Ana SayfaYazarlarAbdulmelik Ş. BekirSaldırı ve eleştirilerin hedefindeki HDP’yi sahiplenmenin önemi

Saldırı ve eleştirilerin hedefindeki HDP’yi sahiplenmenin önemi


Abdulmelik Ş. Bekir


AKP-MHP iktidarının HDP’ye yönelik saldırıları boyutlanarak sürüyor. Tek adam rejimi ve parti devleti hedefleri bunu zorunlu kılıyor.

HDP, gerek dinamik toplumsal tabanı gerekse seçimler başta olmak üzere, yaptığı stratejik ve taktik hamlelerle iktidarın parti devleti projesine ölümcül darbeler vuran yegane güç. Sokakta gösterdiği direnişin yanı sıra 7 Haziran 2015 Genel ve 31 Mart 2019 yerel seçimlerinde geliştirdiği demokratik muhalefet ve hamlelerle bunu gösterdi.

Siyasal varlık olarak HDP Türkiye siyasetinde yer aldığı müddetçe tek adam rejiminin -ne kadar aşama kat ederse etsin- geleceğinin olmayacağı aşikar. Tek adam rejimi bunun farkında ve bu korkuyu iliklerine kadar hissediyor. Dolayısıyla kendi varlık sebebini HDP siyasetinin yokluğunda görüyor.

HDP Türkiye siyasetinde yer aldığı müddetçe tek adam rejiminin geleceğinin olmayacağı aşikar. Rejim bunun farkında ve bu korkuyu iliklerine kadar hissediyor.

HDP’ye yönelik saldırıların nihai hedefi partiyi tamamıyla tasfiye etme ve yapabilirse yerine hedeflediği de parti devletine biat eden bir yapıyı ikame etmek. İktidarın bu amacının hasıl olması demek Türkiye’nin parti devleti altında bugünkünden kat be kat kesif bir faşizm sürecine girmesi demektir.

HDP’nin tasfiyesi sadece bu partiyle sınırlı kalmayacaktır. MHP örneğinde oluğu gibi AKP’ye dahil olmayan tüm siyasi parti ve yapılar da tasfiye edilmiş olacaktır. Dünya örneklerinde de görüldüğü üzere parti devletinde farklı siyasi partilere yer yoktur. Saddam Hüseyin’in Irak’ı, Beşar Esad’ın Suriye’si, Ömer el Beşir’in Sudan’ı başta olmak üzere birçok Ortadoğu ülkesinin yanı sıra Asya kıtasının birçok ülkesi parti devletiyle yönetilmektedir. Adı geçen ülkelerin ortak özellikleri yolsuzluk, rüşvet, yoksulluk, işsizlik, gasp ve baskıya dayanan faşist uygulamalardır.

Türkiye’nin son birkaç yılına bakıldığında dahi despotik, tek parti devletlerinin ortak özelliklerini yansıtan uygulamaların hızla arttığı bariz bir şekilde görülüyor. Adalet, hukuk, kural ve kurumların olmadığı parti devletleri halkların herhangi bir sorununu çözemediği gibi önünde sonunda toplumsal patlama ve iç savaşlarla nihayete erer. AKP-MHP ortaklığında Türkiye bu yolda hızla ilerlemektedir.

Bu sürecinin önünün alınmasının yolu ise toplumsal muhalefetin ortaklaşmasıdır. Bunun için de demokrasiden yana siyasi partilerin toplumsal muhalefetin ortaklaşmasına öncülük etmesi gerekir. Türkiye’de toplumsal muhalefetin ortaklaşmasının önünde kimi ciddi engeller mevcuttur.

İlki, Türkiye’deki siyasi partilerin ideolojik, politik yapı ve hattıdır. Sosyalist partilerin dışında kalan partilerin tamamı İttihatçı mayadan beslenen milliyetçi bir muhtevaya sahiptir. Toplumun çıkarlarından ziyade asker ve yönetim bürokrasisinden oluşan devlete göre siyaset üreten, tutum geliştiren ve biat eden bir yapıdadırlar. Milliyetçilik ve dahi ırkçılıkla perdelendikçe iktidarın ne yaptığından ziyade ne söylediğine bakılır. Türk siyasetinde söylemin bu düzeyde milliyetçi hamaset içermesinin önemli nedenlerden biri de budur.

CHP başta olmak üzere iktidar dışındaki siyasi partilerin demokrasi ve özgürlükler ile milliyetçilik arasında tercih yapmaları gerektiğinde rahatlıkla iktidardan yana tavır almaları bu İttihatçı zihniyetle ilgilidir. Bu ideolojik hat toplumsal muhalefetin faşizm karşısında ortaklaşmasını engellediği gibi aslında daha 2015 Haziran seçimleriyle raf ömrünü tamamlayan AKP’nin ayakta kalmasının da yegane sebebidir.

Ekonomik, sosyolojik ve politik anlamda farklı nedenlere dayanan itirazlar üzerinden siyasi partilerin kapsamını aşan toplumsal muhalefetin de önemli bir kesimi siyasi partiler gibi milliyetçilik zaafından mustariptir.

Cumhuriyetin kuruluşuyla birlikte devletin resmi ideolojisinin gereği olarak topluma yedirilen, “Ya devlet başa ya kuzgun leşe” felsefesinin oluşturduğu sosyolojik bir gerçekliktir. Devlete mutlak biati güdüleyen bu felsefe, devlet adına iktidarı ele geçiren şebekeleri koruyan bir zırha dönüştüğü gibi, Türk toplumunun dirim ve mücadele dinamiklerini de önemli oranda zayıflatmıştır.

Sokağa inen, direnen ve hak arayan kesim olarak HDP ve kadın hareketi kaldı. Nitekim ikisi de faşizmin öncelikli hedefi. Bu durum iktidarın baskılarından bunalan ve çözüm yolu bulamayan toplumsal kesimlerin HDP’den beklentisini aşırı arttırdı.

Devlet adına hareket eden erke biat kültürünün bu düzeyde yaygın ve derin olması, farklı kesimlerden oluşan, farklı neden ve taleplere dayalı toplumsal muhalefetin ortaklaşmasını güç hale getirdiği gibi despotik yönetimlerin de bu farklılıklar üzerinde muhalefeti parçalama ve kendini inşa etmesine olanak tanıyor. Siyasi partilerden tutalım sivil topluma, kanaat önderlerinden tutalım da kültürel ve inançsal yapılara, iktidar erkine karşı sokakta hak arama kültürü oldukça zayıf.

AKP zihniyeti ve özellikle son yıllardaki politikaları Türk toplumunun hak arama azmini iyice bastırdı. Siyaset önemli oranda toplumsal sorunların çözüm aracı olmaktan çıkarıldı. Tek adam rejimi karşısında belli bir rol oynaması beklenen muhalefet Kürt karşıtlığı üzerinden kurgulanan milliyetçi politikalarla etkisiz hale getirildi. Hatta dokunulmazlık örneğinde görüldüğü gibi CHP başta olmak üzere iktidarın HDP’ye yönelik stratejik hamlelerine destek verildi. Baskı araçları karşısında sivil toplum örgütlerinin önemli bir bölümü ya ortalıktan çekildi ya da iktidarla karşı karşıya gelmeyeceği, siyasete değmeyen görece daha az tehlikeli ve yerel meselelere yöneldi.

Fotoğraf: Aktivist Kamera

Sokağa inen, direnen ve hak arayan kesim olarak ise HDP ve kadın hareketi kaldı. Nitekim ikisi de faşizmin öncelikli hedefi. Bu durum iktidarın baskılarından bunalan ve çözüm yolu bulamayan toplumsal kesimlerin HDP’den beklentisini aşırı arttırdı.

Ancak AKP-MHP iktidarının devletin tüm olanaklarıyla saldırdığı, muhalefetin bu saldırı kampanyasına dokunulmazlıklar konusunda olduğu gibi kimi zaman açık kimi zaman örtük destek verdiği, sivil toplumun görünmez hale geldiği bir atmosferde HDP’nin bu beklentiyi tek başına karşılamasının zorluklarını herkesin taktir etmesi gerekir. Devleti, iktidarı ve belli düzeyde muhalefetiyle hedef tahtasına oturtulan siyasi bir partiden bu düzeyde beklentinin kendisi belli bir haksızlık da içeriyor.

Toplumda oluşan beklentileri istenilen düzeyde karşılamasa da HDP yaşamın her alanında direnmiş ve büyük bedeller ödemiş ve ödüyor. Eş genel başkanları, vekilleri, belediye eş başkanları, parti meclisi üyeleri bir yana, son birkaç yıl içinde il ve ilçe eş başkanları ve örgütleri üç dört defa tutuklanmış ve yeniden örgütlendirilmek zorunda kalınmıştır. Binlerce seçilmişi, yöneticisi, üyesi, aktivisti ve sempatizanı tutuklanmıştır. Direnmeyen bir yapının bu kadar bedel vermesi mümkün olmasa gerek.

Verilen bedel tek adam rejimine karşı gösterilen direniş ve mücadelenin göstergesidir. Türkiye’de başka da herhangi bir yapı HDP’nin verdiği direnişin ve bedelin yüzde birini dahi vermemiştir. Tabir-i caizse faşizmin yarattığı karanlığa karşı bir umut, direniş ve ışık varsa, bu HDP’nin kendisidir.

Bariz gerçeklik buyken son dönemlerde HDP’ye karşı içerden ve dışardan izan ve insaf sınırlarını aşan kimi eleştiriler gelişmektedir. Eleştirilerin bir kısmı HDP’nin ideolojik, politik hattı, bir kısmı da eylemsel, taktik duruşuyla ilgilidir. Kuşkusuz siyasi bir partinin politikalarının, söylem ve eylemlerin eleştirilmesi işin doğası gereğidir. Hatta HDP gibi temelleri direniş geleneği üzerinde yükselen bileşenlerden oluşan bir parti için eleştiri ve özeleştiri, gelişmenin öncelikli dinamiğidir. Ancak bu yapılırken somut koşulların somut tahlili denilen gerçekliğin gözetilmesi önemlidir. Amiyane tabirle Sezar’ın hakkını Sezar’a verme nezaketini de göstermek gerekir.

HDP eylemsel, taktik hamleleri itibarıyla birçok yönden eleştirilebilir. Direnişi daha fazla kitlesel hale getirme, toplumsal muhalefete etkin öncülük etme, elindeki araçları daha yaratıcı kullanma gibi birçok eleştiri ve öneri getirilebilir. Gerek yapı, gerek şahsi olarak HDP’nin mevcut direnişine destek verdiğimiz, katkı sunduğumuz düzeyde eleştirilerimiz de daha anlamlı hale gelir. Ancak HDP’nin ideolojik, politik hattını ve fikriyatını hedef alan eleştirileri farklı değerlendirmek gerekir.

Eleştirilerin bir kısmı aslında faşist saldırılar karşısında yaşanan sıkışmanın yanlış hedefe yönlendirilmesinin sonucudur. Mücadele gücünün zayıflamasının yarattığı umutsuzluğun direnen güçlere yönelmesi gibi çok tehlikeli bir eğilime tekabül ediyor. Bir yanıyla, faşizme karşı kanalize edilmesi gereken enerjinin içe yönlendirilmesi ve tüketilmesidir.

Türkiye’deki rejim değişikliğini ve meriyetteki parti devleti düzenini görmezden gelen eleştirilerileri iyi niyetli olarak görmek mümkün değildir. HDP’nin saldırılar karşısında yalnızlaştığı ve zorlandığı bir gerçek. Bu tek başına HDP’nin sorunu olmadığı gibi bunun partinin ideolojik, politik hattıyla da ilgisi yoktur. Tekçi rejim uygulamaları görmezden gelinerek zorlanmayı HDP’nin ideolojik, politik hattıyla izah etmek objektif olarak tek adam rejiminin politikalarını doğru görmek, meşrulaştırmak ve destek vermektir. Tekçi rejime karşı dün olduğu gibi bugün de hem yapısı hem de geliştirdiği ve ön gördüğü politikalar itibarıyla yegane çözüm adresi HDP’dir.

Bu bağlamda eleştirilerin asıl nedenini iyi tespit etmekte fayda var. Eleştirilerin bir kısmı aslında faşist saldırılar karşısında yaşanan sıkışmanın yanlış hedefe yönlendirilmesinin sonucudur. Mücadele gücünün zayıflamasının yarattığı umutsuzluğun direnen güçlere yönelmesi gibi çok tehlikeli bir eğilime tekabül ediyor. Bir yanıyla, faşizme karşı kanalize edilmesi gereken enerjinin içe yönlendirilmesi ve tüketilmesidir.

Hangi niyetle yapılırsa yapılsın faşizmle kıran kırana bir mücadele içinde olan tek dirençli yapıyı hedef almak, faşizme karşı olan hiç kimsenin faydasına değildir. HDP’nin tasfiyesi Türkiye’de faşizmin kurumsal hale gelmesi demektir. Eksiği, gediğiyle HDP bugün girilen karanlık tünelden çıkmanın tek yoludur. HDP’nin demokrasi, ekoloji, kadın özgürlüğü, farklılıkların eşitliğini savunan ideolojik, politik hattı savunmak, sahip çıkmak faşizmin egemen olmaya çalıştığı bir dönemde daha önemli hale gelmiştir.

Previous post
HDP'li üç belediye eşbaşkanı daha tutuklandı
Next post
Kılıçdaroğlu'ndan Meclis'te "kayyum" tepkisi: İsyan etmemiz lazım