Ana SayfaYazarlarBahadır AltanAnalar ve senaryolar – Bahadır Altan

Analar ve senaryolar – Bahadır Altan


Bahadır Altan


Şehitlik üzerinden, vatan millet üzerinden, analık evlatlık üzerinden yapılan duygu sömürüsü gemi azıya almış gidiyor. Daha çok İçişleri Bakanının ağzından dökülen bu kaba, hamasi devlet dili gerçeklerle beraber ülkenin geleceğini de karartmaya devam ediyor…

Türkiye’de “vatani görev” diyerek askere gidip de intihar edenlerin sayısı çatışmalarda yaşamını yitirenlerden daha fazla! Milli Savunma Bakanlığı (MSB) verilerine göre 2002-2012 yılları arasında TSK’da 983 asker intihar ederken, aynı dönemde 818 asker çatışmalarda yaşamını yitirmiş. Tek başına bu gerçek bile bütün hamaseti yerle bir etmeye yeter.

Düşününüz onca silahlanma, operasyonlar, uçaklar, bombalar, İHA’lar, SİHA’larla ülke kaynaklarının seferber edildiği, kendi seçimleri olmasına rağmen hepimize bir zorunluluk gibi gösterdikleri savaş veya iktidarın diliyle “Terörle mücadele” size sizin kadar zarar vermiyor! Amaç ülke insanının can güvenliğini sağlamak olsa, bütün bu harcamalar ve emeğin yüzde birini kadın cinayetlerini, yüzde birini iş cinayetlerini, yüzde birini intiharları önlemeye harcasalar daha fazla insan hayatı kurtarmak mümkün olduğu halde hiçbir şey yapmıyor ve “vatan-şehit-terör” hamasetiyle iktidarlarını sürdürüyorlar. Yani her şey bu zulüm sürsün diye…

Son senaryo HDP Diyarbakır İl binası önünde sergileniyor. Her haliyle devletin organize ve teşvik ettiği belli olan ailelerin, HDP önündeki oturma eylemi sadece devletin düştüğü çaresizliği sergilemekle kalmıyor bu konuda uygulanan çifte standart ve ayrımcılığı da açıkça gözler önüne seriyor.

Diyarbakır Valiliği, biri şehit yakını, diğerleri işten atılan iki işçi olmak üzere üç kişinin AKP Diyarbakır İl Başkanlığı önünde basın açıklaması yapmak üzere izin başvurusuna bakın nasıl yanıt veriyor:

“… AK Parti Diyarbakır İl Teşkilatı il binasında ‘İşçi Kıyımları ve Duyarsızlık’ konulu etkinlik düzenlemek istediğiniz bildirilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 68. Maddesinde siyasi partiler demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurları olarak belirtilmiş, Türk Ceza Kanunu ve diğer kanunlarda siyasi partilerin faaliyetlerinin engellenmesi suç olarak tanımlanmış karşılığında yaptırımlar açıkça belirlenmiştir. Söz konusu etkinliğinizin siyasi parti binası önünde düzenlemek istediğinizden, siyasi parti binasına giriş-çıkışları ve siyasi partiye ait faaliyetleri doğrudan ya da dolaylı olarak engelleneceği ayrıca vatandaşların günlük yaşamını aşırı ve katlanılmaz ölçüde zora sokacağı, kamu düzenini zedeleyici görüntüleri topluma yansıtılarak karşıt gruplar arasında çatışma oluşturmaya dönük provokatif olaylara sebebiyet verilebileceği ve önü alınamaz menfur olaylara neden olabileceği, terör örgütüne muzahir grup ve şahıslarca etkinliğe müdahil olunarak amacından saptırılmaya, terör örgütlerinin propagandasına dönüştürülmeye çalışabileceği değerlendirilmiştir…”

AKP önünden geçmeye bile neredeyse sabıka kaydı isteyen aynı valilik, HDP önüne aileleri polis marifetiyle organize ederek kendi taşıyor. Harp Okulu öğrencisi çocuklarını kaybeden ailelere basın açıklaması yapacakları yere daha gidemeden şiddetle müdahale ediyor. Devletin kadınlara, analara, hele beyaz tülbentli analara, cumartesi annelerine, barış annelerine uyguladığı şiddet görüntüleri vicdanı olan kimsenin kaldıramayacağı boyutta sürüyor.

Senaryosunu İçişleri Bakanının yazdığı Hülya Koçyiğit, Yavuz Bingöl gibi figüranların da rol aldığı HDP Diyarbakır İl binası önündeki tiyatronun asıl hedefinin HDP’yi krimanilize etmek olduğu çok açık. Ve bu oyun artık kendi suçlarını açığa verecek boyutlara ulaştı. Ailelerden birinin çocuğunun PKK’ye değil IŞİD’e katıldığı anlaşıldı. Anne Mevlüde Üçdağ’ın Bakan Zehra Zümrut Selçuk ile HDP önünde fotoğrafı da var. Eyleme katılan ve göklere çıkarılan bir ana, tam da bu sırada evladını bir hava saldırısında kaybedince bu sefer hemen “terörist anası” ilan edilerek cenazesi teslim edilirken aşağılandı, taziyesine izin verilmedi…

Askerlik yapmak ülkemizde isteğe bağlı değil, bir zorunluluk. Devlet vicdani ret hakkını da tanımıyor yurttaşlara. Askeri inzibatıyla, polisiyle yaptırım uyguluyor, yoklama kaçağı olarak gözaltılar yapıyor. Uzun süre hapislerde bedel ödeyen vicdani retçiler var. Polisin zorla araca bindirilip kaçırdığı insanlara da tanığız. Çok eskilerde kaldığı sanılan kaçırıp işkence gören muhalifler, kaybedilen insanlar yeniden görülmeye başladı. Devletin bu konuda sabıkası hayli kabarık…

Kürt gençlerinin de PKK tarafından zorla dağa kaçırıldığı iddia ediliyor. HDP önünde oturma eylemine katılanlar, HDP’den çocuklarını bu gerekçeyle geri istiyor. PKK’nin bir genci kaçırdığına dair kamera kayıtları diye yayınlanan görüntülerde ise gencin caddede tek başına dolaştığı dışında bir şey görülmüyor. Yani PKK’lilerin gece sokaklara inip gençleri yakalayarak dağa kaçırdıkları gibi bir durum olmadığı çok açık. Ailelere çocuklarının PKK tarafından kaçırıldığı yerine kandırıldığı gibi iddialar da söyletilebilirdi elbet. Ama dayanağı olsun olmasın “ben söylerim olur” mantığıyla herkesi inandırabileceklerini sanıyorlar. Çünkü medya hiçbir iddiayı sorgulamaya yanaşmadan, iktidarın dediğini gerçekmiş gibi topluma yansıtıyor.

Sadece askerde intihar eden gençlerin aileleri ayağa kalksa,

Sadece cumartesi anneleri AKP önünde oturma eylemi yapsa,

Sadece zırhlı araçların çarpması sonucu yaşamını yitirenlerin aileleri yürümeye başlasa,

Sadece evine, bahçesine, hayvan otlatan çocuklarının üzerine havan topu mermisi düşenler toparlanıp tepki verse, başı gövdesinden ayrılan, 18 yaşında emirle ne olduğunu bilmediği bir darbe girişiminin içinde kendini bulan Harp Okulu öğrencilerinin aileleri başkaldırsa; iş cinayetlerinde yaşamını yitirenlerin aileleri toplansa ne olurdu?

Hepsinden önemlisi de bütün bu analar bir araya gelse ne olurdu?

Gerçekleri saklamak, farklı göstermek için bu kadar çaba yerine, barış için atılacak küçük bir adım bile aynı renkteki gözyaşlarını dindirmeye yeter. Bunu yalanlarına alet ettikleri analar da eminim bir gün anlayacaklar…

Previous post
Ferzan Özpetek’in yeni filmi: “La dea fortuna”
Next post
Musa Çitil’in şikayetiyle haklarında dava açılan yedi gazeteciye hapis istemi