Ana SayfaGüncelKumi Naidoo: Karamsarlık ancak mücadelenin iyimserliğiyle yenilir

Kumi Naidoo: Karamsarlık ancak mücadelenin iyimserliğiyle yenilir

HABER MERKEZİ – Kumi Naidoo, dünya çapında hak ihlallerini araştıran Uluslararası Af Örgütü’nün genel sekreteri. 1970 ve 80’lerde Güney Afrika’da apartheid rejimine karşı savaştı, daha sonra da yoksulluğa ve hak ihlallerine karşı mücadele verdi. Bu mücadelesini hala sürdürüyor. Mücadelenin bu sembol ismi Fırat Haber Ajansı’ndan Zeynep Kuray’a konuştu. Naidoo bu mülakatında, Türkiye’deki baskıcı uygulamaları apartheid dönemine benzetirken, ‘adaletsizliklerden doğan karamsarlığın ancak mücadelenin iyimserliğiyle yenilebileceğini’ vurguluyor.


Haber: Zeynep Kuray


Güney Afrika’da 1970’ler ve 1980’lerde apartheid ile savaştıktan sonra fakirliğe karşı mücadele yürüten, insan haklarının korunması ile ilgili küresel mücadele veren Uluslararası Af Örgütü Genel Sekreteri Kumi Naidoo.

Güney Afrika’nın Durban şehrinde 1965 yılında dünyaya gelen Naidoo, apartheid rejimine karşı ilk karşı koyduğunda henüz 14 yaşında bir çocuktu.

Önce eğitim eşitsizliğine karşı mücadeleye başlayan Naidoo, o yıllarda Afrikalı çocukların maruz kaldığı ayrımcılığı, “Eğitim sisteminde siyahi çocuklara karşı bir ayrımcılık vardı; beyaz çocuklara göre bizim aldığımız eğitimin kalitesi daha düşüktü” diye özetledi.

“Güney Afrika Mandela’nın düşlediği yönetime ulaşamadı”

Apartheid rejimine karşı miting düzenlediği gerekçesiyle okuldan atılan Naidoo, mücadeleyi daha da ileriye taşıyarak aktivist oldu.

Birçok aktivistin yaşadığı baskılara kendisinin de maruz kaldığını belirten Naidoo, defalarca gözaltına alındı, polis şiddetine uğradı, tutuklandı ve bu yoğun baskılar nedeniyle de genç yaşında İngiltere’ye sürgüne gitmek zorunda kaldı.

Ancak Nelson Mandela cezaevinden çıktıktan sonra doğduğu topraklara geri dönen Naidoo, Güney Afrika’nın ilk demokratik seçim hazırlıklarının yapıldığı süreçte Mandela’nın hareketine katıldığını ve ona destek verdiğini anlattı.

Yeni hükümette görev almadığını belirten Naidoo, sivil toplumun bir parçası olarak çalışmalarına devam ettiğini söyledi.

Güney Afrika’nın Mandela’nın yıllarca düşlediği demokratik yönetim şekline ulaşamadığına işaret eden Naidoo, bunun temel iki nedeninin ise yaşanan yolsuzlukların düzeyi ve ekonomik sistemdeki eşitsizliğin geldiği nokta olduğunu dile getirdi.

“Türkiye’deki baskıcı uygulamalar apartheid dönemine benziyor”

Cumartesi Anneleri’nin 9 Kasım’daki 763’üncü hafta buluşmasından / Fotoğraf: @tnhntrhn09

Türkiye’de şu andaki yönetim şeklinin Güney Afrika’daki apartheid dönemindeki uygulamalarla benzerlikler gösterdiğine dikkat çeken Naidoo, ifade, toplanma, protesto, örgütlenme özgürlükleri üzerindeki sınırlandırmaların ve basına yönelik baskıların benzediğini vurguladı.

Protesto hakkının engellenmesini Cumartesi Anneleri üzerinden örneklendiren Naidoo, Galatasaray Meydanı’nda toplanmaları yasaklanan kayıp yakınlarının kimsenin göremeyeceği küçük ve dar bir alana hapsedilmeye çalışıldığını hatırlattı.

Örgütlenme özgürlüğü önündeki kısıtlamalar konusunda da sivil toplum örgütleri üzerindeki baskıyı referans gösteren Naidoo, birçok sivil toplum örgütünün kapatıldığını ve yöneticilerinin tutuklandığını söyledi.

“En çok Cumartesi Anneleri’nin cesaretinden etkilendim”

İstanbul’da geçirdiği süre içerisinde en çok 762. buluşmasına katıldığı Cumartesi Anneleri’nin mücadelesinden etkilenen Kumi Naidoo, nedenini şöyle açıkladı:

“Ben Cumartesi Anneleri’nin cesaretinden çok etkilendim. Adalet için verdikleri bu mücadeleyi uzun yıllardır ısrarla sürdürmelerinden çok etkilendim. Gözaltında kayıplar bizim ülkemizde de çok yaşandı. Benim en iyi arkadaşlarımdan biri olan Zandi ve aynı zamanda yoldaşlarım da polis tarafından öldürüldü. Bunun ne kadar acı bir şey olduğunu biliyorum.

“Güney Afrika’da da insanlar kaybedildi ve daha sonra Hakikat ve Uzlaşma Komisyonu kuruldu. Demin söz ettiğim ve polis tarafından öldürüldüğünde 26 yaşında bir kadın olan en iyi arkadaşım Zandi’nin de cenazesinin nerede olduğunu bilmiyorduk. Kurulan bu komisyon sayesinde onun nereye gömüldüğü ortaya çıktı.

“İşte bu noktada Cumartesi Anneleri’nin yıllardır bu mücadeleyi sürdürmesi benim için çok etkileyici oldu. Kayıp yakınlarının 762’inci buluşmadaki ‘Acımız zaman aşımına uğramaz’ sözü de beni çok etkiledi çünkü bu yaşanan acının tam da ifadesiydi.”

Cumartesi Anneleri’nden Emine Ocak’ın gözaltına alındığı an / Fotoğraf: Hayri Tunç

“Sorun sadece Kürt sorunu değil, herkesin sorunu”

Naidoo, Türkiye’de yıllar boyunca etnik kimlikleri inkar edilen, asimilasyona uğratılmak istenilen ve kimliklerine sahip çıktıkları için katledilen Kürt halkının ülke içi ve dışında uğradığı saldırıları da değerlendirdi.

Ekim ayında Suriye’ye gidip Kobani, Rakka ve Kamişlo’yu ziyaret ettiğini anlatan Naidoo, oradaki Suriyeli Kürtlerin tarihsel olarak uzun yıllardır Esad rejimine karşı kimlik mücadelesi verdiklerini söyledi.

Uluslararası Af Örgütü olarak ırkçılığın her türlüsüne karşı olduklarının altını çizen Naidoo, “Güney Afrika’da ırkçı apartheid rejiminin sona ermesiyle birlikte dünyada ırkçılığın sonlandığını düşünenler oldu ama gerçek öyle değildi” dedi ve ekledi:

“Kimlik temelli mücadeleler hala devam ediyor ve Kürtler de bunun mücadelesini veriyor. Türkiye’de sorunun sadece Kürt sorunu değil, herkesin sorunu olduğunu düşünüyorum. Çünkü normal anlamda Ermeni de olsa, Türk de olsa, Kürt de olsa, kadın da olsa, LGBT’li de olsa kimsenin ayrımcılığa uğramaması gerekir.”

HDP’ye yönelik iktidar baskısına da tepki gösteren Naidoo, seçilmiş belediye başkanlarının yerine kayyum atanmasının, HDP milletvekillerinin tutuklanmasının çok endişe verici olduğunu kaydetti.

“Acıları sarmak için hakikat ve uzlaşma komisyonları önemli”

Eğer toplumu iyileştirmek ve yola devam edilmek isteniyorsa insanların neler yaşadığını anlamak gerektiğini vurgulayan Naidoo, bu konuda Hakikat ve Uzaklaşma Komisyonu’nun önemine dikkat çekti.

“Hükümetlerin yaraları sarabilmesi için mutlaka geçmişin acıları ve adaletsizlikleriyle yüzleşilmesi, bunların konuşulması gerekiyor. Bunun için Hakikat ve Uzlaşma komisyonları önemli.

“Kolombiya gibi ülkelerde de buna benzer süreçler yaşandı. Ben Türkiye hükümetine de bu konuda çağrıda bulunmak istiyorum; uzlaşma süreciyle alakalı bu kadar çekimser davranmasınlar çünkü insanlara geçmiş yaraların sarılabileceğini göstermek gerekir.

“Bu konuda Geçiş Dönemi Adalet Enstitüsü diye bir kuruluş var, bu gibi süreçlere yardımcı olabilirler. Uluslararası uzmanların desteğiyle mutlaka diyalog süreçlerine açık olmaları lazım.”

“Umudu her zaman korumak gerekiyor”

Kumi Naidoo Cumartesi Anneleri ile / Fotoğraf: Zeynep Kuray

Kendi deneyiminden yola çıkarak hiçbir zaman umutsuzluğa kapılmamak gerektiğinin altını çizen Naidoo, adaletsizliklerden doğan karamsarlığın ancak mücadelenin, ayağa kalkmanın, haksızlıklara karşı bir araya gelmenin iyimserliğiyle yenilebileceğini vurguladı.

Irkçı rejimlere, sömürgeciliğe, köleliğe son vermek için dünyanın birçok yerinde adalet mücadelesi verildiğini anımsatan Naidoo, bütün bu mücadelelerde önemli olanın bir araya gelmek ve mücadele ederken de aynı zamanda gülebilmek olduğunu ifade etti.

“Biz Güney Afrika’da mizah duygusunun mücadeleyi çok daha güçlendirdiğini gördük” diyen Naidoo, sözlerini şöyle noktaladı:

“İnsanlar 1994’te Mandela’nın cezaevinden çıkacağına ve herhangi bir şeyin değişeceğine inanmıyorlardı. Ama o mizah duygusu bizi güçlü tutuyordu. O yüzden umudu her zaman korumak gerekiyor. Cumartesi Anneleri mesela, yıllardır yakınlarının akıbetinin açıklanması için mücadele ediyorlar. Bu, umudu diri tutmak gerektiğinin en güzel örneği. Evet, bu uzun soluklu bir maratondur ama bir şeylerin değişeceğine inanmak gerekiyor.”

Previous post
Kılıçdaroğlu'ndan Erdoğan'a 'tavsiye': Damadı paketleyip koyacaksın kapının önüne
Next post
Tuzla'da bir fabrikada yangın: Okullar boşaltıldı