Ana SayfaManşetUnutturmaya karşı bir direniş alanı: 23,5 Hrant Dink Hafıza Mekânı

Unutturmaya karşı bir direniş alanı: 23,5 Hrant Dink Hafıza Mekânı

HABER MERKEZİ – Hrant Dink cinayetinin üzerinden 13 yıl geçti. Dink’in 19 Ocak 2007’de önünde öldürülmesiyle toplumsal hafızaya yerleşen İstanbul Şişli’deki Sebat Apartmanı’nda bulunan Agos gazetesinin eski çalışma ofisinde açılan 23,5 Hrank Dink Hafıza Mekânı’ndan Nayat Karaköse ile mekânın kurulma sürecini ve ana anlatıcısı olan Dink’i konuştuk.


Söyleşi: Neğşirvan Güner


23,5 Hrant Dink Hafıza Mekânı nasıl bir fikirle ile kuruldu?

Burası aslında Agos Gazetesi’nin ofisi. 1999 yılında Agos gazetesi bu binaya taşındı. Hrant Dink Vakfı 2007 yılında kuruldu ve faaliyetlerini 2015 yılına kadar bu bina da devam ettirdi. Hem Agos gazetesinin, hem de Hrant Dink Vakfı’nın artan kadro ve genişleyen projelerden dolayı iki kurumun burada birlikte çalışması zorlaştı. Yeni bir mekan arayışına geçtik.

Tabii o dönemde şöyle bir soru ile karşılaştık: Peki burayı ne yapacaksınız? Burası önemli bir mekan, her açıdan sembolik bir anlamı var. Agos’un yeşerdiği, üretiği, toplumsal dönüşüme katkı, sağladığı bir ümit mekanıydı. 19 Ocak’ta Hrant Dink bu binanın önünde öldürüldü. Sebat Apartmanı birden bire kamusal bellekte, toplumsal vicdan da sembolik, özel bir anlama sahip oldu. Biz de bunun farkında idik. Dolayısıyla burada bir hakikat, hafıza ve anılar var. Bunu muhafıza etmenin, yaşatmanın ama yaşatırken de üzerine yeni bir şeyler koymanın peşine düştük.

Nayat Karaköse

Bir hafıza mekânı yaratma fikri, Agos’un taşınması gündeme geldiği zaman ortaya çıktı. Ve dedik ki: Bizim öğrenmeye ihtiyacımız var. Hafıza mekânları üzerine az çok araştırma yapmıştık. Hafıza mekânı yaratma fikri, çok eskilere dayanıyor. 2008 yılında yönetim kurul üyeliği de yapmış sevgili Ayşe Gül Altınay Uluslararası Vicdan Mekanları Koalisyonu’nun bir toplantısına katıldıktan sonra vakıf da Hrant Dink’in sözünü, anısını yaşatacak, hayatını yansıtacak bir vicdan mekânı, hafıza mekânı kursa önerisini sunmuştu, vakfın planları arasında hep vardı.

Agos ve vakfın Sebat Apartmanı’ndan taşınması gündeme geldiği zaman ise artık bu fikri hayata geçirmek için gereken adımların atılmasına karar verildi. Nedir hafıza mekânları: Toplumsal bellekte, önemli bir yer edinen, kimi zaman farklı farklı yaşanmışlıkları olan -illaki hepsini negatif olması gerekmiyor- Holokost Kampları, darbe süreçlerindeki hapishaneler ya da devrimin yaşandığı bir meydanı da pozitif anlamda hafıza mekânı. Dünyada farkılı örnekleri de var. Bunlar hissettiren, yüzleştiren, bilgilendiren, alternatif söylem üreten, diyalog ortamı sağlayan, bir şekilde insanların çeşitli haksızlıklar karşısında harekete geçirmeyi, dönüşüme katkı sağlayan mekânlar. Bu anlamda biz de burası bir hafıza mekânı olabilir ve en önemli misyonu aslında, Hrant Dink’in savunduğu demokrasi, insan hakları, barış, adalet, eşitlik gibi evrensel değerleri geniş kitlelerle buluşturmak.

Bu süreçte nasıl bir yol izlediniz?

2015 yılında somut olarak başladık. Dedik ki: Bizim öğrenmeye ihtiyacımız var. Çünkü hafıza mekânlarının Türkiye’de bir örneği yok. İlk iki yıl bir hazırlık süreci geçirdik.

Birincisi; farklı ülkelerdeki deneyimlerden yararlanmak, öğrenmek. Dünyanın farklı noktalarındaki Avrupa, Güney Afrika, Güney Amerika, Amerika, Balkanlar gibi ülkelerdeki hafıza mekânlarını ve zor geçmişlerle geçen müzeleri ziyaret etmek. Buralarda konuların uzmanları ile -sadece pasif bir ziyaret değil- bire bir görüşmeler yaptık. Küratörlerle, mimarlarla, eğitim programları koordinatörleri gibi aklınıza gelebilecek kim var ise onların deneyimlerinden yararlandık, görüştük. Ne iyi işliyor, ne iyi işlemiyor. Bunları konuşmak, anlamak ve bu mekânlardan öğrenmek.

İkincisi; hafıza mekânlarının, geçmiş ile yüzleşmeye, toplumsal barışa, demokratikleşmeye ne gibi olumlu katkıları olabilir ve bunu tartışmaya açmak istedik aynı zamanda.

Yurtdışında olağanüstü insanlarla tanıştık. Onları Türkiye’ye davet ettik. Panel serileri düzenledik. Zor geçmişlerle yüzleşen, hafıza mekânları, müzeler hatta sivil toplum kuruluşlarından 30’a yakın uzman çağırdık. Onların yaşadıkları deneyimleri ve çalışmalarını dinledik. Gelen herkesi Agos’un ofisine davet ettik. Birlikte hayal kurduk. Biz niyetimizi anlattık. Sizler neler önerirsiniz dedik ve sorular sorduk. Bize çok yardımcı oldular.

Üçüncüsü; katılımcı bir süreç geliştirmekti amacımız. Farklı farklı yaş gruplarından, ideolojilerden, kimliklerden, disiplinlerden kişileri bir araya getirip, Agos’ta ağırladık. Onlara sorduk: Ne görmek istersiniz ya da ne görmek istemezdiniz burada diye. Ne sizi rahatsız eder, nasıl bilgiler öğrenmek istersiniz gibi sorular sorduğumuz 200 kişi ile görüştük. Katılımcıları sadece İstanbul ile sınırlamadık. Hatay, Mardin, Ankara gibi bir çok şehre gittik. Önerilerle çoğaltık, öğrendik ve 23,5 Hrant Dink Hafıza Mekânı’nın iskeletini ortaya çıkardık.

Bu iki – iki buçuk yılık sürecin ardından da somut olarak, içerik değiştirme, tasarım, mimari tasarım, söylem geliştirmek gibi bir çok farklı detayı içeren bir kurulum aşamasına geçtik. Yaklaşık 4 buçuk yılık bir sürecin ardından da 17 Haziran 2019’da kapılarımızı açtık.

Zorlu bir deneyim oldu mu sizler için? Çünkü Türkiye’de ilk ve tek…

Sürecin kendisi başlı başına zordu. Çünkü Türkiye’de olmayan bir şeyi yapacaktık. Bir sorumluğu da vardı. Örnek olmasını ve ilham vermesini istiyorduk. “Anlatımı nasıl olsun?” sorusu bizim için bir mesele idi. Gelen bütün bu önerilerden ortak talep Hrant Dink’in çok özel, yapıcı, barışçıl, “Hrantça” olan dilini burada hissettirmekti. Bunu devam ettirmek ve mekân içerisinde anlatıcı o olsun. Şu anda mekânın ana anlatıcısı Hrant Dink.

Gelen ziyaretçilerden nasıl tepkiler alıyorsunuz? Kimlerin yolu buraya düşüyor?

Çok çeşitli bir ziyaretçi kitlemiz var. Farklı yaş gruplarından, Türkiye’nin birçok yerinden ve yurtdışından, diasporadan gelen kişiler ziyaret etti. Hrant Dink’i çok tanımayanlar ama meraktan gelenler, çok iyi tanıyarak, farklı farklı yönlerini keşfederek çıktıklarına şahit olduk. Duygulananlar var ama güçlenerek, ilham alarak çıktıklarını söylüyorlar. Hafıza mekânları üzerinden atölyeler düzenliyoruz. Hafıza alanında çalışmaya başlayan, bu alana ilgi duyan daha fazla öğrenci, akademisyen var. Bu da umut verici açıkcası. Çünkü hatırlamak bir çeşit direnmek.

Aynı zamanda 23,5 Hrant Dink Hafıza Mekânı için 80 sayfalık bir raporu hazırladınız. Raporda, “Her toplumda ‘öğrenilen hatırlamalar’ olduğu gibi, yok sayarak veya karşıt bir söylemin üretilmesiyle ‘öğretilen unutmalar’ da vardır” diyorsunuz. Bu ifadeyi bize açabilir misiniz?

Bu her toplumun gerçekliği sadece Türkiye’de değil, dünyada da toplumsal hafızadan silinen, hakikatler var. Devletin farklı ideolojik aletlerini kullanarak oluyor. Eğitim sistemi, medya, resmi tarih, resmi söylem. Bütün bunlar birleşince öğretilen unutmalar da yaratılıyor. Bir şeylerden hiç bahsedilmiyor, hiç bilinmiyor. Biz bugün farklı farklı toplumlarda çeşitli nesilleri suçlayınca aslında bazen yanlış yapıyoruz. Çünkü bir bilgiye ulaşmadığımız zaman, tanımazsanız, bilmezseniz bunun suçlusu siz değilsiniz. Delinmemiş, anlatılmamış, tanışılmamış, aktarılmamış bir hakikat var. Üzeri örtülmüş.

Eğitim sisteminde bu daha çok ortaya çıkıyor. Bilinmeyen şeyler bazen insanları korkutuyor, düşmanlaştırıyor. Kutuplaştırmaya neden oluyor. Dünya tarihine baktığımızda hep böyle yaşanmış bu süreçler. İşte bu mekânlarda zor geçmişle yüzleşen müzeler veya diğer hafızalaştırma çalışmaları da aslında bu açığı kapatan alternatif söylem üreten, yeni bir söylem öneren, ziyaretçiyle, diyalog ve iletişim kuran mekânlar haline dönüşüyor. Bu mekanların bilgiyi didaktik olmadan, bir şeyi empoze etmeden sunması önemli.

Şunu da eklemede fayda var; hafıza mekânları ya da zor geçmişle yüzleşen müzeler cevaptan çok sorudur. Biz buradan ziyaretçilerin yeni sorularla çıktıklarını da görüyoruz. Hafıza mekânına baktığımızda buradaki her video bir soru ile başlıyor. Hrant Dink de zaten kendi argümanlarını anlatırken, soruları çok doğru yerde kullanan bir insan.

Hatırlamak unutmaya karşı bir direniştir” dediniz. Hatırlamak nasıl bir direniş, unutmaya karşı?

Aleida Assmann’ın önermesi bu, o bir tanımlama yapıyor. Hatırlamak belli bir çaba gerektiriyor. Unutmak aslında kendiliğinden oluyor. Hatırlamak daha aktif bir eylem gerektiriyor. Dolayısı ile biz hatırladıkça, hatırlattıkça, bütün o unutturmalara karşı bir direniş sergiliyoruz. Hafızayı muhafıza ediyoruz. Üzerine yeni bilgiler ekliyoruz. Çünkü mesele sadece geçmişi hatırlamak değil, geleceği “hatırlamak” çok önemli. Geçmişte yaşananların bu günün geleceği olmasını istemiyoruz. Hatırlamakta hem bu istememeye karşı hem direnmek hem de dönüştürücü bir etkisi var.

Hrant Dink’in öldürülmesinin üzerinden 13 yıl geçmesine rağmen dava halen devam ediyor. Peki, bu süreçte neler değişti?

Dava halen devam ediyor. Bu davanın aydınlatılması Türkiye’nin demokratikleşmesine sunulacak en büyük katkılardan bir tanesi. Bir şekilde hakikat ortaya çıktığı zaman yüzleşme başka bir boyutta kazanacak. Demokratikleşme ve toplumsal barış içinde bir umut olacak insanlarda. Hrant Dink davasının sonuçlanması salt aile için bir gereklilik değil. Bu toplumun bir ihtiyacı. Zaten anmalara gelen insanlarda hep bunu dillendiriyorlar. Hrant için ama adalet için. Adalet, bu ülkenin adaleti için.

Bundan dolayı da çok kritik bir süreç. 13 yıl da birçok şey yaşandı ama vakıf da 13 yaşında olacak. Birazda bundan bahsetmek gerekiyor. Hrant Dink Vakfı’nın yaptığı birçok çalışma, demokratikleşmeye, insan haklarının genişletilmesine, toplumsal belleğe ve adalet arayışına katkı sunuyor. Dolayısıyla umutsuz da değiliz. Türkiye’de dönüşüm aktörü olmak, fark yaratmak isteyen birçok insan var. Bu yıl da biliyoruz ki birçok insan bu sene bu binanın önüne toplanıp hem Hrant Dink’i anacaklar hem de yineleyecekler.

17 Haziran 2019’da açılan 23,5 Hrank Dink Hafıza Mekânı‘nda, “Çok Amaçlı Etkinlik Alanı”, “Koridor”, “Tırttava”, “Tuvalet Korosu”, “Agos”, “Atlantis Uygarlığı”, “Güvercin Tedirginliği”, “Adalet Arayışı”, “Tuz ve Işık”, “Büyükelçilik Kurma Projesi” isimli 10 oda bulunuyor.
Sergi tasarımı ve kürasyonu Hrant Dink Vakfı ekibi tarafından yapılan hafıza mekânında, 60 adet video, yüzlerce fotoğraf, Agos’un 2007 tarihine kadarki tüm arşivi, farklı tekniklerle ziyaretçilerle buluşturuluyor.
Girişlerin ücretsiz olduğu mekânda videolar sesli rehber aracılığıyla Türkçe, İngilizce ve Ermenice olarak izlenebiliyor.
Mekân Salı, Çarşamba, Perşembe ve Cuma günleri 10.00-17.00 saatleri arasında, Cumartesi ve Pazar günleri ise 10.00-18.00 saatleri arasında ziyaret edilebilir.
Previous post
8 gündür kayıp olan Keldani çiftin oğulları Papaz Diril: Hayatta olduklarını umuyoruz
Next post
Niçin hedef seçildim? – Hrant Dink