Ana SayfaKültür-SanatHemşincenin rock hali: Meluses 10 yaşında!

Hemşincenin rock hali: Meluses 10 yaşında!

HABER MERKEZİ – Kadıköy’deki The Wall Performance’ta geçtiğimiz Aralık ayında sahne alan Hemşince rock müzik grubu Meluses, 10 yaşında. “Meluses” yani “Bizim ışığımız”. 2009 yılında aynı zamanda söz yazarı da olan Mağruf Kibar ve arkadaşları tarafından kurulan grup Hemşince’nin daha fazla görünür olması adına bir umut. Arif Kara, Ata Erdem Şimşek, Gökhan Ölke’nin yer aldığı Meluses’in hikayesini ve derdini, solistler Mağruf Kibar ve Koray Çelik’ten dinliyoruz.


Söyleşi: Neğşirvan Güner


Hemşince bir rock müzik grubu kurma fikri nasıl ortaya çıktı?

Mağruf Kibar:  Artvin’in Hopa ilçesinden üniversiteyi kazanınca İstanbul’a geldim. Okula gittim ama biraz hayal kırıklığı yarattı bende. Çünkü üniversiteden farklı bir beklentim vardı. O dönem sınıftan bir arkadaş ile tanıştım. Ben gitar o da basgitar çalıyordu. Bir araya gelip evde kendimize çalıyorduk. Bir gün tekrar evde toplanıp, bir müzik grubu kursak acaba nasıl olur fikri üzerine tartıştık. Ben aynı zamanda beste yazıyordum. Bunu arkadaşıma söyledim. Hemşince olduğunu duyunca daha sıcak bakmaya başladı. Bu tartışmalar sunucu ortaya Meluses çıktı. Ama beraber Meluses‘i kurduğumuz arkadaşımız şu anda bizimle değil. Müzikte farklı bir yolda ilerlemek istedi, onun için şu anda grupta değil.

Koray Çelik: 2009’da grup kurulduktan sonra Hemşince söz ve müziği bize ait olan 7 şarkılık demo kaydı yaptık. O dönem aklımızda albüm yapma fikri yoktu. Üniversite öğrencisiydik ve sadece müzik yapmak istiyorduk. Biraz eğlenmeye, biraz bilinçlenmeye çalışıyorduk. Mağruf’un da bahsettiği Tolga arkadaşımız gruptan ayrıldı, bu süreçte Ata ve Gökhan ağabey dahil oldu. 2013 yılında TRT’de bir müzik programına çıktık. Orada seslendirdiğimiz üç şarkının kaydını 18. Roxy Müzik Yarışması’na gönderdik. Hemşince rock müzik yaparak o yıl yarışmada 2. olduk. Bize bir özgüven geldi. Aynı zamanda çok garip geldi; Hemşince müzik yapıyorsun, kemençesiz ve tulumsuz dinleniyor. Yaptığımız müziğin bir karşılığı var demek ki, dedik ve albüm sürecine girdik. Taksim’de albüm destek konseri yaptık. 700 kişi geldi. İkinci şokumuzu yaşadık diyebilirim. Çünkü beklemiyorduk. 2015 yılında da albümü kaydedip, Gladulik (Rengarenk) ismi ile çıkardık. Gladulik’te söz ve müziği bize ait olan 8 eser yer alıyor. Bunlardan 5’i Hemşince diğer 3 ise Türkçe.

“Ghadulik” albümünüz memlekette nasıl karşılık buldu?

Çelik: Çok enterasan bir durum anlatacağım. Dilin yani Hemşince’nin konuşulduğu yerde çok garip karşılanıyoruz. İnsanlar anonim eserleri hemen kabullenip sahipleniyor. Ama Mağruf yazdığı için onlara hiç alışık olmadıkları bir tını ile gidiyorsun.

Kibar: Aslında onların konuştuğu dili başka bir müzik anlayışıyla sunuyoruz. Bence biraz bu da garipsemelerinde etkili. Aynı cümleleri konuşuyorsun, söylüyorsun ama müzik altyapısı farklı olduğu için ısınamıyorlar.

Karadeniz dendiğinde müziği ve duruşu ile Kazım Koyuncu aklımıza geliyor. Sizde ve müziğinizde onun nasıl bir yeri var?

Kibar: Karadeniz’de müziğe başlayıp “Kazım Koyuncu’dan etkilenmedim” diyen birisi var ise doğru söylemiyordur. Tiyatroya başlamak isteyen birini düşünün, gidip oyunculuğun temel ilkeleri diye bir kitap alır. Karadeniz müziği yapacak birisi için de Kazım ağabey öyle. Müziğini dinlemenin dışında açıp bakacaksın. Koray, çocukluğundan beri Kazım ağabeyin hayranı, bizdeki yeri çok büyük.

Çelik: Kazım Koyuncu öldükten sonra -Türkiye’nin genel ayıbıdır bu- değer verdiler. Bunu Laz, Kürt, Türk, Hemşinli müzisyen olarak algılamamak lazım. Yaşarken değerini bilmemekten bahsediyorum. Sonuç itibari ile Karadeniz’den öyle bir sanatçı çıktı ki, Kürdü de dinledi Laz’ı da Hemşini de Türkü de. Yaptığı müzik ile herkesi bir çatı altında topladı. Newroz’a gitti, Laz kimliğiyle orada şarkılarını seslendirdi, yaptığı şeyin arkasında durdu, geri adım da atmadı. Selda Bağcan, Ahmet Kaya gibi özgün müzik yapan sanatçıları dinleyerek büyüdük. Daha sonra Kazım ağabey ile tanıştık. 1996 ya da 97’de ilk defa Kazım ağabeyin bir kasetinde kendi anadillimde bir şarkı dinledim.

Çernobil, Irak Savaşı, buzağı üzerine şarkılarınız var.  Bir hikaye anlatımı da mevcut sözlerde aynı zamanda. Nasıl bir motivasyonla ortaya çıkıyor bunlar?

Kibar: Bu şarkıların hepsi politik bir durumun ürünü. Patlamamın Karadeniz’de bıraktığı etkileri gördüğümüz için Çernobiller olmasın dedik, Irak Savaş’ı saçmalık olarak gördüğümüz için orada yaşayan bir çocuğun savaş yüzünden çocukluğunu yaşayamamasına onun gözünden baktık. Buzağı (Horte) da kendi çocukluğumuzda yaşadığımız bir hikaye aslında.

Çelik: Buzağının bağlanmışlığı ile ilgili. Horte’nin, annesinin sütünü içmesi lazım, çünkü küçük. Sütü içerse bu sefer de sahibi annesinden bir şey alamaz. Ama Horte ne yapar eder ipini koparır ve gider annesinin memesine yapışır. O Horte’nin ipini koparış ve koşma anında bizim oralarda söylenen bir deyiş var; “Horte dzidze madzun tiyets”. Orada Horte’nin sahibine seslenirler, “Buzağı ipini kopardı, gidin alın. Sütünüzü bitirdi” diye. O deyişten yolla çıkarak bu Horte şarkısı yazıldı.

Kibar: Aslında bütün canlıları düşündüğümüz zaman biz yaşayabilelim diye Horte’nin yiyeceğini kesiyoruz. Biraz da bu düzeni ve içinde olduğumuz çarkı anlatıyor. Kısaca biz ipini koparan Horte’nin tarafıyız.

Meluses ismi nereden geliyor?

Kibar: “Bizim Işığımız” anlamına geliyor. Tekilliği değil çoğulluğu çağrıştırmasını istedik. Müziği biz yapıyor olabiliriz ama herkesi dahil etmek istiyoruz buna. “Sen, o, şunlar, bunlar değil; biz varız” diyoruz. O biz’in içinde sende varsın anlamında. Yanlış da anlaşılmasın, “biz bencilliği” değil bahsettiğimiz şey. Tam tersi. Bir kolektiflik anlamında…

Kendi anadillinizde müzik yapıyorsunuz 10 yıldır. Bunda ısrarcısınız da. Hemşince yok olma tehlikesi altında olan diller arasında.

Kibar: Annemle Hemşince konuşuyoruz. Yeni nesil konuşuyor mu, bunu kestiremiyorum. Konuştuğuna da çok şahit oldum diyemem. Biz kendimiz sanat yaparak bir katkı sunuyoruz. Şarkılarımızı kendi anadillimizde yazıyor ve söylüyoruz.

Çelik: Biz zaten Hemşince biliyorduk. Maruz kalıyorduk çünkü. Ama maruz kalmayan birinin Hemşince’yi bilmesi zor. Evde Hemşince’ye maruz kalmasa çocuklar öğrenemez anadilini. Ya da ortaya şöyle bir durum çıkacak: “Anlayabiliyorum ama konuşamıyorum.” Tabi hiçbir şey yok diyemeyiz. Dil bilgisi kitabı çıktı. Kurs açıldı. Küçük Prensi çevirdi bir ağabeyimiz. Hemşince müzik yapanlar var bizim gibi. Daha çok anonim eserler üzerinden gidiliyor. Hemşince müzik yapan arkadaşlardan bizi ayıran bir durum da şu, biz kendimiz yazıyoruz. Bu da dile başka bir katkı. Üretiyoruz. Şu anda çocuklara Hemşince isim koyma modası var. Peki, Hemşince isim koyuyoruz da Hemşinceyi ne kadar öğretiyoruz? Bu soruyu herkesin kendisine sorması lazım. Ama işin asıl önemli tarafı Hemşince üzerine akademik çalışmaların yapılması.

Aynı zamanda bir şarkınızın da ismini taşıyan, Hemşince’de “kırmızı renk” anlamına gelen Garmi’nin size hissettirdiklerini Türkçe “kırmızı” hissettiriyor mu?

Kibar: “Kırmızı” dediğim zaman benim için çok bir şey ifade etmiyor. Ama “Garmi” dediğim zaman bambaşka bir anlam ve duygu oluşuyor bende. Çocukluktan kalma, bende Hemşince bir renk takıntısı var. Bütün renkler bende Hemşince oluşmuş. Çocuklukta yaylaya gittiğimiz arabanın ön kısmı kırmızıydı. Mesela o geldiği zaman “Aa! Kırmızı dolmuş geliyor” demiyorduk.  Onun için de Garmi’nin bende kırmızıdan daha fazla anlamı var. Diğer bütün renkler de aynı şekilde. Arkadaşımız Gürcü bir arkadaşına şu soruyu sormuştu: “Hayal dünyanda, kendi içinde kaldığın zaman, kendinle Gürcüce mi konuşuyorsun?” Onun da cevabı şöyle olmuştu: “Hiç düşünmedim.” Sonra ben de bu soruyu kendime sordum. Fark ettim ki ben Türkçe düşünüyormuşum. Bu soruyu içimde kendime yöneltirken bile Türkçe yöneltiyordum. Ondan sonra egzersiz yapmaya karar verdim. Bir şeyi düşünürken Hemşince düşünmeye ve hayal etmeye başladım. Ghadulik (Rengarenk) o dönemde yazdığım bir eser mesela. Ondan sonra yazdığım birçok eserde Hemşince düşünmeye özen gösterdim. O derinliği yakalamak adına. Önemli bir soruydu ufkumu açmıştı.

Çelik: O derinliği bildiğin için sana gelişi farklı oluyor. Türkçe gibi olmuyor. Alt metninde kırmızı, kırmızı olmuyor benim için. Kırmızı orada “Garmi” diye çınladığın zaman flashback seni o anlara götürebiliyor. Hemşincenin bir kelimesi bizi bambaşka bir yere götürebiliyor. Ama Türkçenin bizde öyle bir durumu olmuyor. Kırmızı kamyondan, annen ile çocuklukta kurduğun o ilişki, arkadaşlarında oynadığın oyunlarda kullanılan o kelimeler ya da konuşmalar gibi…

Yeni bir albüm çalışması var mı?

Çelik: Single çalışmamız olacak. Her şey çok hızlı tüketiliyor. Mağruf ile sohbetimizde de söylemiştim, bu kadar şarkı kullanmayalım. Tabi bizim için bir mutluluktu. Benim anlatmak istediğim başka bir durum. Bir albüm alırsın ve içinde bir iki şarkı dinlersin. Mesela biz 10 yılda ancak bütün şarkıları sevdirmişiz. (Gülüyorlar) Onun için de üçlü bir max single çıkarmayı düşünüyoruz. Hazırda bestelerimiz var, sadece aranjman kısmı bizi tedirgin ediyor. Ama Mart ya da Nisan ayında yeni şarkılarla geleceğiz.

10’uncu yıl konserinizi yaptınız. 10 yıl nasıl geçti sizin için?

Kibar: İlk grubu kurduğumuzda çok serttik. Müziğe aşıktık. Halen de aşığız tabi. Ama o zamanlar sabahlara kadar oturup müzik konuşuyorduk. Tartışıyorduk. Hopa’dayken arkadaşlarımızla beraber oturup konuşacağımız, yapmak istediklerimizi birbirimize açacağımız, üzerine tartışabileceğimiz bir alan bile yoktu. İstanbul’a gelince Pink Floyd ile tanıştım. Biz gerçekten Anadolu’dan gelen taşralılardık. Müziğimizle 10 yılı geride bıraktıysak bizim için büyük bir başarı.

Çelik: Biz dağılamadık, kuzendik. Kan bağımız var. Minimal anlamda 10 yılı geride bırakmamızın bir nedeni de akrabalık bağları. 10 sene geçmiş, keşkelerimiz yok mu? Muazzam keşkelerimiz var. Yapmak istediğimiz şeylerin daha fazlasını yapabilirdik. Daha fazla üzerine düşebilirdik. Biraz da hayal gibi geliyor dönüp baktığımızda. İnsanların şarkılarımızı ezbere söylemesi bambaşka duygular hissettiriyor. En son konserde Mağruf’a dönüp “Şarkılarımızı söylüyorlar” dedim. 10. yıl konserimizde gelen dinleyicilerimiz albümlerdeki bütün şarkıları ezbere söylüyorlar. Her yaş grubundan insan dinlemeye gelmişti. İçeride yer kalmadığı için dışarıda kalanlar oldu. Ama uzun yıllar sonra ilk defa yüz yüze geldik dinleyicimizle.

Son söz?

Çelik: Bizi dinlemeye devam etsinler. Daha fazla insana ulaşmak istiyoruz. Mesela hiç Diyarbakır’da, Antep’te, Van’da, Adana’da, Mardin’de konser vermedik. Oralarda da konser vermek istiyoruz. Merak ediyoruz, onlar neler düşünüyor müziğimiz hakkında…


Meluses’e aşağıdaki sosyal medya hesapları üzerinden ulaşabilirsiniz.

Twitter

Instagram

YouTube

Previous post
İran'da yolcu uçağı düştü: 170'i aşkın kişi öldü
Next post
Cinsel saldırı, şiddet ve tehdide maruz bırakılan kadın: Tek istediğim adalet