Ana SayfaKültür-SanatKadın özgürlük mücadelesine tiyatrodan bir bakış: ‘Aklı Olan Delirsin’

Kadın özgürlük mücadelesine tiyatrodan bir bakış: ‘Aklı Olan Delirsin’

HABER MERKEZİ – İki kadının kurduğu Tiyatro Laloba, ‘Aklı Olan Delirsin’ oyunu ile kadınların kabuklarını kırma mücadelesi ve çelişkilerine ışık tutuyor. Oyuncular Aylin Altunkaya ve Zuhal Ayvazlar ile Bursalı Deli Ayten’den ilham alıp sahneye koydukları oyundan yola çıkıp, delilik ekseninde kadın özgürlük sürecini konuştuk.


Röportaj: Pelin Özkaptan


Benzer eşiklerden geçip savaşçı ruhlarını tiyatroda buluşturan iki kadının kurduğu bir tiyatro ‘Laloba’.

İlk oyunları ‘Aklı Olan Delirsin’le 25 Ekim’de seyirci karşısına çıkmaya hazırlanan Laloba kadınları, Aylin Altunkaya ve Zuhal Ayvazlar kadınların özgürlük mücadelesinin toplumda ‘delilik’ olarak adlandırıldığını belirterek ekliyorlar: “Biz Ayten’in deli olduğuna inanmıyoruz.”

Altunkaya ve Ayvazlar, Deli Ayten ile tanışma süreçlerini, tiyatroyu kurma hikayelerini ve asıl amaçları, meseleleri olan kadın mücadelesini Gazete Karınca’ya anlattı.

Oyununuzun çıkış noktası Bursalı Deli Ayten. Nedir Deli Ayten’i sizin için ilham kaynağı kılan?

Zuhal Ayvazlar (Z.A): Ben Deli Ayten’i, yazarlık hocam Ümit Denizer vasıtasıyla tanıdım. Afife Jale ile ilgili bir oyun yazmıştım. O da bana “bilinen ya da bilinmeyen kadınları yaz” dedi ve bana Deli Ayten’in ismini verdi. Bende onu araştırmaya başladım. Ayten beni şu yüzden çok etkiledi; Ayten 1950’lerde yaşıyor. Aşık olması, mahalle baskısından kurtulmaya çalışması o döneme denk geliyor. Ayten, Bursa’da Roman mahallesinde doğup, kendi kabuğundan çıkmaya çalışan bir kadın.

1950’lerde bir kadın bunları yaşıyor, 2000’lerde hala kadınlar bunları yaşıyor. İşte bu beni çok etkiledi. Bazı değişimler yaşandı ama temelde değişen bir şey yok. Biz hala kabuğumuzu kırmaya çalışıyoruz. Bizler o kabuğu kırmaya çalıştıkça farklı yaftalar alıyoruz. Hala kadınların ne yapmaları gerektiğini söylüyorlar.

Biz Ayten’in deli olduğuna inanmıyoruz. Onun kurtuluş mücadelesini böyle adlandırdılar ya da toplum ve aile baskısı onu ‘delirtti.’

Aylin Altunkaya (A.A): Delilik değil de isyan aslında bu. Ayten belki de delirmedi deli rolü oynadı, bilmiyoruz ki. Bütün kadınlar olarak kurtuluş noktasını bulmaya çalışıyoruz. İşyerimizdeki mobbingler, ailedeki ayrımcılık… Sırf kadın olduğumuz için maruz kaldığımız durumlar. Biz hep arka planda kaldık ancak asıl önde olan biziz, biz var edenleriz. Ama bunun yanında yok sayılan, öldürülen, tecavüze uğrayan, şiddet gören de biziz. Peki bunlara başkaldırmak için kadınların delirmesi mi gerekiyor? Ve şöyle bir nokta da var: Kadınlar da bazı durumlarda erkekleri savunuyor. Hala ‘o kadın da kim bilir ne yapmıştır?’ diyen kadınlar var mesela. Kadının kadına baskısı olmamalı.

Toplum çizgi dışına çıkan herkesi ‘deli’ olarak adlandırıyor aslında. Bundan en çok nasiplenen de kadınlar oluyor sanırım.

Z.A: Evet çünkü farklı olanı kesinlikle istemeyiz. Neden kimse bir erkeğin ne giydiği, nasıl oturduğuyla ilgilenmiyor da kadınlar hakkında herkes yorum yapma hakkına sahip görüyor kendini. Hepimiz bunu yaşıyoruz kendi hayatımızda. Ben de aynı mücadeleyi verdim kendim olmak adına. Mesela ben gece 3’te provadan eve dönüyorum mahallemdeki fırın, “Sen bu saatte nereden dönüyorsun?” diyor. Bunu sorabilmesi bile inanılmaz bir durum.

A.A: İşte buradaki baskıya karşı en önemli görev ebeveynler de bitiyor. Bu yaşımdayım ailem hala bana inanmayı bırakmıyor ve bana da bu inadı veriyor. Bizim meselemiz kadınlar, kadınlar birbirine sahip çıkmalı. Bu da tabi ki öncelikle çocuklukta başlıyor, nasıl çocuk yetiştirdiğimizle ilgili.

Peki siz bu meselenizi sahneye nasıl uyarladınız, nasıl anlatıyorsunuz?

A.A: Oyunumuzda sahnede tahterevalli var. Aytenlerin geleceği ve geçmişiyle ilgili çekişmelerini vermeye çalıştık.

Z.A: Kadının dengesi, dengeyi bulma çabası ya da bulamaması. Hani hep bir geçmişle hesaplaşmamız vardır ya. Geçmişle bir alıp veremediğimiz vardır. Bunu işliyoruz aslında.

Tiyatro Laloba’yı Ağustos ayında kurdunuz ve ilk oyununuzu sahneliyorsunuz. Bu süreç nasıl gelişti ve Laloba’nın hikayesi nedir?

A.A: Aslında biz de tanışalı çok olmadı aynı yerde çalışıyorduk sonrasında Zuhal bana bu oyundan bahsetti. Üzerinde değişiklikler yaptık ve sahneleme kararı çıktı. Bu süreçte sosyolog arkadaşımız Ercan ve yönetmeniz bizim için büyük avantaj oldu. Oyunun matematiğini, her şeyini gecelerce çalışıp bizi çok güzel bir noktaya çektiler.

Z.A: Bu oyun Laloba’nın ilk oyunu olacak. Ben kadın meselesine çok fazla kafayı takmıştım. Laloba ismi, ‘Kurtlarla Koşan Kadınlar’ kitabından geliyor. Şunu da söylemeliyim bu kitabı bence herkesin okuması gerek, kadın psikolojisini bu kadar iyi anlatan bir kitap daha ben okumadım. Kitapta beni Laloba çok etkiledi, e biz de bu işe iki kadın giriyoruz ve bir şeyleri var ediyoruz. İşte bu yüzden Laloba. İlk oyunun bir kadın oyunu olması da bunu karşılıyor.

A.A: Biz Laloba olarak tüm oyunlarımızı kadın meselesi üzerine yapmayı planlıyoruz. Benim hayalim tam bir kadın tiyatrosu kurmaktı. Işıkçısından yönetmenine dek. Fakat bu biraz gönüllük işi ve ekonomik kriz herkesi farklı alanlara itiyor. E böyle olunca birileri bize yardım etmek istedi. Biz de Laloba ekibi olarak ‘asla bir erkek bize yardım edemez’ gibi bir tavrımız yok, kabul ettik. Ersin Çelik ve Yaşar Aksu’nun da bize yardımlar oldu, destek verdiler.

Z.A: Ayrıca yönetmenimizin erkek olması bir yanıyla güzel. Çünkü biz ne kadar oyuncu olsak da kadın olarak bakıyoruz oyuna. Ama bir erkek farklı bir bakış açısıyla bakıyor. Hani bizim zaten derdimiz buydu ve ‘e Uğur’un da derdiymiş bu’yu gördüm. Buna çok sevindim. İnsanlar, iki kadın tiyatro için gerçekten uğraşıyor diye görüp, onlar da bize inandı bence.

Mesela Uğur’un bu meseleyle ne kadar ilgilendiği. Yeri geldi bizden çok ilgilendi. Uğur’un ilk yönetmenliği ama mükemmel bir oyuncu yönlendirmesi var. Metinin değişmesinde Güvenç Selekman bize yardımcı oldu. Bu oyunda emeği geçen herkes gönüllü. Mesele nerede prova alacağız diye düşünürken, önce Kasaba kafe vardı Güvenç’ler oranın yanında bir ofis açmıştı orada çalıştık. Sonra Yeldeğirmeni’ndeki Boni kafe çıktı karşımıza ve provalarımızı ücretsiz olarak almak için bize kapılarını açtılar.

tiyatrolaloba

Kadınların her gün türlü zorluklarla boğuştuğu bu ülkede kadın kadına bir tiyatro kurup, bunu ayakta tutmanın zorlukları oldu mu? Ya da avantajını gördüğünüz oldu mu?

Z.A: Maddi sıkıntı zaten en büyük zorluk. Onun dışında şuan büyük bir zorlukla karşılaşmadık çünkü birbirimize sırtımıza dayadık. İki kadın olarak buna sarıldık. İkimiz de daha önce karşılaştığımız mobbingi, haksızlığı yaşamıyoruz en önemlisi. İkimiz de çok çalışıyoruz. Hiç olmaması gerek ama sanat alanında çok ciddi bir emek sömürüsü var. Biz, bize yapılanları yapmayalım diye varız. Tiyatro ile ilgilenen, okuyan herkese kapımız açık.

A.A: Şu ana dek çoğunlukla güzel şeylerle karşılaştık. Fakat oyunculuk serüveni içerisinde karşılaştığımız yalanlar, sözlü taciz, sizin üzerinizden ego tatmini sağlayanlar… Bunun yanında Suna Yıldızoğlu, Yusuf Atala, Ortans Kıvanç gibi çok çok iyi insan, hocalarla da çalıştım tabi.

Son olarak sözünüz nedir?

Z.A: Biz elimizi bir taşın altına koyduk. Bize her şey sürpriz olacak. Kadınlar oyundan çıkınca bir düşünsünler, “bu iki kadın neden böyle bir şey yapmışlar” diye. İlk etapta bizim kazanımımız bu olur. Keza erkekler için de. Tek amacımız tiyatro yapmak değil. Neden oyuncuyuz çünkü ilk önce ben bunu yapmayı seviyorum ama onun dışında bir şeyler aktarmak istiyorum. Sanat toplum için yani.

A.A: Biz kadınlardan destek bekliyoruz çünkü biz gerçekten iyi bir şey yapmak istediğimize inanıyoruz. Maddi destekten bahsetmiyorum manevi olarak. He bunun yanı sıra eğer maddi kazancımız olursa kendi çapımızda, Laloba olarak da ihtiyacı olan kadınlara yardım etmek de istiyoruz.

Ayrıca biz bu oyunu siyasi ayrım vs. gözetmeksizin tüm kadınlara oynamak istiyoruz. Mesela belediyeler ve kadın dernekleri ile iletişime geçmeye çalışıyoruz ancak derneklerden henüz bir dönüş olmadı. Biz kadınlara bunu ücretsiz olarak da oynamak istiyoruz. Yeter ki kadınlara ulaşabilelim. Zamanla imkanımız oldukça çocuk esirgeme kurumlarında, kadın sığınma evlerinde, huzur evlerinde de oynamak istiyoruz.


‘Aklı Olan Delirsin’, 25 Ekim Cuma günü Öykü Sahne’de saat 20:30’da sahnelenecek. Biletler gişeden ve irtibat numarasından (0551 965 02 96) temin edilebilir.
Previous post
Murat Belge: Bir demokrasi kurmalıyız
Next post
İBB, Haydarpaşa ve Sirkeci garları ihalesinden elendi; İmamoğlu'ndan açıklama