Ana SayfaYazarlarElend AydınEllerini ovuşturanlar – Elend Aydın

Ellerini ovuşturanlar – Elend Aydın


Elend Aydın


Çiçeklerle olan karşılıksız, melankolik ve kara sevdamı yine alerjik reaksiyonlar olarak yaşarken (tek bir koklama için bile!) gözlerim ekranlara takıldı. Kan içenlerin kandan sarhoş uzmanları, km hesaplarıyla falan hem kendi başlarını hem de başkalarınınkini döndürüyor, dökülmesi muhtemel kanlar için de ellerini ovuşturuyorlardı.

Yer gök kan ve barut, helikopterler ve tank ve F-16… Bence kaç gündür “hasta” olduğu söylenen Başbuğ’u bu kanla hortlamış bozkurt zamanlarından mahrum bırakmak büyük zulüm ve saygısızlık. Derhal kanla renklendirilmiş bir tahterevalliyle en ön siperlere götürülerek şad edilmeli, tarih ve geleceğin, Türk’ün şanlı-kanlı gücüyle zeybek oynadığı bu mutlu günlerle; gözlerinin etrafında üç hilalli kirpiklerle buğulanması sağlanmalıdır.

Evet, savaş var savaş! Fırat’ın doğusuna, batısına, kuzey ve güneyine operasyon var, temizlik var arkadaşlar!

Derken kalbimi kırdıklarını kızarmış burnumdan bilen kır çiçekleri “Şimdi DAİŞ’liler bayram ediyor” diyor. “Etsinler” diyorum, “nasıl etmesinler, bu şanlı günlerin bayramı da ancak onlara yakışır. Artık tüm kuyruk ağrılarını da gidermek isterler.”

Uyanın, kuşanın, tepinin, sevinin ey Romalılar, İskandinavyalılar, Fenikeliler! Kan var, sağdan soldan bin bir taklayla alınan silahlar bebek sütlerinin yerine (bil ki sütten daha aciller) yapılan yerli milli alet edevatlar var.

Gözleri kan bürümüş tehdidin dışında sözcüğün çıkmadığı ağızlar, kanlı tükürükler saçmakta. Ama yetmez! Hitler’i de çağırmalı ordularıyla, Franco’yu da ve hatta Cengizhan, Timurlenk ve Fatih’in kılıcı kanlı ordularını da… Geldiler mi tamam! Peki Evren ve Türkeş Paşalar nerede? Kafa uçuracak, tecavüz edecek, kulak koleksiyonları yapacak olanlar da geldi mi? Çarmıhlar da kurulmalı tüm derin sınır boylarında, ormanlar kadar… Hiç durulmamalı ama. Şu kadar km neyin nesi ki? Rakka, Deyrezor, Şam’a kadar gidilmeli. Nasıl olsa kanın kör ettiği gözler ve kârın çürüttüğü akıllar için hiç fark etmez.

Bu arada kumrular coşarak nümayişe katıldı. İşte sözleri: “Gidin bozkurtlar gidin, her yer sizin. Toprağı topraktan, ağacı semadan, gülleri güneşten, ırmakları rüzgardan kurtarın! Ancak siz kurtarırsanız. Ama DAİŞ’i kurtarmaya gittiğinizi bildiğimizi de bilin.”

Bu arada “Rus Ayısı”, Fars Çakalı, Arap Sırtlanı ve Vietkonglar’ın Yankee’leri de; Afrin günlerinde “Dünya sizi hak etmiyor” denilen Çerkez, Arap, Türkmen, Kürt, Fars ve enternasyonal savaşçıların düşleri ve yürekleriyle tutuşacağı dansı bekliyor. Bekleyin, “o şarabi eşkiyalar” dans edecek elbet. Stalingrad olacaklar yine, Kobanê (ki yıl dönümüdür bu güz ayları), Madrid, Vietnam.

O da ne! Hasta olduğu bilinmiyormuş gibi Başbuğ’un eline kanlı bir Cengizhan kılıcı verilmiş ve hünkar hazretleri gittikçe daha fazla benzediği Adolf (Hitler) ile kol kola yol almakta. Ama yollarını kesenler var, Che’ler, Kawa’lar, Arin’ler, Paramaz’lar.

“Gidin, zulmünüz daha da artar belki ama zaferiniz asla!” diyor melankolimin nedeni kır çiçekleri. Gidin, kan deryasında yüzün ama muzaffer değil daha fazla faşist olursunuz sadece.

Previous post
Su tutma işlemi devam ediyor: Hasankeyf’te 10 köy sular altında
Next post
İktidar ve muhalefetin ortak iktidarı - Cengizhan Kaptan