Ana SayfaManşetCinayette parmağı olanlar, yargılananlar, yargılanmayanlar

Cinayette parmağı olanlar, yargılananlar, yargılanmayanlar

HABER MERKEZİ – Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’in öldürülüşünün üzerinden 13 yıl geçti. Dava yıllardır sürse de hakkıyla soruşturulmuyor çünkü cinayetle bağlantısı olan birçok isim yargılanmıyor. Peki, davada kimler yargılanıyor, yargılanması gereken ama hala yargılanmayanlar kimler? Devlet-derin devlet ikilemi davayı, davanın seyrini nasıl etkiliyor? Son duruşmada neler oldu, gelinen aşama bize ne gösteriyor? Cinayetin 13’üncü yılında dava avukatı Hakan Bakırcıoğlu’dan dinliyoruz.


Söyleşi: Marta Sömek


Hrant Dink cinayetinin üzerinden 13 yıl geçerken, cinayete giden sürecin soruşturulduğunu düşünüyor musunuz?

Avukat Hakan Bakırcıoğlu

Hrant Dink cinayeti soruşturma ve davasındaki en büyük ve en ciddi eksiklik aslında bu sürecin etkin şekilde soruşturulmamasıdır. Bu süreçte Hrant Dink’e dönük linci örgütleyenlerin bağlantılarının açığa çıkartılmaması, irtibatlarına dair derinlikli inceleme yapılmaması ve nihayetinde de lince ve cinayete giden süreci örgütleyen bu kişiler hakkında iddianame düzenlenmemesi,  Dink cinayeti soruşturması ve davasındaki en büyük ve en ciddi eksikliklerden biridir. Davayı yürüten müdahil avukatlar olarak 2007 yılından bu yana cinayete giden süreçte yaşananlarla cinayet arasında çok doğrudan bağ bulunduğunu, dolayısıyla da cinayete giden süreçte yaşananlar soruşturulmadan, cinayetin kimler tarafından ve hangi amaçla işlendiğinin tamamıyla açığa çıkartılamayacağını söylemekteydik.

Hrant Dink cinayetinde  devlet görevlilerinin yargılanmasına dönük düzenlenen iddianameler önemli. Fakat cinayete giden bu süreçte yaşananlar soruşturulmadı ve cinayete giden süreçte yaşananlar ile Dink cinayeti arasındaki bağ da kurulamadı. Dolayısıyla da bu eksiklik kaldığı müddetçe Hrant Dink cinayetinin bütün boyutlarının açığa çıkartılması mümkün olamayacaktır. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı 2015 yılı sonunda devlet görevlileri hakkında iddianame düzenlediğinde, cinayete giden süreçte yer alan kişilerin bir kısmı hakkında da kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verdi. Bu karara itiraz ettik, İstanbul Sulh Ceza Hakimliği yaptığımız itirazı reddetti.  İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı ve İstanbul Sulh Ceza Hakimliği kararları üzerine, ihlal kararı oluşturması için konuyu Anayasa Mahkemesi’ne taşıdık. Anayasa Mahkemesi tarafından bu başvurumuz reddedildi. Müdahil avukatlar olarak konuyu İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’ne taşıyacağız.

Şu an davada kimler yargılanıyor, yargılanması gereken ama hala yargılanmayanlar kimler?

Celalettin Cerrah ve Ramazan Akyürek

İstanbul İl Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah ve İstanbul İl Emniyet İstihbarat Şube Müdürü Ahmet İlhan Güler, İstihbarat Daire Başkanları Ramazan Akyürek ve Sabri Uzun, İstihbarat Daire Başkanlığı C Şube müdürü Ali Fuat Yılmazer ve yardımcıları Osman Gülbel ve Tamer Bülent Demirel, Trabzon İl Jandarma Komutanı Ali Öz, Trabzon Jandarma İstihbarat Şube Müdürü Metin Yıldız , Trabzon İl Emniyet Müdürü Reşat Altay, Trabzon İl Emniyet İstihbarat Şube müdürleri Faruk Sarı ve Engin Dinç’in de aralarında olduğu çoğunluğu devlet görevlisi 77 sanık yargılanmakta.

Hrant Dink’e yönelik linci örgütleyenler ile lince katılanlar, İstanbul Valilik görevlilerinin yanı sıra MİT İstanbul Bölge Başkanlığı ile Trabzon Bölge Başkanlığı görevlileri hakkında da iddianame düzenlenmedi.

Devlet-derin devlet ikilemi davayı, davanın seyrini nasıl etkiliyor?

Hrant Dink’in Sabiha Gökçen’in bir Ermeni yetim olduğuna dair haberi üzerine Genelkurmay Başkanlığı Hrant Dink’e dönük 22 Şubat 2004 tarihinde oldukça sert bir basın açıklaması yapmıştı. 23 Şubat tarihinde Hrant Dink İstanbul Valiliğine çağrılmış, 24 Şubat 2004 tarihinde de İstanbul Valiliği’nde MİT görevlileri ve İstanbul Vali Yardımcısının katılımı ile  bir görüşme gerçekleşmişti. 25 Şubat 2004 tarihinde Hrant Dink hakkında “Türklüğü aşağılamak” iddiasıyla suç duyurusunda bulunulmuştu ve 26 Şubat 2004 tarihinde de Agos Gazetesi önünde Levent Temiz önderliğinde bir grup tarafından eylem gerçekleştirilmişti. 2004 yılı Şubat ayı itibariyle Hrant Dink’e dönük sistematik bir saldırı başlatılmış ve bu sistematik saldırı ağırlaşarak devam etmişti.

Hrant Dink hakkında ‘Türklüğü aşağılamak’ suçlaması ile iddianame düzenlenmiş, yapılan “yargılamada” adliye binası içinde ve dışında Hrant Dink’e yönelik fiziki saldırı girişimleri yaşanmış, ”yargılama” sonucu 7 Ekim 2005 tarihinde Hrant Dink hakkında “mahkumiyet”  kararı oluşturulmuştu.  Oluşturulan bu mahkumiyet kararının bozulması Yargıtay C. Savcısı Ömer Faruk Eminağaoğlu tarafından talep edilmesine rağmen Yargıtay 9. Ceza Dairesi tarafından bu karar 1 Mayıs 2006 tarihinde onanmıştı. Bu karara 6 Haziran 2006 tarihinde itiraz edilmiş fakat Yargıtay Ceza Genel Kurulu 11 Temmuz 2006 tarihinde oy çokluğu ile itirazı reddetmişti. Bu kararlar ile birlikte linci örgütleyenler tarafından Hrant Dink’e ‘Tescilli Türk düşmanı’ denilmeye başlanmış, bu kararlar  cinayeti tasarlayan örgüt için uygun zemin oluştuğu algısını oluşturmuş ve nihayetinde de 19 Ocak 2007 tarihinde cinayet gerçekleşmişti.

Hrant Dink’e yönelik devlet görevlilerinin bilgisinde olan linç sürecinin yanı sıra, Hrant Dink cinayeti soruşturmasında, 17 Şubat 2006 tarihinde Trabzon İl Emniyet Müdürlüğü’nün, Yasin Hayal tarafından Hrant Dink’e yönelik eylem düzenleneceği ve Yasin Hayal’in eylemi gerçekleştirebilecek kapasitede olduğu bilgisini içeren bir belge  düzenlendiği ve bu bilginin İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü ile Emniyet Genel Müdürlüğü’ne iletildiği açığa çıktı.  17 Şubat 2006 tarihi cinayetten 11 ay önceki bir tarih.

Yanı sıra 2006 yılı Temmuz ayında da Trabzon İl Jandarma Komutanlığı görevlileri Yasin Hayal’in Hrant Dink’i öldürmeyi tasarladığı, İstanbul’a geldiği, evi ve Agos Gazetesi civarında ve bu iki mekan arasındaki yol güzergahında keşifler yaparak silah temin etmeye çalıştığı  ve nihayetinde de silah temin ettiği bilgilerine ulaşmışlardır.

Emniyet Müdürlükleri ve Jandarma Komutanlığı görevlilerinin bu bilgilere ayrıntılı sahip oldukları göz önüne alındığında, Milli İstihbarat Teşklilatı görevlilerinin de bu bilgilere sahip olmaması olası değil.

Dolayısı ile Hrant Dink’e yönelik saldırı, tehdit ve linç süreci ile ilgili bilgi sahibi olan devlet görevlileri,  bu hususun yanı sıra Hrant Dink’in öldürüleceğinin somut bilgisine sahip oldukları halde Hrant Dink’e yönelik cinayeti tasarlayan örgüte operasyon yapmamış ve Hrant Dink’e yönelik koruma tedbirleri almamışlardır, bu tutumları ile de Hrant Dink cinayetinin işlenmesini olanaklı bir hale getirmişlerdir.

Devletin bütün birimleri bu cinayetin işleneceği bilgisine sahip oldukları halde birlikte veya ayrı ayrı harekete geçerek bu cinayetin işlenmesinin önüne geçmemişlerdir.  Müdahil taraf olarak bizler, devlet görevlilerinin bir kısmının Dink cinayetine dair organizasyonun içerisinde olduğunu ve bir kısım devlet görevlisinin de bu cinayeti  kasıtlı şekilde engellemediklerini beyan etmekteyiz.

Sizce davaya ilgi bundan 5 ya da 10 yıl önceye göre nasıl, değişti mi ve eğer bir değişim varsa bu bize neyi gösteriyor?

Hrant Dink cinayeti işlendiğinde çok ciddi bir toplumsal tepki açığa çıktı. Cinayeti tasarlayanlar ile cinayeti icra edenlerin muazzam büyüklükteki toplumsal tepkiyi öngöremediklerinin kanaatindeyim. Hrant Dink cinayetine dair toplumsal duyarlılık hiçbir zaman sona ermedi. Elbette davanın başlarında ve sonrasında, 2005 ve 2007 yıllarında ilgi daha da yoğundu fakat 13 yılın geçmiş olması ve ülke gündeminde çok fazla meselenin tartışılıyor olması zaman içerisinde bu ilgiyi kısmen de olsa azalttı. Yıllar içerisinde toplumsal ilginin kısmen de olsa azalması, esasında hayatın olağan akışına uygun bir durum.

Peki, davada son durum ne? Öne çıkan önemli bir gelişme, bir anekdot var mı, bize aktarır mısınız?

Duruşmalarda, müdahil taraf olarak 2007 yılından bu yana beyan ettiğimiz hususları doğrulayan yeni deliller ve belgeler dava dosyasına girmekte, sanık ve tanık beyanları da müdahil taraf olarak beyan ettiğimiz hususları desteklemekte.

Müdahil taraf olarak biz, Hrant Dink cinayetinin işleneceğine dair somut bir bilgi-istihbarat olmaması durumunda dahi, salt 2004 yılında başlayan ve giderek ağırlaşan linç ve saldırıların tek başına Hrant Dink’in korunmasını beraberinde getirmesi gerektiğini ve devlet görevlilerinin koruma tedbiri almaları gerektiğini beyan etmekteydik. Linç sürecinin dışında, Hrant Dink’in öldürüleceğine dair somut bir bilgi olduğu da açığa çıktı.

Devlet Denetleme Kurulu, Başbakanlık Teftiş Kurulu, İçişleri Bakanlığı’nın Müfettişliği tarafından hazırlanan birçok raporda, 2005 yılı Aralık ve 2006 yılı Ocak ayında Orhan Pamuk’a dönük bir koruma tedbiri alındığından bahsedilmekteydi. Ve biz müdahil taraf olarak Orhan Pamuk’a dönük alınan koruma tedbirlerinin dayanağı olan belgelerin dava dosyasına istenmesini talep ettik. Dosyalar ve belgeler dava dosyasına gönderildiğinde şu açığa çıktı; Orhan Pamuk hakkında, açıklamalarından ötürü Türk Ceza Kanunu’nun 301. maddesinden açılan davanın Şişli’de yapılan duruşmasında, duruşma sonrası yaşananlardan sonra Serdar Turgut gazetesindeki köşesinde Orhan Pamuk’a dönük bir saldırı olduğunu ve devletin Orhan Pamuk’a dönük koruma tedbiri alması gerektiğini beyan eden bir yazı kaleme alındığını,  bu yazının yayımlandığı gün İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü tarafından Orhan Pamuk’a dönük koruma tedbiri süreci başlatılmış olduğu,  Orhan Pamuk’a yönelik somut bir tehdit olup olmadığının İstanbul İl Emniyet Terörle Mücadele  Şube ve İstanbul İl Emniyet İstihbarat Şube Müdürlüğü ve MİT İstanbul Bölge Başkanlığına sorulduğu ve bu üç birimin de ayrı ayrı arşivlerinde  Orhan Pamuk’a dönük somut tehdit olduğuna dair bir bilgi olmadığı, Orhan Pamuk’a yönelik tepki nedeni ile münferit sataşmalar olabileceği yanıtı verdiklerini ve  bu gerekçelerle Orhan Pamuk’a İstanbul Valiliği tarafından İl Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah’ın teklifi üzerine koruma tedbiri alındığı görüldü. Bu yazışmalar ve koruma tedbrinin alınması sürecinin  iki günde tamamlandığı da görüldü.  Orhan Pamuk hakkında koruma tedbiri alınması elbette ki doğru bir karar.

Hrant Dink’e dönük yaşanan süreç daha ağır bir süreçti, Orhan Pamuk’a dönük somut bir tehdit olmamasına rağmen, Hrant Dink’in öldürüleceğine dair yazışmalar da bulunmakta.  Orhan Pamuk’a yönelik koruma tedbiri alındığı tarihlerde ve bu tarihlerde alınmaması durumunda Hrant Dink’e yönelik eylem yapılacağı bilgisinin kayıtlara girdiği 17 Şubat 2006 tarihini izleyen tarihlerde Hrant Dink hakkında da koruma tedbiri alınmalıydı. Orhan Pamuk’a dönük yazışmalar ve alınan koruma tedbiri Hrant Dink cinayetinde devlet görevlilerinin sorumluluğunu çok açık ortaya çıkardı.

2019 Kasım’ında görülen son duruşmada neler oldu?

Son duruşma üzerinden konuşacak olursak; Ogün Samast cinayetten bir gün, 20 Ocak 2007 tarihinde Samsun’da göz altına alınmış, Samsun İl Emniyet Müdürlüğü’nde gözaltında iken elinde Türk bayrağı, arkasında “vatan toprağı kutsaldır, kadere terk edilemez” yazısının altında Jandarma ve Emniyet görevlileri ile çekilen fotoğraflar basına yansımıştı. Samsun İl Emniyet Müdürlüğü ile Samsun İl Jandarma Komutanlığı görevlileri, Ogün Samast’ı gözaltına aldıklarında, Ogün Samast’ın konuşmadığını, ismini beyan etmediğini, cinayete dair bilgi vermediğini , beyanda bulunmak için  kendisine Türk bayrağının teslim edilmesini talep ettiğini ve Türk bayrağını onu konuşturmak adına kendisine teslime ettiklerini söylemekteydiler.

ogün samast bayrak ile ilgili görsel sonucu

Duruşmada dinlenen, dönemin Samsun İl Emniyet İstihbarat Şube Müdürü, Ogün Samast’ı bizzat gözaltına alan kişilerden biri olduğunu, Ogün Samast’a ismini sorduğunda “Ogün Samast” olarak beyan ettiğini, soru sormaları üzerine  Ogün Samast’ın cinayeti kendisinin işlediğini beyan ettiğini söyledi. Biz müdahil taraf olarak Ogün Samast’ın duraksamaksızın mı ismini zikrettiğini sorduğumuzda; herhangi bir duraksama olmayarak ismini zikrettiğini söyledi. Cinayete dair soru sorulduğunda konuşmak için bayrağın kendisine verilmesi ön koşulunu ileri sürüp sürmediğini sorduğumuzda da öyle bir ön koşul ileri sürmediğini, bayrağı talep etmediğini ve doğrudan cinayeti kendisinin işlediğini beyan ettiğini söyledi. Dolayısıyla da yalnızca dönemin Samsun İl Emniyet İstihbarat Şube Müdürü’nün tanık beyanıyla da aslında Samsun İl Jandarma ve Samsun İl Emniyet Müdürlüğü görevlilerinin tamamının bu güne değin yapmış oldukları savunmanın hiçbir dayanağının olmadığını, Ogün Samast’ın ismini zikretmek ve cinayeti işlediğini beyan etmek için de bayrağı talep etmediğini ortaya koymuş oldu. Ve aslında her celsede cinayete dair bu türden önemli bilgiler açığa çıkmakta.

Previous post
Cinayete ramak kala… Pakrat Estukyan anlatıyor
Next post
Erkek şiddeti: Tahsin Yüksekova evli olduğu kadını ve annesini öldürdü