Ana SayfaYazarlarElend AydınKimi şarkılar

Kimi şarkılar


Elend Aydın


Bu aralar kimi şarkılara takmış vaziyetteyim. Zaten mırıldanmıyorum bile, soranlara; “repertuarımı sıfırladım yeni şarkılar arıyorum” diyorum, özellikle de Zazaca ve Soranice eserlerin peşindeyim. Ama henüz aradıklarımı bulmuş değilim.

Neyse. Mesela; “Bir akılsız baştan gayrı ne’m kaldı” diyen şarkı-türkü; istendiği kadar ulvi, tasavvufi ve felsefi anlam yüklemesi yapılmaya çalışılsın hiç hayra alamet değildir arkadaşlar! Bunca fırtınanın, düş ve acının ardından bize kalan; yalnızca “akılsız bir baş” olamaz, olmamalı. Hem, egemenleri rahatsız etmeyi başaran “bir baş” olmayı sürdüren başlarımıza asla öyle bir hakaret ve haksızlıkta bulunmamalıyız. Yani, “baş” eğer gerçekten “baş” ise asla “akılsız” ve ah-vah edecek bir mevzu olmaz, olmamalı.

Tam burada o Fransız devrimciyi hatırlamamak olmaz. Giyotin başını uçururken; ağzından şu son cümle fırlayarak kanatlanıyor: “Ah! Bu başta çok güzel şeyler, düşler vardı.”

Konumuzu dağıtmayalım değil mi? Şarkıları dinlerken şöylesi haller yaşıyoruz. Habire cevaplar yetiştiriyor, itirazlarda bulunuyorum. Mesela şimdi “Mirê min…” (Ozan Maruf) şarkısı çalınıyor bir yerlerde ve başlıyor bendeki itirazlar: Tamam, anladık! Olay tarihi, ciddi ve yaralayıcıdır ama bu kadar uzatılmaz ki… vs. vs.

Yani şarkıları dinlemiyor, cebelleşiyorum onlarla. Çünkü anladım ki şarkılar sadece “şarkı” değildir. Tarihsel, toplumsal, sosyo-psikolojik kodlardır.

Misal, mutlu şarkılarla büyüyen bir çocukluğun kodları daha farklı, daha şen ve ferah olur muhtemelen. “Ama hayat mutlu değil ki, şarkılar nasıl mutlu olsun?” sorusunu da ben soruyorum arkadaşlar, siz zahmet etmeyin. Ki bu vakte kadar da bu sorunun kodladığı otomasyonla ilişkileniyordum şarkılarla. Ama artık bitti. Cevabım ise şu: Eğer şarkılar hayatın basit bir kopyasıysa, “şarkı” değildirler. Hayat zor ve meşakkatlidir diye şarkılar da öyle olmak zorunda değildir.

Peki şarkılar, tümüyle hayat, gündem ve vaziyet dışı, mesela uzaylılar ya da galaksilerle ilgili mi olsun? Tabi ki hayır, lakin şarkılar; nefessiz bırakan Ortadoğu cenderesindeki hayat gibi gözleri kızartan, kanatları kırıp takatsiz bırakan bir “durumda” olmamalıdır.

“Tamam da, devrimci şarkılar zaten bu işi yapıyor” diyor penceredeki güvercin. “Hayır” diyorum güvercine. “Onlar da çok fazla yüksekten atıp tutuyor, olmayan zaferlerin piyanosunu çalıyor.”

Demek ki şarkılar hem gerçekçi, hem düşçü, hem neşeli, hem hüzünlü olmalı. Ama ille de devrimci olmalı, pes etmemeli, yeni duygu ve düşünceler yeni ruhsal yolculuklara uğurlamalı bizi. Acı ve kederin ağırlığı bu kadar yoğunca ve 7/24 vurgulamanın gereği yok. Onlar zaten hep varlar, oradadırlar. Ama şarkılar ah şarkılar! Onlarla asi kuşlara dönüşmeliyiz, sobeleyen çiçeklere, tarihle bugün arasında salıncak kurup cesurca sallanan haylaz çocuklara, bilge yetişkinlere.

Tam burada, Sivas Katliamı’nın bizden aldığı Ozan Mahzuni’nin oğlu Mazlum Çimen’in o muhteşem eseri çalınıyor.

Previous post
Sudan'da askeri uçak düştü: Dördü çocuk 18 kişi hayatını kaybetti
Next post
Kayyum araştırması: Destek yok, atamalar seçmenin siyasi tercihini etkilemiyor