Ana SayfaGüncelSiz’ler ve Biz’ler – Nejat Uğraş

Siz’ler ve Biz’ler – Nejat Uğraş

“Ayrıcalıkların sadece eşitlikten doğduğu, vatandaşın yönetime, yönetimin halka,
halkın da adalete tabi olduğu bir düzen istiyoruz!”

– Maximilien Robespierre


Nejat Uğraş*


Üçüncü bin yılda, üçüncü dünya savaşının hemen burnumuzun dibinde yaşanıyor olmasının yarattığı makro etkilerle boğuşuyoruz. Ortadoğu yıkılırken, insanlık “küresel bir kriz”den geçiyor. Bir tarafta tarihin bütün gericiliğini, barbarlığını temsil eden DAİŞ ve hempalarının dehşeti; diğer tarafta da insanlığın, ahlakın, vicdanın ve demokratik tüm değerlerin nerdeyse kader ortaklığı yaparak birleştiği özgür yaşamın savunucuları…

Öyle bir andayız ki, tüm insan türü bir “kader ortaklığı”nda birleşiyor. Çünkü aynı ideolojik, ekolojik ve kültürel tehlikeleri, dinci fanatizmin ve barbarlığın yol açtığı korkunç tehlikeleri paylaşıyoruz. Bu gerçeklik kapımıza gelip dayanmışken siz’lere sorumuz şudur;

Hangi seçenekten yanasınız?

Kürt karşıtlığını DAİŞ gericiliğini desteklemeye ve beslemeye kadar götüren AKP/MHP çizgisine yönelik bu soru her açıdan meşrudur. Bu soruyu sadece biz sormuyoruz; tüm insanlık soruyor. Devam edelim soru sormaya. Çünkü asıl olan her zaman sorudur derler. Yanıtlar çoktur, ortalama düzeyde yalan söylemesini bilen herkes bir yanıt bulabilir. Mesele iyi bir soru bulmaktadır. Şimdi sorularımız şunlardır:

  • “Siz kendinize, çocuklarınıza, insanlık değerlerine, hukuka, vicdana ve Kürtler başta olmak üzere tüm ötekilere ne söyleyeceksiniz beyler?”
  • “Günü geldiğinde nasıl hesap vereceksiniz beyler?”
  • “O günün uzak olmadığını göremeyecek kadar kör müsünüz beyler?”
  • “Hadi diyelim cemaatinden, Ergenekon’undan kurtardınız, ya Kürtlerin öfkesinden nasıl kaçacaksınız beyler?
  • “Gündelik olarak süren dehşet bir savaş, yıkım, ölüm ve zalimlikten sonra birlikte yaşamayı nasıl başaracağız beyler?”

Biz’ler, Roboski’den sonra daha büyük trajediler olmaz diyorduk. Büyük yanılmışız Cizre vahşetini yaşadığımızda. Evet başardınız beyler! Bu kadim topraklarda artık herkese yetecek kadar çok trajedimiz var. Roboski’den Cizre’ye kadar uzanan o dehşet zulüm silsilesinden sonra sorumuz daha da can yakıcı bir hale geliyor: “Cizre vahşetinden sonra birlikte yaşamayı nasıl becereceğiz beyler?”

Victor Hugo “Dünün mazlumunda yarının zalimi vardır” derken sanki siz’leri tarif ediyordu. Evet başardınız beyler! Mazlumluktan zalimliğe dönüşen o tamamına ermiş sinizminizle bu toprakların felaketi oldunuz. Roboski’den, Cizre’den daha büyük trajedi varsa bu topraklarda, halen kendinizin mazlum olduğunuza dair inancınız ve kitleleri buna inandırma çabanızdır!

Niye biliyor musunuz?

Çünkü şizofrenik bir strateji uyguluyorsunuz ve başarısızlığa mahkûmsunuz. Bir an durup düşünsenize beyler; dayattığınız engizisyonu kabul edecek onurlu tek bir insan olabilir mi? Model diye yutturmaya kalktığınız hilkat garibesi bir rejime kanacak tek bir medeniyet kalmış mıdır?

Bu aralıksız saldırı ortamında özgürlüğünde ısrar eden onurlu tek bir Kürdü, onurlu tek bir Türkü teslim almanız mümkün mü? Unutmayınız ki; gücün zorbaca uygulandığı her yerde direnişte olacak Biz’i onursuzlaştırıp, tamamen bir nesne, bir köle haline getiremezsiniz. İmkânsızdır ve bunu sizler de diğer zalimler gibi er ya da geç öğreneceksiniz: “Bizi en aza indirgeyebilirsiniz ama yok edemezsiniz.”

Bizden öyle Mesihçi bir tutum beklemeyin. “Sağ yanağınızı tokatlayana sol yanağınızı da çevirmek bir ahmak mazoşizmidir” demiş üstat Zizek. Hani uyguladığınız zulümden dehşete kapılan ve “Kürtler çok merhametli davranıyor” diyen filozoftan söz ediyoruz. Merhametimiz bu irrasyonel, bu anlamsız şiddet belki son bulur umudu sebebiyledir. Böyle tahakkümcü, böyle yok edici, böyle aşağılayıcı davranmaya devam ederseniz, bizlere efendi-köle ilişkisini dayatırsanız, koşulsuz itaat isterseniz; bizler de tereddütsüz direniş deriz. Uyguladığınız o kültürel aşağılama, o siyasi soykırımlar, özgürlükten ve örgütlülükten mahrum bırakma operasyonları, bilesiniz ki bizleri daha fazla direnmeye motive ediyor. Buradan kayda geçsin diye söylüyoruz: Kürtlere ve bu coğrafyaya daha fazla barbarlık dayatmayın!.. Çünkü bilesiniz ki, bu yolda size geçit yok!

İstediğiniz kadar saldırsanız da; yerin yedi kat dibine de koysanız, bir adaya da kilitleseniz, seçimlerle kazandığımızı polis gücüyle gasp da etseniz, milyonların iradesini yok sayıp zindana da tıksanız; kulaklarınızı açın ey zulmedenler, bu bir meydan okumadır: Özgürlük eğilimi kazanacaktır!

Umudu savunmak

Bizi susturmak için elinizden geleni ardınıza komadınız. Ama işte en gür sesimizle işitilir kılıyoruz kendimizi. Hiçbir insan, hatta hiçbir canlı varlık kendini savunma gücünden yoksun bırakılamaz. Eğer politika işlevsiz hale gelirse, politik alan zifiri bir karanlığa mahkûm edilirse, ötekinin farklılığı yok sayılırsa, iradesi gasp edilirse, bunun hiçbir barışçıl yanı olamaz ve buna karşı toplumun ve insanın yapacağı tek şey kalır; o da kendini savunmasıdır.

Kendini savunmadan hiç kimse şiddet, silah, savaş gibi anlamlar çıkarmasın. Bütün insanlık tarihi, dinler tarihi, kadın tarihi bu deneyimlerle yazılmıştır. Kendini savunma, toplumu savunmaktır. Toplumu savunmak, insanlığımızı savunmaktır. İnsanlığı savunma umudu savunmaktır.

İşler kötüye gittiğinde sığınabileceğimiz tek yerdir umut. Umudumuzu yitirmedik. Her şeyi yok edebilirsiniz ama güzele, doğruya, özgürlüğe yönelik umutlarımızı yok edemezsiniz. Umut edecek, hayal edecek, şiir okuyacak, şarkı söyleyecek, dans edecek, halay çekecek, âşık olacak ve her dem direneceğiz. Çünkü bu ülkede her şey daha kötüye gidiyor. Zulmün dehşetinden nasiplenmeyen kalmadı. Her şeye rağmen bu ülkeyi diktanızdan, zulmünüzden, pişkinliğinizden, yalanınızdan ve zorbalığınızdan kurtarmak için umudu büyütmeyi sürdüreceğiz.

Sürdürmek zorundayız

Çünkü Biz’ler, en eski dünya olan doğal, komünal dünyanın sahipleriyiz.

İktidar ve devletin korsan dünyasının isyankârları olarak, bütün unutturulma ve yok sayma saldırılarına karşı hakikat savaşı veriyoruz. Yabancılaşmayı aşarak kendi dünyamıza dönmenin ve yaşamanın anındayız.

Geçmişte ve bugün bizi koruyan, bizi düşünenlerin izinde ayağa kaldıran, şafağın yolculuğuna çıkaran, halk olarak var eden iradeye bakarak, özgürlüğümüzü kazanmanın ve yaşayıp yaşatmanın zamanındayız.

Ölümsüzleşenlerimize sözümüz var: Şimdi bulunduğumuz her yerde kimliğimizle ve özgürlüğümüzle yaşamanın; kendimizi dağların, toprağın, özgürlük ahlakının söz ve yasalarıyla inşa etmenin farkındayız. Bunlar için sonuna kadar ciddiyet ve kararlılıkla mücadele etmenin fevkindeyiz. Hangi etnik, kültürel, inançsal, cinsel kimlikten olursak olalım; demokratik zihniyet, ahlaki-politik ilke ve esaslar temelindeki görevlerimizi yerine getirme tavındayız. Yaşam sunan eski tanrıçalar gibi, özgür düşlerdeyiz. Fedaice rüzgârlara ektiğimiz, peşinde fırtına olduğumuz, ateş olduğumuz, ırmak olduğumuz. Ve Güneş’in izinde ufukta birleştiğimiz… Şimdi düşümüzü gerçek, sözümüzü özgür kılmanın oluşundayız.

Kendi kendimizin toprağı olarak, özgür ve bereketli yarınlara çiçek açıyoruz. Özgürlükten, demokrasiden, eşitlikten, adaletten yeni bir dünya kuruyor, bu ruhla kurulan farklı dünyalarla buluşmaya yürüyoruz. Şimdi demokratik siyasetle özgür bir dünyanın var olduğunu yaşayarak ve yaşatarak haykırmanın vaktindeyiz. Toplanmanın/örgütlenmenin, söz verip söylemenin ve tartışmanın; karar alıp ciddiyet, kararlılık ve cesaretle eylemenin varışındayız. Göz ve omuz hizasından ast-üst ilişkilere bağlanmaksızın birbirini eşit olarak kabul eden mevzi yoldaşlığımızla faşizme barikatlaşmadayız. Çağdaş bir agoranın onurlu ve özgür yurttaşları olarak kibirli edalarıyla zafer havalarında ortalıkta dolanan efendilere “bizim daha söyleyecek çok sözümüz var” diye haykırmadayız.


*Yurttaş
Previous post
Hakkında uzaklaştırma kararı olan erkek ayrıldığı kadını yaraladı
Next post
'Beyin hücreleri 90'lı yaşlara kadar yeni hücre üretiyor'