Ana SayfaGüncelKürdün ‘cumhuriyet bayramı’ – İbrahim Aslan

Kürdün ‘cumhuriyet bayramı’ – İbrahim Aslan


İbrahim Aslan


Son yıllarda Türkiye Cumhuriyeti ve onu yöneten siyasi akıl, yaptığı işleri simgesel tarihler üzerinde inşa etme gayreti içerisinde. AKP’nin Cumhuriyet’in kuruluşunun 100’üncü yılı olarak hedeflediği 2023, yine Malazgirt Savaşı’nın yıldönümü olan 1071’i refere ederek 2071 yılı hedefleri, AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan başta olmak üzere iktidar sözcüleri tarafından sık sık dile getiriliyor.

Bu projeler tutar mı tutmaz mı zaman gösterecek ancak her ulus devlet gibi, Türkiye’nin egemenleri de kendince bir tarih kurguluyor ve geleceğe ilişkin projelerinde de bu tarihi pekiştirecek bir siyasal hat izliyorlar.

Özellikle 15 Temmuz darbe girişimi sonrası, Yenikapı’da bir araya gelen devlet aklı, özü itibariyle yüzyıllık İttihat Terakkici ‘Eski Kapı’ aklıyla bir süreç işletiyor. İktidardaki siyasal İslamcılar, Yeni Osmanlıcılık hayalleriyle bir süreç işletirken, Kemalist/ulusalcılar ise, Misak-i Milli sınırları meselesi üzerinden siyasal İslamcılarla bir ortaklık kurdu. (Tabi bu iki kliğin asıl sahipleri olan ABD/NATO ile Rusya emperyalistlerini unutmayalım…) Bu ortaklık sonucunda ise, tekbir ve mehter marşlarıyla fetihler gerçekleştiriyorlar kendince.

Bu devlet aklını bir araya getiren temel mesele ise Kürt sorunu üzerinde şekilleniyor. Aralarında iktidar noktasında birçok sorun olsa da, Türkiye’nin egemenleri Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana Kürtler söz konusu olduğunda bu sorunlarını bir kenara koyarak, ‘Devletin Bekasında’ buluştular ve buluşmaya devam ediyorlar.

‘Devletin Bekası’ denilen şey ise, Kürtlerin insani ve demokratik haklarının yok edilmesi için her türlü yol ve yöntemi kullanarak, ‘Türkiye Cumhuriyeti’nin var edilmesi’ olarak karşımıza çıkıyor.

Kürdistan Federal Yönetimi’nin bağımsızlık referandumuna karşı izledikleri politika ile Kuzey Suriye/Rojava’da Kürtler başta olmak üzere bu bölge halklarının kazanımlarına karşı kalkıştıkları fetihçi anlayış, tamamen Kürt düşmanlığı üzerinden şekillenmektedir. Bu durumu tabir yerinde ise ‘sağır sultan’ dahi biliyor.

Fotoğraf: EPA

Türkiye özellikle Kuzey Suriye/Rojava’ya yönelik başlattığı saldırılar ile tüm dünyada Kürt karşıtı olduğunu, Kürtlerin en küçük bir hak dahi elde etmesi durumunda bunu tüm askeri olanakları kullanarak, emperyalist devletlere her türlü tavizi vererek ortadan kaldıracağını açık şekilde göstermiştir. Her ne kadar bunu biz ‘teröre karşıyız’ diye formüle etmeye çalışsalar da, Arap coğrafyasından okyanus ötesi ABD’ye kadar, tüm siyasetçiler, medya ve halklar bu saldırıları Kürtlere yönelik olarak kayda geçiyor.

Bu saldırılar başlatılırken de seçilen tarihlere dikkat etmek gerekiyor. Başta da belirttiğimiz gibi, bir resmi tarih yazımı Türk egemenleri tarafından pekiştirilmeye çalışılıyor. 9 Ekim’de tekbir getirip IŞİD ve El Kaideciler gibi kafa kesen ÖSO/MSO adlı gruplar ile Rojava’ya yönelik başlatılan saldırılar, PKK Lideri Abdullah Öcalan’a yönelik uluslararası komplonun 21. yılına denk getirilmesi tesadüfü değil.

Rojava Devrimi’nin ideolojik dayanağı olan Öcalan’ın, ABD’nin başını çektiği uluslararası güçler tarafından Türkiye’ye teslim edilmesinin 21’inci yılında yine emperyalist güçlerin ortaklığıyla yapılan bu saldırının tarihsel ve simgesel bir anlamı vardır. Hem Öcalan’ın ideolojik hattı hem Kuzey Suriye/Rojava’da ortaya çıkan yeni toplumsal ve siyasal yaşam yok edilmek istenmektedir. Ve bunun temeli Kürt iradesinin reddi ve inkârıdır.

Kuzey Suriye/Rojava’ya yönelik saldırıların nasıl ki tarihsel bir anlamı ve simgesel bir gerçekliği varsa, gasp edilen Kürt belediyelerine ilişkin akıl da aynı devlet aklının ürünüdür. 9 Ekim’de Kuzey Suriye/Rojava’ya yönelik başlatılan saldırılar ile dün yani 29 Ekim tarihinde Cumhuriyet’in 96’ncı yılında Cizre’nin kayyım gaspına uğraması birbirinden bağımsız ele alınamaz.

Bu uygulamaların hepsi sözde ‘terör’ bahanesiyle yapılıyor ama asıl amacının ‘terör koridorunu’ değil Kürt halkının kendi yaşam alanları üzerinde söz sahibi olmasını engellemek olduğu net bir şekilde görülüyor.

Fetihçi ve İttihat Terakkici devlet aklı, Serêkanîye’de de Cizre’de de bütünlüklü hareket ediyor. Bu aklın hareketini kolaylaştıran asıl neden ise Kürtlerin parçalı duruşu oluyor.

Emperyalistlerden aldığı destekle bütünlüklü hareket eden bu akla karşı, Kürtlerin de ulusal çıkarlarını öncelik yaparak, bölge halklarının çıkarlarını da ötelemeden bütünlüklü yanıt vermesi gerekiyor. Bunu yapmamaları durumunda Kürtler, bir yüzyılı olmasa da bir dönemi daha kaybetme riski ile yüzyüzedirler. Türkiye başta olmak üzere bölgede devletleri de bu noktada büyük bir çaba içerisindedir.

Bu haftanın tüm dünyada en temel gündemi, IŞİD’in lideri Ebubekir el Bağdadi’nin İdlib’in Türkiye’ye 5 kilometre mesafede bulunan bir köyünde, Demokratik Suriye Güçleri’nin sağladığı istihbarat sonucu ABD tarafından öldürülmesinin açıklanması oldu. Bağdadi’nin öldürülmesine ilişkin birçok açıklama/değerlendirme yapıldı ve uzun bir süre yapılmaya devam edecek.

Bağdadi’nin Türkiye’nin kontrolünde olan ve sınırın dibindeki bir köyde öldürülmesi ise üzerinde düşünülmesi gereken bir durum. İdlib bölgesi, çoğunluğu IŞİD ve El Kaide artıklarından olan HTŞ’nin toplandığı ve Türkiye’nin buradaki gruplara garantör olduğu bir bölge. Türkiye sürekli bir ‘Güvenli Bölge’den bahsederken, Bağdadi’nin öldürüldüğü belirtilen yer üzerinden ‘Güvenli Bölge’nin ya da Türk askeri üslerinin kimin güvenliğini sağladığı’ sorusunu herkesin kendisine sorması gerekiyor.

Ha Türkiye’deki egemen akıl bu sorunun es geçildiğini düşünebilir ancak tüm dünyanın yanıt aradığı ve yerinde cevaplar bulduğu soru bu soru…

Previous post
ABD Temsilciler Meclisi Türkiye’ye yaptırımı onayladı, Ankara tepkili
Next post
ABD'nin Ankara Büyükelçisi Satterfield Dışişleri'ne çağrıldı