistemi değişikliğini agresif bir tonda yapması, CHP tabanının da agresifleşmesine ve belediye seçimlerinin bile siyasal-kültürel entiteleri açısından tehdit derecesinin yükselmesine neden oluyor. Bu durum kaçınılmaz olarak konsolidasyonu kolaylaştırıyor.

Velhasıl, Türkiye’nin kalburüstü kamuoyu araştırmacıları da 31 Mart yerel yönetim seçimlerinde, partilerin seçmenlerini sandığa ne kadar götürebilirse seçim sonuçlarını o derecede etkileyebileceğini ifade ediyor. Kamuoyu araştırmacıları mecrasında da 31 Mart seçim sonuçlarının en belirleyici kelimesi olarak “konsolidasyon” öne çıkıyor. Bu kapsamda diyebiliriz ki, 31 Mart seçimleri çok şeye gebe veya başka şekilde söylersek konsolidasyon çok şeye gebe. Tabi eğer kamuoyu araştırmacıları bizi “yine kandırmıyorsa…”

Siyaset kurumunun “konsolidasyon” problemi yaşadığı bu ahir zamanda, HDP 31 Mart seçimlerinin açık ara belirleyici partisi haline geliyor. Çünkü seçim sath-ı mahallinde HDP’nin seçmenini “konsolide” etmek için bagajında rakiplerine göre çok daha fazla alet edevat var. HDP başlangıç pozisyonundaki avantajlarını ne kadar iyi kullanırsa, seçmenlerini ne kadar “konsolide” ederse ve sandıklara sahip çıkmaya yönlendirirse AKP-MHP ittifakının geriletilmesi hedefine o kadar yaklaşacak.

Seçim nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın, unutmayalım ki, konsolidasyon seçmenin partilere verdiği bir vade, öteleme. Dolayısıyla seçim sonucu siyaseti bitiren değil, yeniden canlandıran niteliğe sahip. Yine 31 Mart, nihai sonucu tespit etmiyor, 1 Nisan’da siyaseti yeniden düşünmeyi çağırıyor. Bu sebeple, kim kazanırsa kazansın, ilk akılda tutulması gereken şey sadece seçmenlere olan borcun ertelendiği, siyaset kurumunun bu denli işlevsizleştirildiği bir atmosferde bu kurumun kendisini yeniden saygın hale getirebileceği bir nefes şansının verildiğidir.

Hayırlı Konsolidasyonlar…


Yazarın önceki yazıları:

Fırat’ın çivisi

HDP, depolitizasyon ve Üçüncü Yol

Previous post
Berkin'siz beş yıl: 'Katilleri cezalandırana kadar durmayacağım'
Next post
Notabene'den dört yeni öykü kitabı