Ana SayfaYazarlarAbdulmelik Ş. BekirOrtadoğu’da güçlenen Rusya emperyalizmi ve halklar için riskleri – Abdulmelik Ş. Bekir

Ortadoğu’da güçlenen Rusya emperyalizmi ve halklar için riskleri – Abdulmelik Ş. Bekir

Rusya, emperyal emelleri için şimdilik Ankara ve Tahran’la bir blok oluşturma arayışında. Bu bloğun başarılı olması halinde Ortadoğu halkları ABD’nin liberalizm ihraç eden emperyalizmine karşı Rusya’nın diktatörlük ihraç eden ve güçlendiren emperyalizmine düçar olacaktır. Rusya emperyalizminin bölgede hayat bulması ise halklar açısından birçok tehlike yaratacaktır…


Abdulmelik Ş. Bekir


Klasik dünya sistemi ya da diğer adıyla kapitalist modernite sisteminde belli bir güç değişimi ve kayması yaşanıyor. Mevcut güç değişim ve kaymaları hala kısa sürede hegemonya merkezinin değişimine işaret etmekten uzaktır. Gerek var olan hegemon güçler gerekse çeperde yer alan orta ölçekli ülkeler var olan merkezi güç boşluğundan maksimum düzeyde faydalanma arayışında. Elbette tüm bunlar sistemin tıkanması ve buna karşı halkların özgürlük ve adalet temelli demokrasi mücadelesinin yarattığı sarsıntının bir sonucu ve paralelinde gelişen bir süreçtir. Hegemon ülkeler hem sistem içinde kendi partnerlerine karşı hem de sistem dışı demokrasi güçlerine karşı iç içe geçmiş bir iktidar savaşı yürütmektedir. Her devletin kendi içindeki sistem dışı demokratik güçlerle mücadele düzeyi aynı zamanda ülke dışında emperyal amaçlı müdahalelerinin düzeyiyle yakından ilgilidir. Sisteme karşıt güçlerin, demokratik çevrelerin, sivil toplumun ve aynı anlama gelmek üzere demokrasi mücadelesinin zayıf olduğu ülkelerin dışarıya karşı emperyal emelleri ve saldırganlığı daha acımasız, tahripkar ve tehlikeli olmaktadır.

Basın, ifade ve inanç özgürlüğünün geliştiği, sivil toplumun örgütlü, temel hak ve özgürlüklerin gelişkin olduğu demokratik toplumlar, devletlerin saldırgan ve emperyal ihtiraslarını az da olsa frenlemektedir. Tersi ise emperyalist heves ve saldırganlığın elini rahatlatmaktadır. Zira demokratik devlet ya da devletler yoktur. Demokratik toplumlar vardır. Devletler ancak ve ancak toplumların demokratik mücadeleleri sonucu denetlenir, terbiye edilir, hak, özgürlük ve demokrasiye duyarlı hale getirilebilir. En güçlüsünden en güçsüzüne kadar tüm devletlerin temel gayesi toplumları bastırmak, denetim altına almak, çıkar ve iktidar savaşlarına payanda etmektir. Demokrasi kültürü ve mücadelesinin olmadığı toplumların milliyetçilik, ırkçılık ve mezhepçilik zehriyle manipüle edilmeleri, sömürü ve talan sisteminin emperyal amaçları doğrultusunda istismar edilmeleri daha kolay olmaktadır. Kuşkusuz manipüle edilmeyen bilinçli toplum kesimleri ise şiddet tekeliyle baskı altına alınır.

Günümüzde giderek artan sağ, popülist, ırkçı ve milliyetçi parti ve kişiliklerin adeta bir akım olarak ortaya çıkması bir yönüyle de merkezi hegemonyada yaşanan güç kayması-değişimi ve bunun yarattığı boşlukla ilgilidir. Sistemin birer dişlileri olan farklı devletlerin hiçbiri bu trendden şikayetçi olmadığı gibi aksine tüm dünyada bu ırkçı, milliyetçi ve dinci akımın hakim olmasından yanalar. Trump, Putin, Johnson, Modi, Erdoğan, Kim Jae-ryong duygu, zihin ve mantalite olarak farklı bedenlerdeki aynı kişiliklerdir. Gayet de birbirlerinin dilinden anlayan ve insanlık felaketinin çığırtkanlarıdır. İnsanlığı büyük belalara düçar edeceği aşikar olan bu ırkçılık, milliyetçilik ve mezhepçilik trendinin tek panzehri de halkların demokrasi kültürü, mirası ve süregelen mücadelesidir.

Yukarıda ifade etmeye çalıştığımız trendin en tehlikeli kişilik ve devletlerinden biri de kuşkusuz Rusya Federasyonu ve başındaki Putin olmaktadır. Kelimenin tam anlamıyla demokrasi düşmanı bir despot olan Putin’in öncülüğünde yeniden tahkim sürecine giren Rusya Federasyonu son yıllarda Arap halk ayaklanmalarını bir kaldıraç olarak kullanarak Ortadoğu’da önemli bir nüfuz ve etki elde etti. Başta ABD olmak üzere Ortadoğu’nun emperyalist güçlerden çektiği üzerine çok şey söylendi ancak Rus emperyalizminin yarattığı kıyım ve katliamlar hep gölgede kaldı. Oysa kısa süren Sovyet dönemi dışında Rus emperyalizminin Ortadoğu’da yarattığı yıkımın geri kalır yanı yoktur. Hatta yetmiş yıl ayakta kalmasına rağmen reel sosyalizmin yıkılmasının ana nedenlerinden biri de Rusya’nın bu emperyalist kültür ve karakterinin sonucudur. Yunanistan’dan tutalım İran’a, Arap ülkelerinden tutalım Latin Amerika ülkelerine kadar birçok halkın devrim hayali ve mücadelesi “Tek ülkede sosyalizmin korunması” adına ama özünde köklerini tarihin derinliklerinden alan Rusya’nın emperyalist karakterine kurban edildi.

Rusya, iç ve dış güvenlik doktrini, bölgesel ve küresel hedefleri, yönetim anlayışı olarak yayılmacılığa dayanan bir diktatörlüktür. Tarihten edindiği ve siyasal kültürünün ana karakteri haline gelen emperyalist emelleri -reel sosyalizm dönemi de dahil olmak üzere- tarihinin her döneminde hem iç politika hem de dış politikasının temel belirleyeni olageldi. Reel sosyalizmin dağılmasıyla birlikte Rus emperyalizmi kendini içerde tahkim süreci yaşadı. Putin ve Medvedev ikilisinin öncülüğünde gerçekleşen bu süreç aynı zamanda Rus halklarının var olan nispi demokratik haklarının baskılanması ve ortadan kaldırılmasıyla sonuçlandı. Rusya bugün tüm diktatörlüklerde olduğu gibi insan hakları, temel hak ve özgürlüklerin, basın, ifade ve inanç özgürlüğü, örgütlenme hakkının yasaklandığı, muhalefetin ortadan kaldırıldığı dört başı mamur bir diktatörlüktür.

İktidara geldiği günden itibaren Putin, ülke içinde yer alan özerk bölgelerin yetkilerini kısarken, sınırlarını daraltarak ortadan kaldırma yönünde merkeziyetçi bir politika izliyor. Balkanlarda ve Kafkasya’daki komşu ülkelerin iç işlerine müdahale etmekte, kendine yakın yönetimler oluşturmakta ve bunun aksine bir gelişme gördüğünde de Gürcistan ve Ukrayna’da olduğu gibi işgal ve ilhak operasyonlarından geri durmamaktadır.

Rusya emperyal serüveni sürecinde müdahale ve istila ettiği her ülkeye de bu zihniyetini taşıdı. İşgal ettiği ya da müttefik olduğu ülkelerde Rus yönetim anlayışının bir prototipini oluşturma gayesinde oldu. Arka bahçesi olarak gördüğü eski Sovyet ülkelerinin yanı sıra Irak, Suriye, Mısır, İran başta olmak üzere Ortadoğu’da ortaklık kurarken oligarşik, despotik ve diktatörel yönetimler tercih etti. Ortadoğu’daki birçok devrimci, demokratik parti ve hareketin ortağı olan diktatörler tarafından yok edilmesine ya destek verdi ya da görmezden geldi.

Ortadoğu ülkelerindeki halkların çektiği acılardan Rus emperyalizminin diktatör ve despotlara verdiği desteğin payı diğerlerinden çok daha fazladır. Hatta kendisi de bir diktatörlük olduğundan emperyalizminin yanı sıra diktatörlük ve despotizm kültürü de ihraç etti, ediyor.

Rusya Federasyonu’nun Ortadoğu’da nüfuzunun artması halklar açısından büyük bir tehlikedir. Demokrasi, hak ve özgürlük mücadelesi veren kesimler üzerinde daha fazla baskı kurulması ve şiddet yöntemleriyle yok edilmesi anlamına gelmektedir. Yüz binlerce Suriyeliyi katleden ve milyonlarcasının göç etmesine neden olan Baas diktatörlüğüne verdiği destek bunun en canlı örneğidir. Dünyanın neresinde halklara zulüm eden, anti demokratik, baskıcı, despotik, yolsuzluğa ve talana batan bir diktatör ve yönetim varsa orada Rusya ve desteği vardır. Putin şu an Rusya’da oluşturduğu anti demokratik, baskıcı ve despotik yönetim anlayışını kaos halindeki Ortadoğu ülkelerine yayma arayışını arttırmış durumda.

Putin, kendi ülkesi başta olmak üzere Balkanlar ve Kafkasya’da hinterlandı olarak gördüğü ülkelerde oluşturduğu kapalı devre despotik yönetim tarzına benzer bir diktatörlükler koalisyonunu da Ortadoğu’da oluşturmak istiyor. Arap halk ayaklanmaları sürecini bu anlamda bir kaldıraç olarak kullanıyor. Suriye’ye yerleşmesi bu sürecin en önemli adımıdır. Önümüzdeki dönemde tüm bölgeye Baas diktatörlüğüne benzer yönetimleri ihraç ve ihdas edecek merkez üs olarak tasarlanıyor. Suriye’deki politika ve uygulamaları iki ülkenin müttefiklik sınırlarının çok ötesindedir. Askeri ve ekonomik ilişkiler dışında iç ve dış güvenlik, sosyal ve kültürel politikalar doğrudan Rusya tarafından oluşturulmaktadır. Daha önemlisi bu temel politikaların önemli bir bölümü Ruslar tarafından icra ediliyor. Suriye’de hâlihazırda Rus ordusu, Rus askeri polisi olarak bilinen asayiş güçleri, istihbarat, ekonomi, sosyal ve kültürel politikaları üreten ve yürüten Rus birimleri bulunmaktadır. Yani adı konulmamış bir ilhak süreci yaşanıyor.

Rusya bu ilhak sürecini mantalite olarak kapalı devre yönetim anlayışına teşne olan İran ve Türkiye ile yapmaktadır. Ekonomik olarak ortak ölçekli bir güç olması Rusya’yı buna zorlamaktadır. Rusya’nın ilhakçı politikalarından cesaret alan İran ve Türkiye de Suriye’de benzer politikalara soyunmaktadır. İran’ın ülkede askeri, istihbari, ekonomik ve sosyal yapılanmalara gitmesi, Türkiye’nin işgal ettiği bölgelere vali ataması bu ilhakçı, işgalci zihniyetin ortaklaşmasının tezahürüdür. Rusya, emperyal emelleri için şimdilik Ankara ve Tahran’la bir blok oluşturma arayışındadır. Bu bloğun başarılı olması halinde Ortadoğu halkları ABD’nin liberalizm ihraç eden emperyalizmine karşı Rusya’nın diktatörlük ihraç eden ve güçlendiren emperyalizmine düçar olacaktır.

Rusya emperyalizminin bölgede hayat bulması halklar açısından birçok tehlike yaratacaktır. Rusya’nın despotik yönetiminin demokrasi, insan hakları, özgürlükler ve ekoloji gibi bir derdi yoktur. Bunlar Rusya’nın çıkarları karşısında kolayca feda edilen değerlerdir. Kendisi gibi kapalı devre diktatörlüklerin iktidarda kalması ve yenilerinin iş başına gelmesine her türlü desteği verecektir. Bu iktidarların bekası için halkların katliamlardan geçirilmesine destek verdiği ya da görmezden geldiğinin yeni örneği Suriye’de olanlar ve Esad’a verdiği destek olsa da Çeçenistan, Kırım, Gürcistan’da yaptıkları kirli sicilinin yakın tarihteki örnekleridir. Köhnemiş, yozlaşmış, rüşvet ve yolsuzluklara batmış, despotik Arap diktatörlerine karşı halkların adalet ve özgürlük isyanı olarak başlayan Arap halk ayaklanmalarının bastırılması ve devrim yolundan saptırılmasına neden olan ülkelerin başında Rusya geliyor.

Çürümüş iktidarlara karşı Türkiye ve İran’la birlikte halk devrimlerinin yarattığı enerjiyi mezhep ve etnik çatışmalara kanalize etmede belli bir düzeyde başarı elde ettiler. Bu güçler bundan sonra da içeride talan ve sömürüye dayanan baskıcı rejimlerini sürdürmek ve dışarıda emperyal hayallerini sürdürmek amacıyla ihtiyaç duydukları halk desteğini sağlayan milliyetçi ve ırkçı zehri üreten etnik ve mezhepçi duyguları körükleyeceklerdir. Türkiye ve İran, halkların özgürlük mücadelesi yükseldikçe despotik rejimlerini korumak için Rus emperyalizmiyle daha çok ortaklaşacaktır. Mücadele zayıfladıkça da Şii-Sünni mezhepçiliği ve Türk-Fars milliyetçiliğine dayalı yayılmacı ve çatışmalı stratejilere döneceklerdir. Dolayısıyla Rusya emperyalizminin Ortadoğu’da güçlenmesi halkların özgürlük mücadelesinin bastırılması, fasit bir daireye dönüşen etnik ve mezhepçi savaşların derinleşmesi ve sürmesi demektir. Rusya yayılmacılığı demokrasinin ölümüdür. Özgürlüklerin yok edilmesi, yoksulluk, yolsuzluk, baskı ve şiddetin derinleştirilmesi demektir.

Diktatörlüklerde müteşekkil bu bloğun halkların adalet ve özgürlük talepleri karşısında ayakta kalması elbette eşyanın tabiatına aykırı bir durum olur. Tarih halkların demokrasi ve özgürlük mücadelesinin önünde sonunda galebe çaldığı örnekleriyle doludur. Nitekim on yılı geride bırakan Arap halk ayaklanmaları diktatörlüklerin tüm baskılarına rağmen sinmiyor, sindirilemiyor. Emperyal güçler ve işbirlikçi ortakları tarafından Tunus’ta, Mısır’da, Suriye’de, Irak’ta bertaraf edildiği düşünülen halklar oluşturulan kukla rejimlere karşı tekrar tekrar sokaklara dökülmektedir. Tüm etnik ve mezhepçi yönlendirmelere rağmen ilk günkü gibi hak, özgürlük ve demokrasi taleplerini haykırmaktadır. Halkların özgürlük ve demokrasi mücadelesinin zaman zaman bastırılsa ve zayıflatılsa da ortadan kaldırılmayacağı aşikardır. Halkların demokrasi ve özgürlük talebi durmayacağı ve ulus devletçilik zihniyetinin çözüm üretmeyeceği bir gerçek.

Maalesef bu gerçek, faşist rejim ve blokların halkların haklı mücadelesini uzun yıllar geciktirdiği, bu süreçte halkları katliamlardan geçirdiği, büyük acı ve yıkımlara neden olduğu gerçeğini de ortadan kaldırmıyor. Sistem dışı ve karşıtı güçlerin alternatif bir sistem ve öncülük sunmaması halkların şu anki en büyük handikabı durumundadır. ABD’nin yumuşak emperyalizmine karşı Rusya’nın diktatörlüğü bir alternatif olarak sunulabiliyor. Bölgesel statükocu diktatörlüklerin milliyetçilik ve mezhepçilik zehriyle halkların bir kısmını manipüle etmesine neden oluyor. Sistem dışı, demokratik kesimlerin her zamankinden daha fazla Batının yumuşak emperyalizmine karşı Doğunun diktatörel emperyalizminin bir seçenek ve çözüm olmadığını aksine daha büyük bir felaket olduğunu daha fazla anlatmaya ve halka demokratik bir alternatif sunmaya ihtiyacı vardır.

İşgalci, sömürgeci, talancı, despotik iktidarların elinde devlet mekanizması ve gücü olabilir ancak halkın yenilmez gücü de çürüyen bu sistemin karşısındadır. Hong Kong’da, Bağdat’ta, Tahran’da, Deyre Zor’da, Kabil’de, Kahire’de, Paris’te, Amed’te halkların yükselen itirazının kendini sürekli tekrarlaması sistemi temelinden sarsıyor.

Kapitalist sistemde yaşanan güç kayması ve değişimi, halkların mücadelesinin yarattığı sarsıntının sonucudur. Batının liberalizme dayalı emperyalizmi yerine Doğu’nun despotizme dayalı emperyalizminin ikamesi çözüm olmayacak, halklara büyük felaketler yaşatma ve zaman kaybettirmenin ötesinde sonuç üretmeyecektir. Alternatif güçlerin, emperyal güçlerin strateji ve hamleleri üzerine tartışması, onların çizdiği sınırların içinde kalması halklara bir şey kazandırmayacaktır. Bu anlamda ABD’nin, Rusya’nın, Çin’in, Türkiye ya da İran’ın birbirine karşı siyasi, askeri ve ekonomik hamlelerinin analiz edilmesinin elbette bir kıymeti vardır ancak esas olan sistemin çizdiği sınırların dışına çıkarak emperyalizmin her türünü teşhir etme ve buna karşı halkların ortak mücadelesini gündemleştirmektir. Özellikle milyonlarca sosyalistin canına mal olan sosyalizmi emperyal karakterine kurban eden Rusya emperyalizmini ve yaratacağı tehlikeleri teşhir etmek her zamankinden daha önemli. Zira zamanın ruhu halkların özgürlük şafağına işaret ediyor ve kaçınılmaz kılıyor.

Previous post
Aylardır süren Hong Kong eylemlerine kısa bir bakış - Evrim Şaşmaz
Next post
Şüpheli ölüm: Kocaeli’de 9 yaşındaki Suriyeli çocuk 'intihar etti'