Ana SayfaManşetTransfobi ve nefretin üzerine ilk şişeyi fırlatan, ötekilerin de ötekisi Sylvia Rivera

Transfobi ve nefretin üzerine ilk şişeyi fırlatan, ötekilerin de ötekisi Sylvia Rivera

HABER MERKEZİ – 1960’ların New York’unda bir akşam polisin transfobik saldırısına karşı özsavunmaya geçenlerin arasından Sylvia adlı bir kadın doğrulur ve nefretin üzerine ilk şişeyi fırlatır. Tarihten Kadın Portreleri’nde bu hafta trans ve LGBTİ hakları için mücadelenin öncülerinden, mücadeleyi her zaman kalbinden yani sokaktan örgütleyen bir kadının hikayesi var: Sylvia Rivera.

“Cehennem bir drag queenin* hor görüldüğü kadar öfke duymamıştır.”

LGBTİ mücadelesinin kendine has öncülerinden Sylvia Rivera, 2 Temmuz 1951’de ABD’nin New York kentinde doğar.

Porto Rikolu bir baba ve Venezüellalı bir annenin çocuğu olan Sylvia, New York sokaklarının tüm gizlerini öğrenerek büyür.

Babasının evi terk etmesi ve annesinin de o 3 yaşındayken intihar etmesi sonucu Sylvia, bir süre büyükannesi Viejita ile birlikte yaşar. Lakin Sylvia, cinsiyet kimliği nedeniyle okulda ve evde baskıya maruz kalır.

10 yaşında sokakta yaşamaya başlayan Sylvia’nın meskenlerinden biri New York’taki 42. cadde olur.

Yaşadığı dönemde seks işçileri ve translar, polis başta olmak üzere birçok kesim tarafından şiddete maruz bırakılır. Trans bir kadın olarak yüzünü baskıya uğradığı evden sokağa dönen Sylvia, seks işçiliği yaparken sık sık gözaltına alınıp, şiddete maruz bırakılır.

New York Greenwich Village’daki Stonewall Inn Bar, söz konusu dönemde farklı etnik unsur ve LGBTİ’ler için neredeyse güvenli sayılabilecek tek alandır. Sık sık polis tarafından basılan barda kadınlar ‘müstehcen giyindikleri’ gerekçesiyle saldırıya uğrarken, trans kadınlar da homofobik saldırıların hedefindedir.

Ancak 28 Haziran 1969’da giderek artan baskılar kendi isyanını doğurur. Bardakiler polis şiddetine karşılık verir. Bu sırada polise ilk şişeyi fırlatan Sylvia olur. Molotof kokteylerinin de atıldığı çatışma en az 45 dakika sürer, polis içerde bulunan insanları sıkıştırır.

Bir barda başlayan ve tarihe ‘Stonewall İsyanları’ olarak geçen bu süreç 5 gün boyunca devam eder.

Polisin karşısında seks işçileri, translar, sokakta yaşayanlar, ırkçılığa maruz bırakılan Afrikalılar gibi ‘kendileri olma hakkı’nı savunan çok sayıda insan vardır.

‘Biz öncülerdik, kaybedecek hiçbir şeyimiz yoktu’

Barikatlar ve isyan çığlıkları kenti sarar günler boyu. 17 yaşındaki Sylvia, bu direnişin öncülerinden biri olarak gösterilir.

O artık polise ilk şişeyi fırlatma cesaretini gösteren bir kadındır. Zira Sylvia da homofobiye ve aslında bir nevi ‘soyluluğa’ karşı sokağın mücadelesinde ilk fişeği ateşlediklerinin farkındadır.

“Nihayet devrimin geldiğini hissettim” der ve ekler: “Biz öncülerdik. Kimseden bir şey almadık. Kaybedecek hiçbir şeyimiz yoktu.”

Ötekilerin de ötekisi

Sylvia, 1970 yılında Eşcinsel Kurtuluş Cephesi ve Eşcinsel Aktivist İttifakı’nın (GAA) kuruluşunda yer alır.

New York’ta LGBTİ haklarının yasalaşması için yürütülen kampanyanın da örgütleyicilerinden biri olur.

Lakin GAA, transların haklarına içkin meseleleri, toplumda ‘kabul gören’ bir konum kazanmak için kampanya kapsamından çıkarır.

‘Normal’ görünmeye çalışan ‘hak savunucularının’ kurallarına dahil olmayı reddeden Sylvia, GAA’nın tavrı karşısında hayal kırıklığına uğrar, ne topuklu ayakkabılarından ne de elbiselerinden feraget etmez. Syliva ve savundukları, orta yolcu aktivistler için ‘ötekilerin de ötekisidir.’

Kendisine yapıştırılmak istenen her türlü etiketten irite olan Sylvia, “Etiketlerle yaşamaktan bıktım. Sadece olduğum kişi olmak istiyorum. Ben Sylvia Rivera” der. Öyle de yaşar.

Sadece Sylvia olarak içinden geldiği, ruhundan geçtiği gibi. Sylvia’nın mücadelesi –bilinçli ya da bilinçsiz olarak– orta sınıfa da bir başkaldırıdır ve pek tabi aynı zamanda ırkçılığa.

Ara vermeden mücadelesine devam eden Sylvia, trans kadın aktivist Marsha P. Johnson ile birlikte Sokak Transları Eylem Devimcileri (STAR) adında bir grup kurar.

Translar için mücadele eden STAR, aynı zamanda sokakta yaşayan translar ve çocuklar için de bir ev hayali peşinde çalışır. Ve bu hayal hayata da geçilir. Star House sokakta yaşayanların barınma meskeni haline gelir.

New York’ta alanında bir ilk olarak çalışma yürüten STAR, Kara Panterler gibi örgütlerle de ittifak ilişkisi kurar.

Harekete eleştiri ve öfke: ‘Buna katlanmayacağım’

Bir süre yaşadığı çokça hayal kırıklığı nedeniyle mücadeleden geri çekilen Sylvia, bir sohbetinde tarihçi Eric Marcus’a şöyle der: “Hareket için çok daha fazlasını yapmak isterim. Fakat hareket benimle uğraşmak istemiyor.”

Bu dönemde yaptığı bir konuşmada kendisini görmezden gelmek ve susturmak isteyen orta yolcu aktivistlere de şöyle seslenir:

“Hepiniz bana gidip kuyruğumu kısmamı söylüyorsunuz. Artık bu saçmalığa katlanmayacağım. Dövüldüm. Burnum kırıldı. Hapse atıldım. İşimi kaybettim. Dairemi kaybettim. Bunlar gey kurtuluş içindi; ve şimdi bana böyle mi davranıyorsunuz? Sizin ne probleminiz var? Bunu bir düşünün!”

Hayatında bir süre etkili olan inişli dönemi geride bırakan Sylvia, 1997’de STAR’dan ilham alınarak kurulan trans evi Transy Evi Kolektifi’nde yaşar. Burada yeniden çalışmalara başlayan Sylvia, STAR’ı yeniden diriltmek için bir nevi reforme çalışmaları yapar.

Sylvia’nın bu dönemki çalışma alanlarından biri de İnsan Hakları Komisyonu’nun transların sorunlarını daha kapsamlı olarak ele almasını sağlamaktır.

‘Ötekilerin ötekisi’ Sylvia, 19 Şubat 2002’de yakalandığı akciğer kanseri nedeniyle aramızdan ayrılır. Lakin son dönemlerde yanında olan arkadaşları onun ölümünden bir kaç gün önce dahi mücadelesinden uzaklaşmadığını anlatır.

Gidişinin ardından Sylvia’nın anısına “Geliri veya ırkı ne olursa olsun bütün insanların taciz, ayrımcılık ve şiddetle karşı karşıya kalmaksızın kendi cinsel kimliklerini özgürce belirleme ve ifade etme hakkını güvence altına almak” amacıyla Sylvia Rivera Hukuk Projesi oluşturulur.

Sylvia’yı bu denli özel kılan kuşkusuz ki ‘ilk şişeyi atan kadın’ olması kadar orta yolcu aktivistlerin de huzurunu kaçıracak kadar cüretkar oluşudur.

Trans, sınıf ve ırkçılığa dayalı ayrımcılık onun hayatında kendiliğinden var olmuştur. Ve doğalıyla tüm bu ayrımcılıklara karşı verdiği mücadele de ‘huzur kaçırıcı’ olmuştur.


Bu portrede, Queen Of The Neighborhood Kolektifi’nin hazırladığı ve Zeynep Bursa’nın Türkçeleştirdiği “Devrimci Kadınlar” kitabından ve medium.com‘dan yararlanılmıştır.
Previous post
İBB Başkanı İmamoğlu'ndan ilk atamalar
Next post
Avustralya, milyonlarca kediyi havadan attığı zehirli sosisle öldürüyor