Ana SayfaKitapNarkissos düşerken – Özlem Ergun

Narkissos düşerken – Özlem Ergun

Narkisoss’un sonu; narsistik tek adam rejimlerinin ‘vatandaş’, ‘düşman’ ikiliğinde böldüğü, kendinden menkul, diğeriyle ilişki kurmaz/kuramaz beceriksizliğinde seyreden narsistik momentin nasıl yıkıcı ve ölümcül olabileceğinin de hikayesidir.


Özlem Ergun


Memleket gündeminin en bol davalı, soruşturmalı, sorgulu yıllarından/günlerinden geçerken sıkça telaffuz edilen bir kavram var: Düşman Ceza Hukuku… Düşüncelerinde Nazi hukukçusu Carl Schmitt’in yoğun etkilerini barındıran Almanyalı hukukçu Prof. Günter Jacobs tarafından ilk olarak 1985 yılında kavramsallaştırıldığında toplum da ‘vatandaşlar’ ve ‘düşmanlar’ olarak ikiye bölünüyordu. Bir kez bu ayrım yapıldıktan sonra bu iki gruba yönelik muamele de farklı olacaktı.

Düşman olarak tanımlanan kişi artık vatandaş olmadığı gibi vatandaşlık haklarını da bu yeni ‘payesi’ ile kaybetmişti. Jakobs’a göre her kim yapıp etmelerinde/ söylemlerinde devlet-i aliyenin güvenliğini zinhar tehdit ediyor/tehlikeye atıyorsa düşman olmayacaktır da ya ne olacaktır? Bu durumda devlet için ‘tehlike’ barındıran kişiyi imha girişimleri de caizdir.

Suçun kendisine değil ihtimaline ceza

Düşman ceza hukukunun belirleyici özelliği, ‘tehlikelerin’ henüz meydana gelmeden ortadan kaldırılmasıdır yani ceza, ‘suçun’ gerçekleşme ihtimaline karşı hep orada hazır ve de nazırdır. Ceza, fiili zararın gerçekleşmesinden önce verilir ki, tam da bu yaklaşım gereği cezalar gayet orantısız ve yüksek yaptırımlar içerir.

Son çarpıcı örneğini HDP’nin önceki dönem Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş davasında izlediğimiz gibi…

Hakkında açılmış 33 dava bulunan, 142 yıl hapsi istenen Demirtaş’ın üç yıldır yargılandığı dosyasından tahliye edilmesi beklenirken, ‘6-8 Ekim olayları’nda sorumluluğu bulunduğu gerekçesiyle ‘şüpheli’ dahi olmadığı bu dosyadan yeniden tutuklanmasına karar verildi. Aynı durum yine HDP’nin önceki dönem Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ için de geçerli.

Avukatları “Bir suçtan bir kere dava açılabilir. Devlet koyduğu yasalara uymuyor. Ana dosyadan yargılandığı 31’inci fezlekede zaten Kobanê olayları kapsamında ifade vermişti. Hukuk katliamı yapılıyor” dedi.

Demirtaş: Çünkü ben bir rehineyim

Cumhurbaşkanı Erdoğan, mahkeme kararının ardından “Bunları bırakamayız” itirafını yaptığında, siyasetin hegomanyasına sokularak çoktan kullanışlı bir aparat haline getirilmiş yargı alanının da ne işe yaradığı yine bu vesileyle hatırlanmış oldu.

Düşman hukukunun en gözde muhataplarından biri olan Demirtaş’ın bu hukukun uygulayıcılarına verdiği cevap her duruşmada aynı olacaktı: “Tahliye talep etmiyorum. Çünkü ben bir rehineyim.”

‘Cumhurbaşkanına hakaret’ davalarında rekor üstüne rekor

Siyasi iktidarın üzerine yerleştiği bölme/ayrıştırma politikalarının sonucu ‘düşman’ tanımını genişletmesiyle, gittikçe artan sayıda yurttaş da bu hukukun hedefi haline geldi/geliyor.

Cumhurbaşkanına hakaret davalarında daha önce örneği görülmemiş bir enflasyon yaratılıp, rekorlar kırıldı. Normal şartlarda düşünce ve ifade özgürlüğü sınırları içinde anlaşılması beklenen eleştirilerin en masum görünenlerinde bile ‘hakaret’ unsuru bulunarak düşmanlığın kapsamı bir kez de bu geniş alanda işaretlendi. Bugün ‘Cumhurbaşkanına hakaret’ suçlamasıyla yargılananların sayısı binlere ulaşmış durumda. Sadece 2017’de 20 bin 539 soruşturma başlatıldı, 6 bin 33 ceza davası açıldı.

Adalet Bakanlığı’ndan 29 Haziran 2017’de yapılan yazılı açıklamaya göre, 2016 yılında ‘Cumhurbaşkanına hakaret’ suçuyla ilgili 2 bin 776 dosyadaki 4 bin 98 suçtan 3 bin 658 kişi hakkında açılmış dava bulunuyor. Bu tablo Türkiye tarihinde şimdiye kadar gördüğümüz en büyük rakama işaret ediyor ki, Ahmet Necdet Sezer döneminde aynı suçlamayla açılan dosya sayısı 163, Abdullah Gül döneminde ise 848 idi.

‘Benzini boşverin, dünyanın en pahalı cumhurbaşkanı bizde’

‘Cumhurbaşkanına hakaret’ davalarına ilişkin soru önergelerinin sonuncusunu Adalet Bakanı’nın yanıtlaması istemiyle Haziran 2019’da veren HDP Milletvekili Meral Danış Beştaş, bu meselenin artık sıradanlaşmış örneklerinden birini de hatırlatıyordu: Sosyal medya hesabından “Benzini boşverin, dünyanın en pahalı cumhurbaşkanı bizde” diyen yurttaş için 2 yıl 4 ay hapis cezası isteniyordu.

‘Hakaret’e rekor ceza: 12 yıl 3 ay…

Akıllara ziyan ‘hakaret’ cezaları zincirine, geçen hafta yeni bir rekor halkası eklendi: 12 yıl 3 ay! Burhan Borak adlı vatandaşa 2014-2015 yıllarındaki yedi sosyal medya paylaşımı nedeniyle ‘ertelemesiz’ ve ‘hükmün açıklanmasını geri bıraktırmasız’ tam 12 yıl 3 ay ay ceza verildi.

Bir yakın örnek de yine geçen haftadan… Başta şizofreni olmak üzere dört ayrı psikiyatrik bozukluğu olan Mustafa Özborut’a ‘Cumhurbaşkanına hakaret’ten 2 yıl 6 ay hapis cezası uygun görüldü. Hastanenin ‘cezai ehliyeti vardır’ raporuna karşılık konuyu AYM ve AİHM’e taşıyacaklarını belirten avukat Özgür Yakut, “Bu rahatsızlığa sahip kişilerin cezai ehliyetinin olmadığını biliyoruz. Bu anlamda hastanenin tutumunu da kabul etmiyoruz” dedi.

Bu tahammülsüzlük neden?

Peki tek adam rejimlerinin ‘güçlü’ liderleri eleştiriye ve muhalefete neden bu kadar tahammülsüz, itirazlara kategorik olarak karşı ve böylesine hassas?

Dünyada ve Türkiye’de kapitalizmin kriziyle birlikte sağ popülist politikalar yükselir, tam da sözünü ettiğimiz ‘düşman ceza hukuku’ndaki gibi toplumu ayrıştıran/bölen politikalar dolaşıma sokulurken bu tür bir siyasetin ihtiyaç duyduğu lider özelliklerini anlamaya dönük çalışmalar da çoğalıyor.

Siyasette ve Toplumda Narsizim, Ayartma ve İktidar

Bu çalışmalardan biri Deniz Cankoçak çevirisiyle dilimize kazandırılan İletişim Yayınları’ndan çıkan Almanyalı yazar Barber Wardetzki’nin ‘Siyasette ve Toplumda Narsizim, Ayartma ve İktidar’ adlı kitabı…

Klinik psikoloji alanında çalışan Wardetzki, psikolojinin konusu olan narsisizmi politik düzlemdeki tezahürleri ve politik figürlerin tutumları üzerinden konu etmiş. Wardetzki’nin bu kategorisine günümüz liderlerinden ABD başkanı Trump’la birlikte Cumhurbaşkanı Erdoğan da dahil.

Narsizim: Görkemli maskenin ardındaki çaresiz çocuk

Narsist liderlerin ortak noktasını; şiddet kullanma, patolojik bir öz sevgi ve halkın biat etmesiyle bütünleşmiş bir büyüklük yanılsaması olarak sıralayan Wardetzki, narsistin yalan söylemekten kaçınmadığını, kendi sesinden başkasını duymadığını, eleştiriye kapalı olduğunu aktarıyor.

Wardetzki’ye göre; narsistik kişilikler ve liderler eleştirel düşünceyi ve karşıtlıklarla tartışmayı başaramazlar çünkü bu değersizlik duygularıyla temas etmelerine yol açar, ne olursa olsun bunu önlemek zorundadırlar ve aslında bunların tümü derin bir çaresizlik duygusuyla ilişkilidir.

Yazar, Ernest S. Wolf’tan bir alıntıyla bu görüşünü destekler: “Görkemli maskenin ardında duygusal olarak ihmal edilmiş, gerçek kimliğinin onaylanmasına ve aynalanmasına aç olan çaresiz bir çocuk vardır.”

Narkissos’un trajik sonu

Wardetzki, narsistik liderin düşünme biçimi ve yapıp etmelerinin karakteristik özelliklerini ise şöyle sıralıyor:

“Burada narsistik olan kendini yüceltme ve siyah beyaz düşünüştür. Büyüklük fantazisini kişi kültünde ve monark rolünde gerçekleştirmektedir. Ülkedeki insanları iyi ve kötü diye yandaş ve muhalif diye ayırmaktadır. Onun iktidarını sarsmak veya en azından sınırlandırmak istedikleri için tehlikeli bulduğu kişileri bir bir tutuklamakta ve hukuki şuçlarından bağımsız bir biçimde mahkum etmektedir.”

Narkisoss’un sonu; narsistik tek adam rejimlerinin ‘vatandaş’, ‘düşman’ ikiliğinde böldüğü, kendinden menkul, diğeriyle ilişki kurmaz/kuramaz beceriksizliğinde seyreden bu narsistik momentin nasıl yıkıcı ve ölümcül olabileceğinin de hikayesidir. Sudaki yansımasını görüp de kendine aşık olduğu andan itibaren Narkissos için sonun başlangıcı da gelmiştir. Herkesten çok sevdiği imgesine bakarak günden güne eriyen Narkissos, kendi imgesi tarafından tutsak edilmiş, kapana kısılmış haliyle kaçınılmaz sonunu da bizzat kendisi hazırlayacaktır. Hitler’den Mussolini’ye oradan Franco’ya ve nihayet günümüz baskıcı/otokrat ve doğal olarak da narsist diktatörlerinin başına geldiği/geleceği gibi…

Previous post
Nihat Kazanhan dosyası AYM'ye taşındı
Next post
Ağustos ayı dış ticaret rakamları açıklandı