Ana SayfaKitapFurûğ Ferruhzâd’ın bütün şiirleri: “Kuş Ölümlüdür Sen Uçmayı Hatırla”

Furûğ Ferruhzâd’ın bütün şiirleri: “Kuş Ölümlüdür Sen Uçmayı Hatırla”

HABER MERKEZİ – Furûğ Ferruhzâd’ın bütün şiirleri “Kuş Ölümlüdür Sen Uçmayı Hatırla” başlıklı kitapta toplandı. Ayrıntı Yayınları’ndan çıkan kitabı Farsçadan Türkçeleştiren isim Levent Çeviker.

“Ve bu benim, yalnız bir kadın…”

Fars edebiyatının önemli şairlerinden Furûğ Ferruhzâd’ın bütün şiirleri tek kitapta toplandı.

Ayrıntı Yayınları’ndan “Kuş Ölümlüdür Sen Uçmayı Hatırla” başlığı altında toplanan yazarın şiirlerini Levent Çeviker Farsçadan Türkçeye çevirdi.

Çeviker kitabın çevirisine dair notunda Furûğ Ferruhzâd ve şiirinin Türkçeye aktarılırken ‘son derece romantikleştirildiğini’, şairin portresinin de neredeyse ‘kaderin sillesini yemiş çaresiz, acılı bir anneye’ indirgendiğini söylüyor.

Şairin yaşam karşısındaki katı ve idealist duruşunun özenle vurgulanmadığını belirten Çeviker, “Oysa çok iyi bilinmektedir ki Furûğ, yaşamda da şiirde de ne yapmak istediğini, bu yolda yürürken nelerle karşılaşacağını çok iyi bilen direşken, oturmuş bir siyasal ve kültürel bilince sahip güçlü bir kadındı” diyor.

Yazarın şiirlerinin “İranlı genç bir kadının baskıcı ataerkil cendereden benliğini ve iradesini kurtarmak için verdiği ‘ölümüne’ mücadelenin de hikâyesi” olduğu vurgulanıyor.

Furûğ Ferruhzâd hakkında

İranlı şair Sohrâb Sepehrî, Furûğ Ferruhzâd’ı en âşıkane coşkuları hayatın aynasında ‘tefsir eden’, sevginin ‘ağaç üslûbuyla’ konuşan, ‘hiç’in sınırlarına kadar giderek ‘ışık havsalası’nın ardına çekilen, yokluğuyla ‘biz’i yalnız bırakmış büyük bir şair olarak tarif eder.

Fars edebiyatının en ünlü kadın şairi olan Furûğ, 5 Ocak 1935’te Tahran’da doğar.

İlköğretimini tamamladıktan sonra Hüsrev-i Haver Lisesi’ne gider. Klasik Fars şiiri ustalarını, özellikle Hâfız-ı Şirâzî’nin gazellerini örnek alarak kendi şiirlerini yazmaya bu yıllarda başlar.

Henüz on altı yaşındayken, kendisinden on beş yaş büyük olan akrabası Perviz Şâpur ile evlendirilir. Kısa süren bu evlilik ilişkisinden Kâmyar adında bir oğlu olur. Eşinden 1954 yılında ayrılır.

1955 yılında, genç bir kadının beklenti, pişmanlık, yalnızlık, terk edilmişlik, kuşku ve yılgınlık gibi ruh hâllerini içeren Esîr (Tutsak) yayımlanır. Aynı yılın eylül ayında, evlilik sürecindeki sıkıntılar, doğum, boşanma ve çocuğundan mahrum edilme gibi sarsıcı olayların etkisiyle geçirdiği sinir krizi sonrasında intihara teşebbüs eder.

Yaşadığı travmatik olayları daha kolay atlatabilmek için Temmuz 1956’da Avrupa seyahatine çıkar.

Tahran’a döndükten sonra aynı yıl film yapımcısı, senarist ve yönetmen İbrahim Gülistan’la tanışır. Aşk ânları, aşk üzerine düşler, âşıkların yakınmaları ve esaret duygusunu işleyen şiirlerden oluşan ikinci kitabı Dîvar (Duvar) yayımlanır.

Furûğ’un Duvar’dan iki yıl sonra çıkan üçüncü kitabı İsyan, şairin içinde bulunduğu karmaşık ruh hâlini, çevresini kuşatan duvarlarla yüzleşmiş genç bir kadının kendini tutsaklıktan kurtarma kıvancını, öfke ve cesaretini imgeleyen şiirlerden oluşuyordu.

İsyan kitabının basımı sonrasında Furûğ sinemaya yönelir. Montaj sürecinde görev aldığı, Ahvaz’daki petrol kuyusu kazısında meydana gelen bir patlamayı konu alan Bir Ateş filmi, 1962 yılında Venedik Film Festivali’nde altın madalyayla ödüllendirilir.

Bu süreçte toplumsal etkinliklerini yoğunlaştıran şair, Tebriz’deki cüzzam hastanesinde görüp hissettiklerini içtenlikli bir sinema diliyle aktaran Ev Karadır adlı belgesel filmi çeker. Furûğ’un kendi yaşamından ve şiirlerinden izler taşıyan film 1963 yılında, Batı Almanya Film Festivali’nde “En İyi Belgesel Film” ödülünü kazanır.

1963 yılında İtalyan yazar Luigi Pirandello’nun Altı Kişi Yazarını Arıyor adlı tiyatro oyununda oyuncu olarak rol alan Furûğ, yıl boyunca dönemin önde gelen edebiyat dergilerinde şiirlerini yayımlar.

1964 ilkbaharında, bu şiirleri de içeren dördüncü şiir kitabı Tevellud-i Dîger (Yeniden Doğuş) yayımlanır. Kendine özgü söyleyiş tarzının damgasını vurduğu yapıt, edebiyat çevrelerinde yoğun ilgiye konu olur.

1966 yılı ilkbaharında, film yapımcılığı ve yönetmenlik eğitimi almak üzere çalıştığı Gülistan Film şirketinin desteğiyle Londra’ya gider. Oradan Film Senaristleri Festivali’ne katılmak üzere İtalya’ya geçer ve sonrasında Tahran’a döner.

Furûğ 14 Şubat 1967’de, Tahran’da geçirdiği trafik kazasında, henüz otuz iki yaşındayken yaşama veda eder.

Ölümü edebiyat çevrelerini derinden sarsar. Ahmed Şamlu, Sohrab Sepehrî gibi önemli adlar başta olmak üzere çok sayıda yazar, genç kadın şairin kaybından duydukları üzüntüyü dile getiren şiirler, ağıtlar ve yazılar kaleme alır.

Kişisel yazgısıyla ilgili kehanet kertesinde göndermeler içeren son şiirlerini bir araya getiren İman Beyaverîm be Âgaz-ı Fasl-ı Serd (İnanalım Soğuk Mevsimin Başlangıcına) adlı son kitabı, şairin trajik ölümünden yıllar sonra, 1974’de basılır.

Furûğ, İran toplum yaşamı ve edebiyatındaki “ötekiler”in de sesi olur. Kadınların günlük yaşamda karşılaştıkları sorunları kâğıda döker.

Acı çekmeyi meşrulaştırmayı, bunun bir yazgı olarak kabul edilmesini reddeder.

Kadınlara reva görülen hapsedilmiş yaşam tasavvuruna karşı bayrak açar ve yasaklamalara, kısıtlamalara karşı durur.

Tahrip olan, kesintiye uğrayan aşklar ve parçalanmış birliktelikler, âşıklar ve mâşuklar, zalimler ile mazlumlar, kuş ile onu kafese hapsedenler onun şiirinde kendilerine geniş ölçekte yer bulur.

Efendi ya da köle, avcı ya da av, erkek ya da kadın; her biri kendi hayâl kırıklığını ve ıstırabını onun şiirinde tecrübe eder.

Bütün bu şiirsel özelliklerle birlikte şiirinin içerdiği eşitlikçi ve özgürlükçü evrensel bildiri tüm dünyada geniş yankılar yaratmış; kadınların dünya ölçeğinde seslendiremediği çeşitli arzuları içtenlikli, cesur bir dille işleyen güçlü şiiri Furûğ’u zaman içinde çağın şiir söylenlerinden biri hâline getirmiştir.

Previous post
Barbaros Şansal'a "zincirleme şekilde cumhurbaşkanına hakaret"ten dava
Next post
Yeni Star Wars üçlemesinin son filminden fragman