Ana SayfaYazarlarElend AydınKaybedenlerin belleği – Elend Aydın

Kaybedenlerin belleği – Elend Aydın


Elend Aydın


“Şafak vakti, iki beyaz atın koşulu olduğu bir araba belirdi. Callemin arabadan indi. Halatlarla bağlanmış ayakları yüzünden güçlükle yürüyordu. Gömleğinin geniş olduğundan beyaz göğsü görünüyordu. Giyotine doğru ilerlerken marş söylüyordu: ‘Artık ormana girmeyeceğiz / Kestiler defneleri’. Celladın yanına gelince doğruldu, kalabalığı tepeden süzdü ve haykırdı: ‘Bir insanın can çekişmesi güzel değil mi?’”*

1912’nin Paris’inden bir sahnedir bu, evet. Ve bu sahnede sevgili anarşist devrimci, 21 yaşındaki Callemin, sahneyi bu şekilde terk etmiştir. Ama soru şu; biz orada olsaydık Callemin mi olurduk, cellat mı, yoksa celladı ve sahneyi utanmasız ve onursuzca tamamlayan kalabalık mı? Tabi Callemin’in okuduğu marşı belleğinde canlanmış olan “o orman”, o eylem, o “defneler” ve onların yaptığı çağrışımlar ve tabi ki iki beyaz at da var.

Acaba yolda ve sonrasında Callemin onlar için ne düşündü, ne dedi. Beyazlıkları karı anımsattı mı mesela, ya da karlı bir çocukluk masalını? Peki suç ortağı olmakta tereddüt etmeyen kalabalığı tersi bir pozisyonda; celladı da giyotini de yok eden bir isyanın güzelliğinde hayal etti mi? Belki de hayal ettiği ve o son anlarında, salyalı ağızlarıyla daha şafak sökmeden oraya gelip infazı görmek için bekleşen zavallı varlıklarına son bir kez daha bakıp hayalini ve umudunu kestiği için öyle demiştir, değil mi? “Bir insanın can çekişmesi güzel değil mi?”

Eğer zamandan geriye gidiş, Yakut, Safir ve Elmas (adları daha uzun tabi ki) üçlemesindeki sinemasal sahneler gibi mümkün olsaydı, tam şu andan geriye gidip Callemin’in yanındaki yerimizi alır mıydık? Zira cellat, kalabalık, atlar ve marş olacağımız kesin. Veya sahneye dahil olup sahneyi alarak Callemin’le beraber kendimizi de özgür kılar mıydık?

Yanıt “evet”tir elbet ama söz konusu sinema üçlemesine dönersek; iki kahraman filmdeki mantıklı sebeplerle zamandan geriye normal bir yolculukla gidip gelmekte, mesela dördüncü kuşaktan nene ve dedelerini de görmekteler. Yani doğmamış hallerinin sahnesinde dans edercesine dalaşıyor, sonra şimdiki zamanın belalı ve sıkıcı sahnelerine tekrar dönüyorlar. İşin tuhafı izleyenler olarak şaşırmıyor, garipsemiyor ama imreniyoruz. Çünkü ileriki zamanda gerçekleşebilir olasılıklardandır bu zamanlar arasındaki yolculuk. Mevcut tüm sınırlar aşıldıkça zaman ve mekanın sınırlarının da aşılacağı muhakkak. Ama biz yine Paris’e dönelim; işte Callemin marş söylüyor: “Artık ormana gitmeyeceğiz / Kestiler defneleri.”

Defneleri kim kesti sevgili anarşist, seni de şimdi gözlerimizin önünde keserler mi? Defneleri kim kesti Callemin, bizi de şimdi senin yanında keserler mi? Defne ormanını kim kesmekte ey Paris, senin zamanında da şimdiki zamanda burada da defnelerin ve insanların düşmanı mı? Ve siz beyaz atlar, gördüğü son beyazlıklar olarak neden onu havai bir beyaz bulut masalına sarıp kaçırmadınız o sahneden?


*Kaybedenlerin Belleği, Michel Ragon, Çev: Işık Ergüden, Ayrıntı Yayınları