Ana SayfaManşetCezasızlığa karşı yakın tarihi hatırlamak: Sokağa çıkma yasaklarının 4. yılı

Cezasızlığa karşı yakın tarihi hatırlamak: Sokağa çıkma yasaklarının 4. yılı

HABER MERKEZİ – 2015 yılında başlatılan ve 2016’ya dek süren sokağa çıkma yasakları iki milyondan fazla insanı etkiledi. Yasaklar süresince birçok insan yaşamını yitirirken, kadın ve çocuklar özellikle hedef alındı. Bu kadınlardan kimi kapısının önünde kimi çocuklarının yanında vuruldu, oyun oynarken ya da ekmek almaya giderken öldürülen çocuklar oldu, yasak öne sürülerek yaralı halde sokak ortasında ölüme terk edilenler vardı. Sokağa çıkma yasaklarının dördüncü yılı geride kalırken, Sibel Yükler, yakın tarihimizde yaşananlara yakın plan yaptı. Devam eden cezasızlık politikasına karşı o dönem yaşananları tekrar hatırlıyoruz.


Haber: Sibel Yükler


Kürt kentlerinde 2015 yılında başlatılan sokağa çıkma yasaklarının üzerinden dört yıl geçti.

İnsan Hakları Derneği (İHD) ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) verilerine göre, 15 Ağustos 2015 ile 26 Haziran 2016 tarihleri arasında uygulanan yasaklar boyunca bin 425 insan hayatını kaybetti, 2 bin 583 insan yaralandı.

İşkence ve kötü muamele iddiasıyla TİHV’e 807 kişi başvuruda bulundu; İHD’nin tespit ettiği işkence ve kötü muamele vakası ise 6 bin 167’yi buldu.

İki milyondan fazla insanın en temel yaşam ve sağlık haklarının ihlâl edildiği yasaklarda, öğretmenlerin görev yerlerinden uzaklaştırılmasıyla eğitim hayatına da ara verildi, boşaltılan okullar karargâha çevrildi.

Yasaklar boyunca ağır silahlar kullanıldı, pek çok yerleşim yeri bombalandı, sokaklar ve evler tarandı, onlarca insan asker ve polis kurşunuyla öldürüldü.

Birçok yurttaş evlerine isabet eden kurşunlarla ya da sokakta yürürken açılan ateş sonucu hayatını kaybetti, bazıları doğrudan hedef alınarak öldürüldü.

Onlarca çocuk evinde ya da kapısının önünde oynarken vuruldu, hamile kadınlar kurşunların hedefi olarak bebekleriyle birlikte hayatını kaybetti.

Bu süreçte Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) yazılan acil tedbir başvuruları reddedildi.

Beyaz bayraklı insanlara da ateş açılan sokağa çıkma yasaklarında, onlarca insan ambulans gönderilmediği için sokak ortasında kan kaybından hayatını kaybetti, cenazeler derin dondurucularda bekletildi.

Ailelerin, yakınlarının öldürülmesi hakkında yaptığı suç duyurularına ise “çatışmalardan dolayı müdahale edemediği” gerekçe gösterilerek takipsizlik kararı verildi.

Sokağa çıkma yasaklarında hayatını kaybedenlerin failleri hakkında hiçbir işlem yapılmadı.

Peki, sokağa çıkma yasaklarına götüren süreçte neler yaşandı?

Çözüm süreci “buzdolabına”: 7 Haziran, Suruç, Ceylanpınar, Zergele

Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP), 7 Haziran 2015 seçimlerinde barajı geçmesinin ardından bir süre açıklamalardan kaçınan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 17 Temmuz 2015 tarihinde çözüm sürecinin önemli aşamalarından biri olan “Dolmabahçe Mutabakatı’nı tanımadığını” söyledi ve yaklaşık bir buçuk yıl sürecek savaş politikasının temeli atılmış oldu.

20 Temmuz 2015’te IŞİD’in, Urfa’nın Suruç ilçesindeki Amara Kültür Merkezi’ndeki gençlere dönük canlı bomba saldırısından iki gün sonra, 22 Temmuz’da Urfa’nın Ceylanpınar ilçesinde iki polis öldürüldü, devlet yetkilileri bu olayın “çözüm sürecini bitirdiğini” iddia etti.

Hemen peşi sıra, 24 Temmuz 2015 tarihinde Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) uçakları Kandil bölgesindeki sivil yerleşim yeri Zergele köyünü bombaladı.

suruç katliamı ile ilgili görsel sonucu

11 Ağustos 2015 tarihinde ise Erdoğan’ın, dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel’e Devlet Şeref Madalyası töreninde yaptığı, “Bunlar çözüm sürecini filan anlamadılar, anlamak istemediler. Öyleyse, şu anda bu buzdolabındadır” konuşmasından yalnızca birkaç gün sonra Kürt kentlerinde askerî operasyonlar düzenlendi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “çözüm sürecini buzdolabına kaldırdıklarını” söylediği açıklamasından beş gün sonra, 16 Ağustos 2015 tarihinde sokağa çıkma yasakları başlatılmış oldu.

“Oylar arttı”: 10 Ekim, Beyaz Toros tehdidi, 1 Kasım seçimleri

Kürt kentlerinde sokağa çıkma yasaklarının devam ettiği sırada 10 Ekim 2015 tarihinde IŞİD, Ankara’daki Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi’ne canlı bombalı saldırı düzenledi, 103 insan katledildi.

Dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu, katliamla ilgili yaptığı açıklamada, “Anketler geliyor. Beyanname sonrası anket yaptık, Ankara’daki terör saldırısı sonrası kamuoyunun nabzını tutuyoruz. Oylarımızda bir yükseliş trendi var. Saldırıdan sonra da yüzde 43-44 bandına doğru da bir yükselme trendi devam ediyor bizim oylarımızda” dedi.

Başbakan Davutoğlu, bu açıklamadan 10 gün sonra 20 Ekim 2015 tarihinde katıldığı Van Mitingi’ndeki konuşmasında ise, sokağa çıkma yasaklarıyla savaş koşullarına itilen Kürt halkını, 90’lı yıllarda JİTEM’in işlediği faili meçhul cinayetleri hatırlatırcasına, “AK Parti iktidardan indirilirse buralarda terör çeteleri dolaşacak, beyaz Toroslar dolaşacak” diyerek adeta tehdit etti.

Ardından 1 Kasım 2015 Genel Seçimleri yapıldı ve savaş süreci keskinleştirildi.

Savaşın cinsiyetçi yüzü: Kadınlar ve çocuklar hedef alındı

TİHV ve İHD raporlarına göre, 15 Ağustos 2015 ile 26 Haziran 2016 tarihleri arasında Diyarbakır, Şırnak, Hakkâri, Mardin, Cizre, Sur, Nusaybin, Silopi ve Yüksekova başta olmak üzere 10 kentten ve 43 ilçeden fazla yerde başlatılan yasaklar 220 günden fazla sürdü.

Bin 425 insanın hayatını kaybettiği, 2 bin 583 insanın yaralandığı ve iki milyondan fazla insanın etkilendiği yasaklarda, kadınlar ve çocuklar özellikle hedef alındı.

Kürt kentlerinde adeta savaş politikası yürüten asker ve özel harekatçıların boşaltılan evlerde iç çamaşırlarını dağıttığı, kadınların özel eşyalarını fotoğrafladığı, evlerin yatak odalarına kadın düşmanı ve aşağılayıcı yazılamalar yaptığı belgelendi.

Boşaltılan evlere giren asker ve polisler, aynı dönem sokakların duvarlarına da kadın bedeni üzerinden cinsiyetçi yazılamalar yaptı, bu yazılamaların fotoğraflarını sosyal medyada paylaştı.

Sofrasından kapısının önüne kurşunlanan kadınlar

Bu süreçte anbean haber geçen iki yayın kuruluşu Dicle Haber Ajansı (DİHA) ile Jin Haber Ajansı’nın (JINHA) haberlerine ve THİV ile İHD’nin hazırladığı raporlara göre, sokağa çıkma yasakları boyunca hayatını kaybedenlerin de büyük çoğunluğu kadınlar, çocuklar ve 60 yaşın üzerindeki kişilerdi.

Diyarbakır’ın Sur ilçesinde yasak uygulanmayan bir mahallede evlerine düşen top mermisiyle sofrasında öldürülen Melek Apaydın, Mardin’in Nusaybin ilçesinde kapısının önünde öldürülen 5 çocuk annesi Selamet Yeşilmen, Şırnak’ın Silopi ilçesinde karnından yaralanan, ancak yasak sebebiyle sokak ortasında hayatını kaybeden ve cenazesi 7 gün sokakta bekletilen Taybet İnan bu kadınlardan yalnızca birkaçı.

Evlerinin önünde oynarken vurulan ve cenazesi günlerce derin dondurucuda bekletilen 10 yaşındaki Cemile Çağırga, bombardımandan ötürü annesinin kucağından düşen, ancak hastaneye sevk edilmesine izin verilmediği için hayatını kaybeden 35 günlük Muhammed bebek ve evinin içine kurşun isabet sonucu vurulan 3 aylık Miray bebek de bu çocuklar arasında.

Cemile kapının önünde vuruldu, cenazesi dondurucu bekletildi

18 Ağustos2015 tarihinde Diyarbakır’ın Silvan ilçesinde öldürülen Hanife Durak ve 31 Ağustos’ta Şırnak’ın Silopi ilçesinde evlerinin damında uyurken vurulan Fatma Ay, sokağa çıkma yasaklarında öldürülen ilk kadınlardı.

Ancak sokağa çıkma yasaklarının aslında bir savaş politikası olduğunu çok geçmeden görülmüş oldu.

Şırnak’ın Cizre ilçesindeki ilk yasak 4-12 Eylül tarihlerinde uygulandı. Savaş politikasının korkunç yüzü, 5 Eylül 2015 günü Şırnak’ın Cizre ilçesindeki evlerinin önünde oyun oynarken vurulan 10 yaşındaki Cemile Çağırga’da kendini gösterdi.

Cemile Cağırga’nın cansız bedeni, sokağa çıkma yasağı gerekçe gösterilerek ambulans gönderilmediği için üç gün boyunca derin dondurucuda bekletildi. Milletvekillerinin devreye girmesiyle cenazesi günler sonra morga kaldırılabildi.

Keskin nişancılar aynı aileden üç kadını öldürdü

Bu şekilde öldürülenlerden biri de Meryem Süne’ydi. 9 Eylül 2015 günü Şırnak Cizre’de Yafes Mahallesi’ndeki evinin önünde oturan 53 yaşındaki 7 çocuk annesi Meryem Süne, zırhlı araçlardan açılan ateşle karnından kurşunlanarak yaralandı.

Saatlerce yaralı halde sokakta bekletilen Süne, iç kanama nedeniyle hayatını kaybetti. Aynı günlerde 10 yaşındaki Selman Ağar, 14 yaşındaki Bünyamin İrci ve 16 yaşındaki Mehmet Sait Nayici de sokak ortasında öldürüldü.

10 Eylül 2015 günü bu kez Cizre’nin Cudi Mahallesi’nde, keskin nişancı polislerin bir evi taramasıyla aynı aileden 18 yaşındaki Zeynep Taşkın, 35 yaşındaki Maşallah Edin ve 48 yaşındaki Mülkiye Geçgel öldürüldü.

Aynı tarihlerde, Diyarbakır’ın Bağlar ilçesinde evinin önünde oturan 18 yaşındaki Ruken Demir, zırhlı polis aracından açılan ateşle öldürüldü.

Ambulansa izin verilmedi, 35 günlük Muhammed öldü

Yasaklar boyunca, mahallelerdeki çatışmalarda öldürülen ya da yaralanan yurttaşlara ambulans gönderilmedi, cenazelerin ya da yaralıların sokak ortasından alınması için yakınlarına izin verilmedi. Onlardan biri de 35 günlük Muhammed Tahir Yaramış isimli bebekti.

Ambulans gönderilmediği için hayatını kaybetti. 11 Eylül 2015 günü Cizre’nin Cudi Mahallesi’nde yaşananları annesi Sosin Yalamuş, şöyle anlattı:

“Sokağa çıkma yasağı başlamış, ancak bizim haberimiz yoktu. Silahlar patladı, elektrikler kesildi. Balkonda oturuyorduk. Patlamayı duyar duymaz sipere yattık, bebeğim kucağımdan düştü. Kusmaya başladı, fenalaştı. Kusması akşama kadar devam etti. Babası 112 Acil’i aradı. Gönderilen ambulansın sokağa girmesine izin vermediler. Bizim bebeğimizi ambulansa götürmemizi de engellediler. Bir süre sonra ateşi çıktı, çaresizlikten bir şey yapamadık. Gözümüzün önünde eriyip gitti, kucağımda son nefesini verdi.”

35 günlük Muhammed’in Adli Tıp Kurumu tarafından hazırlanan otopsi raporunda, beyin kanaması geçirdiğinden dolayı hayatını kaybettiği belirtildi.

Savcılık, anne Sosin Yaramuş’un “şüpheli” sıfatı ile ifadesinin alındığı soruşturmada,“112 ekiplerinin çatışmalardan dolayı bebeğe müdahale edemediğini” ileri sürerek, takipsizlik kararı verdi.

Üç çocuk polis saldırılarında öldürüldü

Diyarbakır’ın Bismil ilçesinde 27 Eylül 2015 tarihinde, bir eve isabet eden roket saldırısı sonucu 8 yaşındaki Elif Şimşek hayatını kaybetti.

29 Eylül 2015 günü ise Halil İbrahim Oluç Parkı’nda bulunan Berat Güzel isimli çocuk, çatışmalar sonucu polis kurşunuyla öldürüldü.

3 Ekim 2015 tarihinde, Diyarbakır’ın Silvan ilçesine tanklar girdi, ambulanslar ile asker ve polislere ait araçlar dışında araç girişi yasaklandı.

Akşam saatlerinde özel harekatçıların evleri taramasıyla 10 yaşındaki Barış Çakıcı’nın bacağından vuruldu ve hastaneye kaldırılamadığı için hayatını kaybetti.

Kaymakam: Yaralılara yardım eden 70 yaşındaki teyzeyi polis vurdu

Diyarbakır’ın Silvan ilçesinde ise özel harekatçıların 5 Ekim’e kadar sürdürdüğü saldırılarda 2 Ekim günü ağır yaralanan ve hastanede tedavi altına alınan Hayriye Hüdaverdi, 6 Ekim 2015 günü hayatını kaybetti.

Dönemin Silvan Kaymakamı Murat Kütük, “70 yaşında bir teyze (Hayriye Hüdaverdi) yaralandı. Çatışma alanında yaralılara yardım ederken polis tarafından vuruluyor” dedi.

Aynı gün, Vedat ve Deniz isimlerinde, 17 yaşlarındaki iki çocuk daha hayatını kaybetti.

Diyarbakır’ın Bismil ilçesinde ise 6 Ekim 2015 günü sokağa çıkma yasağının sürdüğü sırada, 16 yaşındaki Doğan İnce, özel harekatçılar tarafından bir evin odunluğunda infaz edildi.

Helin, ekmek almaya fırına giderken vuruldu

Diyarbakır’ın Sur ilçesinde ilk sokağa çıkma yasağı, 6 Eylül 2015’te ilan edildi. 15 mahalle ve 1 caddeyi kapsayan ilk yasaklar, 30 Kasım’a kadar 5 kez ilan edildi.

12 Ekim 2015 günü, 12 yaşındaki Helin Şen isimli çocuk, aynı sokakta bulunan fırına ekmek almak için çıktığında başına kurşun isabet etmesiyle öldürüldü.

İlk olarak 6 Eylül-30 Kasım 2015 tarihinde uygulanan, ardından 2 Aralık 2015 tarihinden Mart 2016 sonuna kadar 103 gün süren Sur’daki sokağa çıkma yasakları, en uzun süreli yasak olarak tarihe geçti.

Selamet Yeşilmen, çocuklarının yanında öldürüldü

Diyarbakır’ın Silvan ilçesinde 4 Kasım 2015 tarihinde polisin açtığı ateşle öldürülen 24 yaşındaki 3 çocuk babası Engin Gezici’yi sokaktan almaya çalışan halası İsmet Gezici, açılan ateşle karnından vurularak hayatını kaybetti.

12 Kasım 2015 günü Şırnak’ın Silopi ilçesinde Fatma Yiğit, evlerine isabet eden patlayıcının infilak etmesi sonucu hayatını kaybetti.

15 Kasım 2015 tarihinde ise Mardin’in Nusaybin ilçesinde, 5 çocuk annesi 44 yaşındaki Selamet Yeşilmen, evinin kapısının önünde öldürüldü.

Cenazede konuşan abisi Hacı Daysan, kardeşinin keskin nişancılar tarafından vurulduğunu söyleyerek, “Atılan mermiler vücuda girdiğinde içeride patlayıp parçalanmış gibi olduğunu söylediler” dedi.

Otopsiye kimlik tanığı sıfatıyla katılan Hacı Daysal, “Öğrendiğim kadarıyla önceden ayağından vurulmuş, sonra çocukları yanına gelmiş. İki çocuğu yanında olduğu sırada tekrar kendisine ateş edilmiş. Hatta bu sırada çocukları da yaralanmış” dedi.

Kapı önünde oynarken kafasına kurşun sıktılar

Diyarbakır’ın Sur ilçesinde 2 Aralık 2015 tarihinde tekrar ilan edildikten sonra, 2016 Mart sonuna kadar 6 mahallede 103 gün aralıksız devam eden yasağının ilk gününde, yasaktan önce Sur’a giren ve bir daha çıkamayan 16 yaşındaki Çekvar Aliş Çubuk, polisin açtığı ateşle öldürüldü.

Mardin’in Nusaybin ilçesinde6 Aralık 2015 günü, 56 yaşındaki Nusaybin Fehime Aktı Dicle Mahallesi’ndeki evinin önünde otururken polislerin üzerine attığı bomba atar mermisiyle ağır yaralandı.

Aktı, kaldırıldığı Mardin Devlet Hastanesi’nde hayatını kaybetti. 8 Aralık 2015 günü ise Nusaybin’in Abdulkadirpaşa Mahallesi’nde oyun oynamak için kapısının önüne çıkan 15 yaşındaki Hakan Doğan, özel harekat polisleri tarafından kafasına sıkılan kurşunla öldürüldü.

Taybet İnan’ın cenazesi 7 gün sokakta bekletildi

Şırnak’ın Cizre ilçesinde 16 Aralık 2015 tarihinde,3 çocuk annesi Hediye Şen, elektriklerin kesildiği akşam saatinde Akrep’lerden açılan ateş sonucu evinin bahçesinde öldürüldü.

Hediye Şen’in öldürülmesinden üç gün sonra, hafızalardan hiç çıkmayacak bir ölüme tanıklık edildi.

19 Aralık 2015 günü, Şırnak’ın Silopi ilçesinde sokağa çıkma yasakları sürdüğü sırada Ahin Kanat isimli bir çocuk daha öldürüldü.

57 yaşındaki Taybet İnan ise askerlerin açtığı kurşunla karnından yaralandı.Yasak gerekçe gösterilerek sokak ortasından alınıp tedavi edilmesine izin verilmedi, bir süre sonra kan kaybından hayatını kaybetti.

Ailesi, Taybet İnan’ın öldürüldüğü ilk günden itibaren, Bakanlıkları ve Silopi Emniyet Müdürlüğünü defalarca bilgilendirmesine rağmen, Silopi Emniyet Müdürlüğü, “6. gününde durumdan haberdar olduk” dedi.

Vücuduna 10 kurşun isabet eden Taybet İnan’ın cenazesi, tam 7 gün sokak ortasında bekletildi.

Bir haftanın sonunda verilen izinle İnan’ın cenazesini almaya giden eşi Halit İnan ile kardeşi Yusuf İnan’a da bu kez keskin nişancılar tarafından ateş açıldı.

Eşi Halit İnan yaralandı, Yusuf inan ise hayatını kaybetti. 7 gün sokakta, 18 gün morgda kalan Taybet İnan’ın cenazesi, 8 kişi tarafından sessiz bir şekilde defnedildi. 9 çocuğu ve eşinin cenazeye katılmasına izin verilmedi.

Aynı gün 7 cenaze: Anne karnındaki bebek öldürüldü

20 Aralık 2015 günü ise Şırnak’ın Cizre ilçesinde, özel harekât timleri tarafından açılan ateşte 7 aylık hamile Güler Yanalak, karnına isabet eden kurşun nedeniyle ağır yaralandı.

Cizre Devlet Hastanesi’nde tedavi altına alınan Yanalak’ın bebeği kurtarılamadı. Aynı gün Şırnak’ın Silopi ilçesindeki Cudi Mahallesi’nde evinin damına çıkan 9 çocuk annesi 40 yaşındaki Ayşe Buruntekin, özel harekat polislerinin açtığı ateşle öldürüldü.

Yine aynı gün, Şırnak’ın Cizre ilçesindeki Cudi Mahallesi’nde yaşayan 40 yaşındaki Zeynep Yılmaz, polisin açtığı ateşle başından vurularak öldürüldü.

Mardin’in Nusaybin ilçesinde ise Gırnavas Mahallesi’nde yaşayan 4 çocuk annesi Emire Gök, evinin bahçesine isabet eden kurşunlar sonucu başından vuruldu, 35 yaşındaki Cahide Çakal ise şarapnel parçasının isabet etmesiyle hayatını kaybetti.

Şırnak Cizre’de ise Azime Aşan, vücuduna isabet eden kurşunla öldürüldü, 77 yaşındaki Amine Duman ise patlamanın ardından kalp krizi geçirerek hayatını kaybetti, cenazesi iki gün kaldırılamadı.

3 aylık Miray evinde öldürüldü, beyaz bayraklı dedesi vuruldu

24 Aralık 2015 günü Mardin’in Dargeçit ilçesi Saray Mahallesi’nde, bir eve düzenlenen saldırıda aynı aileden 34 yaşındaki Sabahat Kılınç’ın, 50 yaşındaki Fatma Kılınç ve 35 yaşındaki Selamet Kılıç öldürüldü.

25 Aralık 2015 tarihinde 3 aylık Miray bebek, keskin nişancıların evlerine ateş etmesiyle vuruldu.

Halasının kucağındayken vurulan Miray bebeği, dedesi Ramazan İnce ve akrabası Rukiye İnce beyaz bayrakla hastaneye taşımaya çalıştı. Ancak Akrep’ten açılan ateşle Miray bebek ve dedesi Ramazan İnce öldürüldü, Rukiye İnce ağır yaralandı.

Miray bebeğin evin içinde vurulmasıyla hemen geri içeri girdiklerini ve bebeğin öldüğünü düşünerek bir odaya koyduklarını söyleyen babası, “İlk olarak 112 acil servisi aradık. Onlar bize 155’i aramamızı ve eğer güvenlikleri sağlanırsa geleceklerini söyledi. Bunun üzerine polisi aradık. Onlar da bize ‘İki erkek ve bir kadın beyaz bayrakla dışarı çıkıp ambulansa gidebilirler’ dedi. Polis ekiplerinin izin vermesi üzerine babam Ramazan İnce ve yengem Rukiye İnce bebeği alarak dışarı çıktı. Evden 200 metre uzaklaştıktan sonra bu kez aynı tepedeki Akrepten ateş açtılar. Açılan ateşle Miray bebekle beraber, babam ve yengem de vuruldu” dedi.

Beyaz bayraklı aileye ateş açıldı

Şırnak’ın Cizre ilçesinde 28 Aralık 2015 günü, Kumru Işık kurşunlanarak öldürülürken, ertesi gün yine Cizre’de Zeynep Demir isimli kadın, bombardıman nedeniyle kalp krizi geçirerek öldü.

Yine aynı gün Cizre’de, 55 yaşındaki Bese Ziriğ vurularak öldürüldü.

31 Aralık 2015 günü ise Şırnak’ın Cizre ilçesi Yafes Mahallesi’ndeki akrabasının evinde saldırılardan dolayı yer değiştiremedikleri için günlerce mahsur kalan 8 çocuk annesi Hediye Erden, tanklardan yapılan top atışının evine isabet etmesiyle hayatını kaybetti.

Diyarbakır’ın Sur ilçesinde 3 Ocak 2016 tarihinde, yasak uygulanmayan bir mahallede Melek Apaydın isimli kadın, evlerine düşen top mermisi nedeniyle hayatını kaybetti. Sokağa çıkma yasağı kapsamında olmayan İskender Paşa Mahallesi’ndeki evinde vurulan Melek Apaydın’ın, o sırada sofrasında olduğu ve üşümemek için battaniyeye sarıldığı öğrenildi.

Şırnak’ın Silopi ilçesinde 4 Ocak 2016 tarihinde ise DBP Parti Meclisi üyesi Seve Demir, Silopi Halk Meclisi Eşbaşkanı Pakize Nayır ve Özgür Kadın Komitesi (KJA) üyesi aktivist Fatma Uyar, kimliği belirlenemeyen bir erkekle birlikte vurularak öldürüldü.

Ertesi gün açıklama yapan DBP Silopi İlçe Eş Başkanı Gülşen Özden, kadınların kendisini arayarak “Yetişin, vurulduk! Kan kaybediyoruz, çabuk olun, 10 dakikaya kadar yetişmezseniz, hepimiz öleceğiz” dediğini söyledi.

Dönemin HDP Şırnak milletvekili Leyla Birlik ise, “Erkeğin ve kadın arkadaşlarımızdan birinin yüzü tanınmayacak derecede tahrip edilmişti. Arkadaşlarımızın da tıpkı Hacı Birlik gibi yaralıyken infaz edildiklerini düşünüyorum. Çünkü telefonla yardım istediklerinde Seve’nin yaralı olduğu söyleniyor. Ancak Seve’nin bacağında da yara vardı, başından çok büyük bir darbe almıştı” dedi.

seve demir pakize ile ilgili görsel sonucu

Şırnak’ın Cizre ilçesinde 6 Ocak 2016 günü, Cudi Mahallesi’ndeki yoğun tank atışları nedeniyle evlerinden çıkmak zorunda kalarak mahalleden beyaz bayraklarla ayrılmaya çalışan Goran ailesinin üzerine özel harekat polisleri tarafından ateş açıldı.

Saldırıda, 12 yaşındaki Bişeng Goran başına isabet eden kurşunla ağır yaralandı. Ailesi tarafından Cizre Devlet Hastanesi’ne kaldırılan çocuk hayatını kaybetti.

Rozerin’in cenazesi 6 ay sonra defnedilebildi

Diyarbakır’ın Sur ilçesinde 8 Ocak 2016 günü, 16 yaşındaki Rozerin Çukur, Fatihpaşa Mahallesi’ndeki Süleyman Nazif İlkokulu yakınlarında öldürüldü.

Ailesi, cenazeleri bulunamayan diğer ailelerle, Dicle Fırat Kültür Merkezi’nde nöbete başladı. Cenazeler, ancak mayıs ayında ilçeden çıkarıldı.

Ailesinin kan örneği vermesiyle İstanbul Adli Tıp Kurumu’ndan DNA sonuçlarının eşleşmesi beklendi. Yaklaşık 6 ay cenazesi Sur’da bekletilen 16 Rozerin Çukur’un cenazesi, haziran ayında defnedilebildi.

Şırnak’ın Cizre ilçesinde 14 Ocak 2016 günü, tank atışı sırasında bir eve top mermisinin isabet etmesi sonucu 3 çocuk yaralandı.

Yaralı çocuklardan 12 yaşındaki Yusuf Akalın, kaldırıldığı Cizre Devlet Hastanesi’nde, kuzeni 10 yaşındaki Büşra Akalın da tedavi gördüğü Mardin Devlet Hastanesi’nde hayatını kaybetti.

Ambulans gönderilmedi, 7 aylık hamile Zerin Uca öldü

Sokağa çıkma yasağının sürdüğü Şırnak’ın Cizre ilçesinde 6 Şubat 2016 günü, kalp krizi geçiren 7 aylık hamile Zerin Uca, ambulansın 1,5 saat geç gelmesi nedeniyle karnındaki bebekle birlikte hayatını kaybetti.

Uca’nın ailesinin ambulansa geç geldiği için tepki göstermesi üzerine sağlıkçılar aileye, “Polis arama noktalarında tuttu, o yüzden geç kaldık” diye yanıt verdi.

20 Şubat 2016 günü ise, Diyarbakır Sur’da devam eden sokağa çıkma yasağının 81. gününde, Sur’da mahsur kalan yurttaşlardan 6 kişi, ambulansla alınarak hastaneye kaldırıldı. Ancak aralarında bulunan 55 yaşındaki Fatma Ateş’in yaralı olduğu öğrenildi.

Dicle Haber Ajansı ve Jin Haber Ajansı’nın hastane yetkililerine dayandırdığı habere göre, Fatma Ateş’in ayağına şarapnel parçası ve göğsüne kurşun isabet ettiği belirtildi. Ateş, iç kanamadan dolayı hastanede hayatını kaybetti.

İdil’de bir haftada 8 çocuk öldürüldü

Şırnak’ın İdil ilçesinde ise 3 Mart-9 Mart 2016 tarihlerinde ilan edilen sokağa çıkma yasakları sırasında 7 günde 8 çocuk öldürüldü.

3 Mart 2016 günü 17 yaşındaki Mazlum Kapalıgöz ve 16 yaşındaki Orhan Abay’ın cenazeleri Turgut Özal Mahallesi’nde bulundu.

7 Mart 2016 günü devam eden yasak sırasında Dirsekli köyü ile Kuyulu köyü arasında 15 yaşındaki Sevilay Yıldız ve 13 yaşındaki Fatma Eraslan’ın cenazeleri bulundu.

8 Mart 2016 günü, 17 yaşındaki Hüseyin Dayan vurularak öldürüldü.

9 Mart 2016 günü ise sokağa çıkma yasağı sırasında yıkılan bir binanın enkazından 15 yaşındaki Mete Ağır, 15 yaşındaki Ahmet Varlı ve 14 yaşındaki Ramazan Gümüş’ün cenazeleri çıkarıldı.

Oyun oynayan çocukları patlayan cisimler öldürdü

Şırnak’ın Cizre ilçesindeki Cudi Mahallesi’nde 31 Mart 2016 günü, boş bir arazide yerde buldukları cismin patlamasıyla yaralanan 4 yaşındaki Harun Çağlı ve 6 yaşındaki Ayşenur Geçit, Cizre Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı. Durumu ağır olan çocuklar, ambulanslarla Batman Özel Dünya Hastanesi’ne sevk edildi. Harun Çağlı yolda, ağır yaralı Ayşenur Geçit ise kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti.

Şırnak’ın Silopi ilçesinde ise 4 Nisan 2016 akşamı ilan edilen sokağa çıkma yasağında, Barbaros Mahallesi’nde 6 Nisan 2016 günü, bir eve top mermisinin isabet etmesiyle 70 yaşındaki Zülfiye Şalk ve 2 yaşındaki Esra Şalk hayatını kaybetti.

Aynı gün Başak Mahallesi’ndeki evlerinde otururken, Behiye Erener ve 4 kişiyle birlikte, balkonunda oyun oynayan 14 yaşındaki Rahime Sanır açılan ateş sonucu vurularak öldürüldü.

Şırnak’ın İdil ilçesinde ise 14 Nisan 2016 günü, evinin önünde oynadığı sırada bulduğu cismin patlaması sonucu 4 yaşındaki Hidayet Tek hayatını kaybetti. Silopi ilçesi Celali Deresi mevkiinde 15 Mayıs 2016 günü, bir cismin patlaması sonucunda ise 10 yaşındaki Enes Erdem hayatını kaybetti.

“Bosna’nın ötesinde” bir katliam: Cizre bodrumları

Kürt kentlerinde sokağa çıkma yasaklarında uygulanan savaş politikası, Şırnak’ın Cizre ilçesindeki ikinci yasaklarda adeta ‘katliama’ dönüştü.

İlk olarak 4-12 Eylül tarihlerinde uygulanan yasaklar, Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) 13 Aralık 2015 tarihinde öğretmenlerin hizmet içi eğitim seminerine alındığı belirtilerek, “Öğretmenlerimiz seminerlerini memleketlerinde alabilir” şeklinde gönderdiği yazılı mesajdan sonra, yeniden başlatıldı.

İkinci kez 14 Aralık 2015 tarihinde başlatılan Cizre’deki sokağa çıkma yasakları, 2 Mart’tan sonra 28 Mart 2016 tarihine kadar aralıklarla sürdürüldü.

Yasaklar başladığından beri tanklar ve toplarla yerle bir edilen Cizre’de, 200’ü aşkın insan hayatını kaybetti.

Bu sürede AİHM’e acil tedbir başvurularında bulunuldu. AİHM bazı başvuruları reddederken, aldığı acil tedbir kararları ise uygulanmadı.

Yasaklar sürerken, Ocak 2016 tarihinde Cizre’nin dört mahallesindeki bodrum katlara sığınan insanlar günlerce aç susuz bekletildi, bodrumlar kurşunlandı, yaralılar cenazelerle birlikte bodrumlarda mahsur kaldı.

HDP’nin Meclis’teki grup salonunda 1 Şubat 2016 tarihinde yaptığı basın açıklamasında, Cizre’de bir apartmanın bodrum katında mahsur kalan yaralıların kurtarılamadığı ve 48 saattir kendilerinden bir haber alamadıkları belirtildi.

Vekiller, bazı yaralılarla telefonla görüştükleri belirterek, bodrumda mahsur kalan Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Meclis üyesi Mehmet Yavuzel’e ait 4 ayrı ses kaydını dinletti. Ses kayıtları dinletilen Yavuzel, enkaz altında olduklarını bildirdi.

AİHM, 2 Şubat 2016 tarihinde bodrum katında bekleyen yaralılarla ilgili tedbir talebini reddetti.

Başvuru yapan avukatlardan Ramazan Demir, AİHM’in kararının “kendi devletinizle çözün” anlamına geldiğini söyledi.

Dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu ise Cizre’de AİHM’in tedbir kararı aldığı Cihan Karaman ve 7 kişinin hayatını kaybettiği, 21 kişinin de yaralı olduğu bodrum katında hiç yaralı olmayabileceğini iddia etti.

Mehmet Tunç: “Teslim olun yoksa hepinizi yakacağız” dediler

Bodrumlarda mahsur kalanlardan Cizre Halk Meclisi Eşbaşkanı Mehmet Tunç, Dicle Haber Ajansı ile MedNuçe, Özgür Gün TV, İMC TV gibi dönemin televizyon kanallarına ara ara telefonla bağlanarak, bodrumlardaki gelişmeleri haber verdi.

27 Ocak 2016 tarihinde televizyona bağlanan Tunç, daha önce 9 kişinin yanarak öldüğünü, çocukların ve ağır yaralıların olduğunu hatırlatarak, “Şu an ölümü bekliyoruz” dedi.

4 Şubat 2016 tarihinde Özgür Gün TV’ye bağlanan Tunç, bulundukları yere duman sızdığını söyleyerek, Cizre’de “ikinci bir Madımak Katliamı yaşanacağını” belirtti.

5 Şubat 2016 tarihinde ise MedNuçe televizyonuna bağlanan Tunç, kimyasal silahlar ya da lav tipi yanıcı silahlar kullanıldığını söyleyerek, “Birleşmiş Milletlere, var olan insanlığa sesleniyorum bunlar üzerinde mutlaka bir inceleme yapılması gerekiyor. Bu insanların hangi silahlarla öldürüldüğüne, hangi silahlarla katledildiğine bakılsın. Ben bunun yangınla olduğunu tahmin etmiyorum. Yangın küçüktü,doğru, yangın eve sıçradı ama yangını söndürürken aniden bir alev topuna dönüştü içerde. Bu bir silahtı ve insanların yandığını gördük içerde” dedi.

Mehmet Tunç, 7 Şubat 2016 günü son kez bağlandığı MedNuçe televizyonunda, devletin Cizre’de bir katliam girişimi hazırlığında olduğunu vurguladı.

Bombardıman seslerinin de duyulduğu konuşmada Tunç, “Biliyorum belki yaklaşıyorlar. Yavaş yavaş infaz etme riski de var. Çünkü adamlar dün de geldi ve ‘Teslim olun yoksa hepinizi yakacağız. Hepinizi içerde boğduracağız’ tehditleri yaptı. AKP hükümetinin niyetini, valiliğin niyetini, İçişleri Bakanlığı’nın niyetini bilmiyorum. Ama şu anda Cizre’de bir vahşet uygulanıyor, Cizre’de bir katliam uygulanıyor” diye seslendi.

TRT gece yarısı son dakika haberi geçti

7 Şubat 2016 tarihinde ise TRT Haber gece saatlerinde‘son dakika’ başlığıyla, askerlerin Cizre’deki bir bodrum katına girerek “operasyon düzenlediği” ve 60 kişinin öldürüldüğü yönünde haber geçti.

TRT Haber’in internet sitesinde de yer alan bu haber, daha sonra yayından kaldırıldı.

Cumhuriyet gazetesinde yer alan habere göre ise “operasyonun Cizre Bostancı Sokak 23 numaraya akşam 17.00 – 19.00 saatleri arasında düzenlendiği” iddia edildi.

Şırnak Valiliği, 8 Şubat 2016 tarihinde basın açıklaması yayımlarken, aynı gün dönemin HDP Cizre Milletvekili Faysal Sarıyıldız, “Bir binada 30’a yakın kişinin yanmış halde bulundu. Bedenlerinde kurşun izi yok” dedi.

Dönemin DBP Eş Genel Başkanı Kamuran Yüksek, “İkinci ev olarak bilinen ve 60’a yakın yaralının olduğu eve giren sağlık ekipleri onlarca cenazeyi gördüklerini ilettiler bize” açıklamasında bulundu.

Fincancı: Bunu yapan devlet, bu bir soykırım girişimi

Bodrumlarda mahsur kalanların cenazelerinde kurşun izi olmaması ve cenazelerin yanmış olması, kimyasal silah kullandığına dair şüpheleri artırdı.

Ancak 3 Mart 2016 tarihinde Cizre’ye gidebilen İHD ve TİHV heyeti, gündüzleri ara verilen yasaklarda Cudi Mahallesi’ne girdikten sonra Bostancı sokak, Narin sokak ve Akdeniz sokakta bulunan vahşet bodrumlarında incelemede bulundu. Bodrumda kalanların kemiklerini ve askerî atıkları fotoğraflayan heyet, daha sonra bir açıklama yaptı.

Bodrumlarda 9-10 yaşındaki bir çocuğun çene kemiğini bulduklarını söyleyen dönemin TİHV Genel Başkanı Adli Tıp Uzmanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, “Cizre’de karşılaştığımız tablo, Bosna’nın çok ötesinde. Bosna’da ya da dünyanın herhangi bir yerinde savaşan insanlar oldu, ancak bu bodrumlarda katledilen insanların hepsi sivil. Bodrumlarda çocuklara ait kemik parçaları bulduk. Bu bir soykırım girişimidir” dedi.

Devletin bu bodrumlarda yoğun, yakıcı ve patlayıcı madde kullandığını belirten Fincancı, “Burada devletin işlediği bir suçtan bahsediyoruz. Bu topraklara başka devlet, tank top kullanmayacağına göre bunu yapan bu devlettir. Bu toplar bu devlete aittir” dedi.

BM: Canlı canlı yakıldıklarına dair raporlar var

Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Yüksek Komiseri Prince Zeid Ra’ad Zeid al-Hussein ise,“Elimizde, Türk güvenlik güçlerinin Cizre’de 100’den fazla insanı canlı canlı yaktığına dair tanık raporları var” diyerek yerinde inceleme istedi.

HDP’nin hazırladığı Cizre Raporu’nda, cenazelerin neredeyse tamamının yanmış ya da parçalandığı için tanınamaz halde olduğu belirtildi.

Rapora göre, 177 kişi bodrumlarda olmak üzere 251 insan Cizre’de hayatını kaybetti. Bunlardan biri bebek, 40’ı çocuk, 22’si ise kadındı. Hayatını kaybeden 79 kişinin kimliği ise tespit edilemedi.

Cezasızlık politikası

Sokağa çıkma yasaklarında ve Cizre bodrumlarında öldürülen binlerce insana dair yapılan hukukî başvuruların büyük çoğunluğu takipsizlik kararıyla sonuçlandı. Cezasızlık politikasına yasaklar gerekçe gösterildi.

Bodrumlarda öldürülenlerin insan hakkı ihlallerine dair AİHM’e yapılan başvurunun kabul edilmesi üzerine açılan davanın kabul edilebilirlik duruşması ise 7 Şubat 2019 tarihinde görüldü. Avukat Ramazan Demir, AİHM’in başvuruyu “Anayasa Mahkemesi (AYM) tüketilmediği” gerekçesiyle kabul edilemez bulduğunu duyurdu.

Previous post
Kayyum araştırması: Destek yok, atamalar seçmenin siyasi tercihini etkilemiyor
Next post
'Vosvos'un üretimi sonlandırıldı