Ana SayfaYazarlarCengizhan KaptanTarihi, bugünü ve geleceği yok etme söylemi – Cengizhan Kaptan

Tarihi, bugünü ve geleceği yok etme söylemi – Cengizhan Kaptan


Cengizhan Kaptan


Tarih, bir bilimdir. Önemli de bir bilim dalıdır. Bunu anlayan ve kahramanların anlatımının tarih olarak sunulduğu dönemde, Friedrich Engels ve Karl Marx, tarihsel materyalizmi bu anlamda öne sürdüler. Onlara göre, tarih, örneğin Hegel’in sunduğu biçimde seçilmiş kahramanların yaptığı olaylardan ibaret değil, sınıf savaşımlarının tarihi idi. Kendilerinin kurduğu sistematik, tarihsel olay ve gelişimlerin analizine dayanan, toplumların yaşadığı gelişmelere dayanan ve bunların ileride doğa ve toplumu nasıl bir düzene götüreceğine dair önerilerdir.

Burada önemli husus, tarihi kahramanların değil, doğa ile, üretim ile olan ilişkileri ile, toplumların yapmasıdır. Tarih, bu anlamda bir bilimdir. Bilimsel önermeler doğru ya da yanlış olabilir. Haliyle, Marx ve Engels’in metodu da tartışılabilir. Wallerstein’in tarih perspektifi ve Andre Gunder Frank’dan yararlanılabilir; Braudel’in katkıları tartışılabilir vesaire. Hepsinin eksik yönleri olabilir; hatta olmalıdır da. İnsanın tarihi araştırma ve var olanın üzerine bir şey ekleme tarihidir de bir bakıma. Ancak, yanlışlıkları gidermenin yolu da bilimsel metodolojidir.

Tarihi, belirli ve seçilmiş kişilerin inisiyatifleri ile açıklamaya çalışmak hem tarih bilimine, hem de bilime karşı çıkan her anlayışın vardığı nokta, yani gericiliktir. Bu anlayışta siyasi iktidarı ve ideolojisinin hüküm sürmesi gayreti de yatmaktadır ve hatta gerici toplumlarda belirleyici bir etkendir. Bedelini ödeyenler de bizzat, geri bırakılan toplumlar olur.

Bu girizgahtan sonra, yaşanan her zulüm, istibdat, isyan ve benzeri olaylar hakkında ‘tarihçilerin işi bu’ demenin somut sonuçlarına gelelim:

  • Ermeniler katledilir, yerlerinden, vatanlarından sürülür. BM kararı bir takım nedenlerle olmasa da (gerçi bağlayıcı olmayan alt komisyon kararı vardır), onlarca ülke soykırım yapıldığını (evet şu ya da bu nedenle, politik saikle de) kabul eder. Türkiye’yi yönetenler ise ‘yalan’ deyip ‘tarihçilerin işi’ der. Siyasi iktidarın hem ‘yalan’ hem de ‘tarihçilerin işi’ demesinin, tarihçilere direktif olduğu gerçeğini çok iyi gösteren bir durumdur bu.
  • Dersim katliamı yapılır. İnsanlar kendilerini uçurumlardan dahi atarlar. Kendi tarihçileri ‘Kürt tedibi’ der, yani Kürtleri terbiye etme hareketi olarak görür binlerce insanın öldürülmesini ve iş tarihçilere bırakılır. Bunları o dönemin iktidarı ve heterojen, yani ilerisinin Demokrat Partisi’nin nüvelerini içeren CHP iktidarı yapsa da, CHP on yıllarca sonra Dersim’in araştırılmasının en büyük muhalifidir hala.
  • Keza, Koçgiri, Zilan, Ağrı ve diğerleri… Hep tarihçilerin işidir. Konu dahi edilmez gerçi. “Tarihçilerin işi” değil, “tarih olmuştur” yaşanan acılar.
  • Osmanlı’nın gericiliği mercek altına alınır. Yapılan eleştirilere devletin en yetkili ağzı ‘yalan’ der. “Hatalar vardır” ama bu hataları tarihçiler araştıracaktır, ona göre. Hangi tarihçiler olduğunu belirtmeye gerek var mı? Abdülhamid döneminde tavuk ambarına çevrilen donanma gemilerini Şevket Süreyya Aydemir’den okur biraz tarih araştıranlar ama bu da “tarih olmuştur” hatta “yalan”dır.

Peki, bu ‘tarihçilerin işi’nin arkasında yatan nedir?

Öncelikle “ideolojime dokunma” ruh hali vardır. Zira bütün bu olaylarda, bir yandan ideolojiyi oturtmak için ders kitaplarından yüzlerce gerçeklere dayanmayan, kişiler üzerinde kurulu bir tarih eksenli kitap ve yayın yapılırken, ihtilaf ve karşı çıkış olduğunda ‘tarihçilerin işi’ demek, tarihi başka dinamikler üzerinden inceleyen araştırmacılara bir engelleme, tehdit ve ideolojiye karşı-sorgulama geliştirilmemesi iradesi mevcuttur.

İkincisi, ve bir ülkenin demokrasi ayıbı anlamında, “üzerini küllendirme” anlayışı vardır. “Tarih olmuş artık” üzerinden “tarihe karıştı” söylemine uzanan bir politikalar vardır. Yaşanan acılar tarih olunca, artık masal işlevi görecektir bu mantığa göre. Garo Paylan’ın geçen gün “Babaannemin meselesi nasıl arkeologlara bırakılır?” çıkışında, bu geçiştirme çabasına dair bir isyan ve başkaldırı vardır.

Kısacası, Türkiye’de tarih, bir bilim olarak değil, bir propaganda aracı olarak öğretilmektedir. Afet İnan’ın binlerce kafatası ölçmesi, Mimar Sinan’ın kafatasını inceleyip Ermeni asıllı olmadığına kafatasçı bilim perspektifinde delil bulunması (ki Sinan’ın kafatası kaybolmuştur!), Ermenilere yapılan zulmün gün ışığına çıkması hep geçiştirilmeye maruz bırakılır.

Tehlike şu ki geçmişiyle yüzleşmekten özenle kaçınan bir mekanizma, bugün de Kürtler ile devletin ilişkisini “o iş, tarih oldu” noktasına getirmeye çalışacaktır. Sur, Cizre, Nusaybin’de TMMOB raporlarına göre dahi 400.000 insanın göç ettirilmesi ve yasal adım dahi atılamaması, insan hakları ihlallerinin sorgulanamaması hep yeni bir Milad oluşturma ve “tarih oldu” söylemine zemin hazırlamaktır.

Tarihi bilim olarak görebilen toplumlarda ise, şanlı devlet ve kahramanlar hikayeleri yerine yaşanan olaylar ve toplumlarda bıraktıkları izler esas alınır ki ileride daha iyi olması arzulanan toplumlarda bu tarz katliam, soykırım, ayrımcılık yaşanmasın.

Tarih analizi yol göstericidir, geçmişin yorumlarına dayanır ve provokatif sonuçlara yol açar; ne de olsa resmi ideolojinin özenle sakladıklarına karşı bir başkaldırı ve reddir tarih analizi. Hiçbir tarihçi objektif olamaz; bilimsel metodoloji de bunu söyler. Ama kahraman eksenli tarih ya da analitik tarih yapma arasındaki tercih, hem insani hem de bilimsel bir tercihtir.

Aynı zamanda, günümüzde yapılan her türlü ayrımcılık, toplumsal muhalefeti bastırma, Kürtlerin yerinden yurdundan edilmesine ses çıkarmanın da “işi tarihçilere bırakmama” gibi bir sorumluluk yükleme gerçekliği mevcuttur. Aksi takdirde, geçmişi gibi geleceği de karartılmış tarih gibi karanlık olacaktır insanların. Asıl tehlike budur.


Kaynaklar

Gazete Karınca. (8 Kasım 2019). “Paylan’dan Erdoğan’a: Babaannemin meselesi nasıl arkeologlara bırakılır?

Previous post
Serbest bırakılmıştı: Evli olduğu kadın ve çocuğuna şiddet uygulayan erkek tutuklandı
Next post
İstifaya zorlanan Morales Bolivya'dan ayrıldı, 'geri döneceğim' dedi