Ana SayfaÖzel6 elma, bir telefon ve bir de kar var tabi…

6 elma, bir telefon ve bir de kar var tabi…


Reyhan Hacıoğlu


“Şartlar ve koşullar ne olursa olsun senden hep haber alma gayreti içerisinde olacağım. Fiziki ayrılıklardan sonra eteklerimizde keşkeler kalsa da ben bir gün bu duvarları yıkacağımız inancındayım…” diyor mektubunda. Duvarlar, fiziki ayrılıklar, koşullar, şartlar, mekanlar, insanlar…

Görmüyor, duymuyorsun ama bahar geliyor kadın. Ve bilmem kaç yüz milyon kez geçtiğin yollar şimdi yine sensiz çiçek açmaya hazırlanıyor. “Ben yedi yaşındayken bir kere öldüm ve sonra yaşıyormuş gibi yaptım” diyordu ya başka bir kadın. Sen hiç ÖLME emi…

Acıdan canı yerle bir olurken, doktora 10 üzerinden 8 demişti. Sonra acısını neden sakladığını soran adama, “Sana bıraktım. Çünkü sen gidersen ben ölürüm, bu acı daha ağır olur” demişti. Ve bu film çok dokunmuştu o zaman hasta olan bedenine. Sen hiç sevdiklerini KAYBETME emi…

Lila mıydı kazak? Evet evet, V yakaydı ve L olmalıydı bedeni. Zaten uzun bir kadındı o da. Bir de kasketi vardı, ona çok yakışan. Kazara daldığım o daracık “odada”, masada duvarda fotoğraflarını görür görmez tanımıştım. Bu oydu… Ama kazak sürprizdi doğrusu. Yıkanmamış, bir daha giyilmeyecek ve sahibi ömür billah dönmeyecek bir kazak… Akşam birlikte yatılan, sabah itinayla başucuna konulan. Senin sevdiklerin hiç YAKILMASIN emi…

Soğuktur oralar. Annem ilk zamanlar hayli ağlamış, “O soğuğa gelemez” diye. Abim, “Ne yaptın anne, devlet orası, sence soğuk olur mu” demiş avunsun diye. Bunu anlattığı telefon görüşmesinden birkaç saat önce buz gibi sandalyelere bir nebze ılık olsun diye konulan minderler “zorla” toplanmıştı! Gülmüş, “İyi etmişsin, bari o üşümesin” demiştim… Sevdiklerine hiç kimse ama hiç kimse EL UZATAMASIN emi…

Sesi bir hayli kırgın, öfkeli, üzgün ve hüzünlüydü. Belli ki geceden yatmamıştı. Sonuçta en sevdiğini bir daha yanında görememek hükmü okunmuştu önceki gün. “Öyle susmak öyle susmak istiyorum ki gökler ayrılsın, tufan kopsun” diyordu… Bazen, evet evet bazen onca söz vardır da siz sadece seçe seçe “haklısın”ı seçersiniz çaresizlikten… Sen hiç ÇARESİZ kalma dilerim emi…

“Sakın ama sakın yolda durup dinlenme, hep yürü” demişti bana. Tabi o zaman daha “delikanlıydım” ve ne demek istediğini anlayamamıştım. Ta ki o gün yolda kalana kadar. Meğer durmak, üşümek ve ölmekmiş. Ama bilsen nasıl tatlı bir uyku. Herkes her şeyini bırakmıştı da bir Süleyman amca 6 elma olan poşetini bırakmamıştı. Tam 6 tane. Oysa ölen eşini çık, engelli çocuklarıyla birlikte bir tomar insan vardı evde. Tabi ben o zaman henüz onluk sisteme geçmemiştim. Meğer bir düzine “aç insan” varmış Süleyman amcanın evinde. 6 elma…

Çok düşündüm insan niye bırakmaz ki, sonuçta yolda kalmışsın, daha 5 kilometre yolun var ve fırtına da diz boyu. İnsan bırakmaz mı! Sonra, çok sonra büyüyünce tabi anladım olayı. Meğer çaresizlik ne kötüymüş… Ve karda üşümek. Üşüyerek ölmek, çaresizce ve “ihmalkarca”. Senin sevdiklerin hiç DONARAK ya da AÇ ölmesin emi…

Sesini o kadar çok duymuştum ki. Artık “duymayayım” isterdim. Günler geçiyordu. TRT 60 kişinin “etkisiz hale” getirildiğini geçti önce ve saat 21:30’du, iyi hatırlıyorum. Tesadüfen görmüştük. Sonra ortadan kayboldu haber… Ta ki ertesi sabah bir bir düşene kadar resimler: Lila kazağı saklayan kadının teyzesi, kardeşini bir daha göremeyecek kadının kardeşinin arkadaşı, soğuktan ayaklarını karnına çeken babanın oğlu, üstüne kar yağan adamların köylüleri, evleri depremde yerle bir olan kadınların komşuları, acıdan ölen kadının sevdiği, henüz anne karnında olan çocuğun babası, hepsi ama hepsi meğer ya(kıl)(n)mış o gece…

O yüzden sen sen ol, dilerim hiç yaşama YANMA ACISINI ve yaşadınsa da UNUTMA emi… Mektuplar yazma adressiz, duygular yaşama tarifsiz.

Ve bu öyle bir şey ki, acı değil acıdan öte bir şey dile gelmeyen, gelemeyen, borçlu olunan. Adını sen koy artık…

Bütün “kayıplara” saygı ve özlemle…

Previous post
Takındığımız gülünç koşumlarımız
Next post
Onlarca ilde kar nedeniyle eğitime ara